KTUN GCRIS Premium Database
The scientific memory of Konya Technical University. Publications, projects, and researchers—all in one place. The heart of open science beats here. 'Open Science. Visible Impact.'

Most Viewed Publications
Design and Implementation of Internal Logistics System in a Vehicle-Mounted Crane Manufacturing Company
Master Thesis
26
Konya Tarihi Kent Merkezinde Meydana Gelen Değişimlerin Yerin Ruhu Kavramı Üzerinden Değerlendirilmesi
Master Thesis
21
Kenevir Lifli Kompozit Malzemelerde Farklı Bağlayıcıların Isı, Nem, Yangın ve Ses Performansına Etkisi
Master Thesis
17
Homemade Dip Coating Machine for Thin Films
Conference Object
15
Most Downloaded Publications
Deprem Etkisi Altında Mevcut Betonarme Binaların Değerlendirilmesi ve Güçlendirme Teknikleri Maliyet Analizlerinin Karşılaştırılması
Master Thesis
139
Recent Submitted Publications
Krom (VI) ve Metilen Mavisi Gideriminde Adsorban Olarak Volkanik Tüf Kullanımı
(2025) Harun, Seud Alı; Deveci, Hüseyin
Heksavalent krom (Cr (VI)) ve metilen mavisi (MB) gibi toksik kirleticilerin sulu çözeltilerden uzaklaştırılması, çevre ve sağlık üzerindeki zararlı etkileri nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, doğal olarak bulunan ve uygun fiyatlı bir malzeme olan volkanik tüfün, sulu çözeltilerden Cr (VI) ve MB'nin giderilmesi için bir adsorban olarak potansiyeli araştırılmıştır. pH, zaman, adsorban miktarı, başlangıç adsorbat konsantrasyonu ve sıcaklık gibi proses parametrelerini optimize etmek amacıyla modifiye edilmemiş (Normal), asitle modifiye edilmiş (AT) ve bazla modifiye edilmiş (BT) tüf kullanılarak kesikli adsorpsiyon deneyleri gerçekleştirilmiştir. Cr (VI) giderimi için pH=2, 20 ppm Cr (VI) konsantrasyonu, 0,1 g adsorban, 25 °C ve 60 dakika'lık optimum koşullarda, asitle modifiye edilmiş tüf en yüksek verimliliği (%25,01) göstermiştir. Optimum koşuldaki Cr (VI) giderimi için denge verileri Temkin izoterm modeline (R2=0,985) uymuş ve proses kinetiği, hız sınırlayıcı adımın kemisorpsiyon olduğunu gösteren sözde-ikinci-derece model (R2=0,994) ile uyumlu bulunmuştur. MB giderimi için 10 ppm MB konsantrasyonu, pH=5, 0,2 g adsorban, 25 °C ve 60 dakika'lık optimum koşulda, bazla modifiye edilmiş tüf maksimum verimlilik ve neredeyse tam giderim (%100) sergilemiştir. MB adsorpsiyon kinetiği de sözde-ikinci-derece modeli (R2=0,9989) desteklemiş ve denge, tek tabakalı adsorpsiyonu işaret eden Langmuir izotermi (R2=0,992) ile en iyi şekilde tanımlanmıştır. Taguchi optimizasyonu, Cr (VI) giderimi için pH ve başlangıç konsantrasyonunun (sırasıyla %47,18 ve %27,27 katkı) en önemli faktörler olduğunu, buna karşın MB gideriminde sıcaklık ve başlangıç konsantrasyonunun (%47,74 ve %33,46 katkı) baskın olduğunu doğrulamıştır. SEM, XRD ve FTIR analizleri, kimyasal modifikasyonun alüminosilikat yapısını değiştirerek yüzey reaktivitesini artırdığını doğrulamıştır. Bu çalışma, volkanik tüfün katyonik boyalar ve anyonik ağır metalleri içeren atık su arıtma uygulamaları için umut verici ve düşük maliyetli bir adsorban olduğunu öne sürmektedir.
Entegre Et ve Süt Ürünleri Tesislerinde Enerji ve Madde Geri Kazanımında Biyodizel Eldesi
(2025) Yılmaz, Cemre; Erdirençelebi, Dilek
Fosil yakıtlara çevre dostu alternatif olarak biyodizel yakıtlar bitkisel ve hayvansal yağlardan farklı metotlar ile üretilebilmektedir. Bazı sektörlerde ortaya çıkan hayvansal atık yağlar biyodizel üretiminde kullanılarak geri kazanılabilmekte ve çevre dostu yakıt olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmada entegre et ve süt ürünleri üretimi tesisinden oluşan atıksuda bulunan hayvansal atık yağın ayrıştırılması ve biyodizel üretimi araştırılmıştır. Ham yağ önce et ve süt atıksularının birleştiği noktaya yağ ayırma havuzu yapılarak atıksudan ayrıştırılmıştır. Alınan bu hammadde daha sonra yoğunluklarına göre ayırma tankında posa, posa+su ve yağ olarak ayrıştırılmıştır. Bu işlem sonucunda %63-77 aralığında kullanılabilir yağ elde edilmiştir. Bu yağ dekantör santrifüj aracılığıyla katı (%37-49) ve sıvı (%14-20) faza ayrılmıştır. Yapılan tüm çalışmalarda 2-propanol (80°C), etanol (75°C) ve metanol (60°C) alkol ve reaksiyon sıcaklıkları kullanılmıştır. Serbest yağ asidi (SYA) %3,4 olan sıvı yağ ile 20, 25, 30, 35 ve 40:1 alkol:yağ mol oranları, 2, 4 ve 6 sa reaksiyon süreleri ile transesterifikasyon işlemi gerkçekleştirilmiştir. ASTM D6751'e göre tüm koşullarda; EN 14214'e göre 2-propanol (20:1-6 sa; 25:1-4/6 sa; 30:1-4/6 sa; 35-40:1-6 sa), etanol (30:1-6 sa; 35-40:1-6 sa) ve metanol (35-40:1-6 sa) koşullarında uygun sonuç elde edilmiştir. Elde edilen uygun koşullarda birim maliyetler metanol ile 0,97-1,00 $/L, etanol ile 1,24-1,46 $/L, 2-propanol ile 1,78-2,80 $/L biyodizel aralığında elde edilmiştir. SYA %9,7 olan katı yağa doğrudan asit katalizli ve iki aşamalı esterifikasyon ve transesterifikasyon işlemleri uygulanmıştır. Doğrudan katalizli işlemde H₂SO₄ (%5, 7, 9), 48 sa ile ASTM D6751'e göre tüm koşullarda; EN 14214'e göre her üç alkol için 30:1 mol oranında ve %7 ve 9 H₂SO₄ ile uygun sonuç elde edilmiştir. Elde edilen uygun koşullarda birim maliyetler metanol ile 0,95-1,01 $/L, etanol ile 1,50-1,51 $/L, 2-propanol ile 2,56-2,58 $/L biyodizel aralığında elde edilmiştir. İki basamaklı esterifikasyon ve transesterifikasyon işleminde 1. aşama; 2-propanol (6 sa, %3-4 H₂SO₄; 9:1-12:1), etanol (5 sa, %2-3 H₂SO₄; 9:1-12:1), metanol (4 sa, %1-1,75 H₂SO₄; 6:1), 2. aşamada hepsinde metanol 6:1,%0,5 KOH, 2 sa ile EN 14214 ve ASTM D6751'e uygun sonuç elde edilmiştir. Elde edilen uygun koşullarda birim maliyetler metanol ile 0,38-0,40 $/L, etanol ile 0,52-0,55 $/L, 2-propanol ile 0,76-0,82 $/L biyodizel aralığında elde edilmiştir. Tüm uygun koşullar içinde birim maliyetler metanol kullanılan sistemlerde 0,38-1,01 $/L, etanol 0,52-1,51 $/L ve 2-propanol 0,76-2,80 $/L biyodizel ile elde edilmiştir.
6 Şubat 2023 Depremlerinin Doğal Gaz Tüketimine Etkisi: Malatya Örneği
(2025) Odabaşı, Seçkin; Bildirici, İbrahim Öztuğ
6 Şubat 2023'te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, yalnızca fiziksel yıkımla sınırlı kalmamış; kentlerin enerji tüketim alışkanlıklarını da derinden etkilemiştir. Bu tezde, depremin Malatya'daki doğal gaz tüketimi üzerindeki etkisi incelenmiş ve afet yaşanmamış olsaydı ortaya çıkacak talep düzeyi LSTM tabanlı bir zaman serisi modeli ile tahmin edilmiştir.Çalışmada 2019-2023 dönemine ait aylık veriler (tüketim, abone sayısı, sıcaklık, HDD/CDD, tatil günleri ve gecikmeli tüketim) kullanılmış; mevsimsellik gösteren yapıyı doğru yakalamak için trigonometrik dönüşümler, hareketli ortalamalar ve lag değişkenleri modele eklenmiştir. Model, EarlyStopping ve ReduceLROnPlateau gibi modern optimizasyon teknikleri ile eğitilmiş ve R²=0,96 düzeyinde güçlü bir performans sergilemiştir. Elde edilen karşı-olgusal sonuçlara göre, Şubat–Aralık 2023 döneminde tüketimin 329,5 milyon m³ olması beklenirken, gerçekleşen değer 246,6 milyon m³ ile bunun oldukça altında kalmıştır. Bu durum, deprem sonrası toplam tüketimin yaklaşık %25 oranında azaldığını göstermektedir. Etkinin abone gruplarına göre dengeli olmadığı görülmüş; OSB ve üretim tesislerinde nispeten sınırlı bir düşüş gözlenirken, konut ve hizmet sektörlerinde daha belirgin azalmalar ortaya çıkmıştır. Mekânsal analiz sonuçları ise toparlanmanın mahalleler arasında eş zamanlı ilerlemediğini, bazı bölgelerde tüketim davranışlarının uzun süre normale dönemediğini göstermektedir. Genel olarak bulgular, büyük afetlerin enerji talebinde hem zamansal hem mekânsal açıdan ciddi kopmalar yarattığını; LSTM yaklaşımının ise bu tür kırılmaları anlamak, öngörmek ve afet sonrası planlamalara yön vermek için güçlü bir araç sunduğunu ortaya koymaktadır.
Chak-Logar Akarsu Havzasında Uygun Su Hasat Yerlerinin Belirlenmesine Yönelik Karar Destek Sisteminin Geliştirilmesi
(2025) Himat, M Abobakar; Doğan, Selim
Bu tez çalışması, Afganistan'ın Chak-Logar Akarsu Havzası'nda su hasadı için uygun alanların belirlenmesi ve uygun su hasadı tekniklerinin planlanmasına yönelik olarak Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) tabanlı çok kriterli karar analiz (ÇKKA) yönteminin uygulanmasını konu almaktadır. Çalışmada, Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) kullanılarak ağırlıklandırılan ve CBS ortamında Ağırlıklı Bindirme Analizi ile bütünleştirilen toplam 16 jeofiziksel, hidrolojik ve sosyo-ekonomik kriter dikkate alınmıştır. Su hasadı uygunluk haritaları ile belirlenen 16 kriter arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Biyofiziksel faktörler toplam ağırlığın %82'sini, sosyoekonomik faktörler ise %18'ını oluşturmaktadır. Korelasyon analizine göre en güçlü pozitif ilişkiler yağış, drenaj yoğunluğu, toprak dokusu ve çeşme yakınlığı arasında bulunmaktadır. En güçlü negatif ilişkiler ise tarım yakınlığı, topoğrafik eğrilik, yerleşim yakınlığı ve zemin yapısı arasında yer almaktadır. Çalışma alanı, beş sınıflı, üç sınıflı ve ikili (uygun/uygun olmayan) sınıflandırma yöntemleri kullanılarak uygunluk bölgelerine ayrılmıştır. Su hasadı açısından en elverişli alanların büyük ölçüde Logar ilinin sınırları içerisinde yer aldığı tespit edilmiştir. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı (ABDTB) hidrolojik toprak grupları sınıflandırmasına dayalı olarak yapılan hidrolojik toprak grubu analizleri, havzadaki toprakların genellikle orta ila yüksek yüzey akışı potansiyeline sahip olduğunu ortaya koymuştur. Havzanın yıllık ortalama yüzey akışı hacmi yaklaşık 2463 milyon m³ olarak tahmin edilmiş ve bu miktarın %74'ünün doğrudan yüzey akışı olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda Chak-Logar akarsu havzası için su hasadı uygunluk haritasını dikkate alarak toplamda 45 adet mezo ve mikro havza ölçekli su hasadı yapıları önerilmiştir. Önerilen su hasadı yapılarından 33 adet mezo havza ve 12 adet mikro havza ölçekli su hasadı yapılarıdır. Önerilen su hasadı yapıları toplamda 1308 milyon m3 su hasadı potansiyeline sahiptir. Havzada tarımsal sulama, evsel ve hayvancılığın toplam su ihtiyacı ise 376 milyon m3 civarındadır. Buna göre, hasat edilebilecek su ile tarımsal alanların ve sosyo-ekonomik geliştirme potansiyeli yatmaktadır. Önerilen su hasadı yapılarının önceliklendirilmesi TOPSIS ve VIKOR ÇKKA yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Yatırım imkânları sınırlı olduğunda, saha genelinde küçük ölçekli ardışık su hasadı yapıların inşası önerilmektedir. Bu nedenle, önerilen yapıların toplam su hasadı, alanın teorik maksimum potansiyelinin altında kalmaktadır. Küçük ölçekli su hasadı yapılarının kullanım amacı, konumları ve çevresel bağlamları dikkate alınarak üç ana grupta sınıflandırılmıştır. Bunlarda tarımsal kullanım amaçlı su hasadı yapıları, evsel ve yerleşim amaçlı su hasadı yapıları ve taşkın kontrolü/kuraklıkla mücadele amaçlı su hasadı yapıları yer almaktadır. Önerilen su hasadı yapıların kullanım amacı, tarım alanına ve yerleşim merkezine uzaklık analizleriyle belirlenmiştir. Mikro havza ölçekli yapılar (12 adet), çiftlik düzeyinde, doğrudan tarımsal üretim ve yeraltı suyu beslemesi için önerilmiştir. Mezo havza ölçekli yapılar (33 adet), alt havza düzeyinde, taşkın kontrolü, su depolama ve çok amaçlı kullanım için önerilmiştir. Önerilen su hasadı yapılarından 7 adet hendek (contour bund) ve 10 adet çiftlik göleti tarımsal kullanım için dikkate alınmıştır. 4 adet çukur (recharge pit) ise yeraltı suyu beslenmesi ve tarımsal kullanım için dikkate alınmıştır. Buna ek olarak 10 adet küçük rezervuar, 6 adet kontrol barajı ve 8 adet perkolasyon havuzu karma kullanım için önerilmiştir. Karma kullanım olarak tarımsal sulama ve yeraltı suyu beslemesi, evsel su temini ve hayvancılık su temini, taşkın ve kuraklıkla mücadele amaçlı önerilmiştir. Su hasadında yapım maliyetine göre alternatif senaryolarının değerlendirilmesinde ise su hasadı yapım maliyet verileri, çalışma alanında proje benzerliği ve birim yapı hacmi başına ortalama inşaat maliyeti 0,8 Amerikan doları/m³ esas alınarak hesaplanmıştır. Düşük maliyetli yapılar yüksek öncelik, yüksek maliyetli yapılar ise düşük öncelik olarak değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda düşük maliyetli mikro havza ölçekli yapılar (1–10 milyon Amerikan doları) ülkedeki siyasi istikrarsızlık, ulusal ve uluslararası destek olmadığı için su hasadı programının ilk aşamasında bu az maliyeti gerektiren yapılar önceliklendirilmelidir. Ardından 10–20 ve 20–40 milyon Amerikan doları aralığındaki orta ölçekli projelere geçilmelidir. Yüksek maliyetli yapılar (40–75 milyon Amerikan doları) ise en son faz veya uzun dönemli stratejik yatırımlar kapsamında planlanmalıdır. Kademeli yatırım planlaması yapılmasına olanak tanımakta ve karar vericilere bütçe esnekliği sağlamaktadır. Bu yaklaşım hem finansal sürdürülebilirliği hem de uygulama esnekliğini artırmaktadır. Özellikle düşük maliyetli yapıların önceliklendirilmesinin, yerel toplulukların katılımını teşvik ederek su yönetimi kapasitesinin güçlendirilmesine katkı sağlar. Önerilen 45 su hasadı yapısının toplam maliyeti 1.046 milyar ABD doları, toplam su hasadı potansiyeli ise 1.308 milyon m³ olarak tahmin edilmiştir. TOPSIS ve VIKOR sonuçlarına göre, ilk 15 yapıyla toplam maliyetin %64'ü karşılığında 825 milyon m³, ilk 10 yapıyla %50 yatırım karşılığında 650 milyon m³, ilk 5 yapıyla ise sadece %30 (307 milyon ABD doları) yatırım karşılığında 383 milyon m³ su hasadı sağlanabilmektedir. Havzanın toplam yıllık su ihtiyacının 376 milyon m³ olduğu dikkate alındığında, ilk 5 öncelikli yapının inşası bu ihtiyacın tamamını karşılayabilecek düzeydedir. Modelin tahmin doğruluğunu doğrulamak için Alıcı Operatör Karakteristiği (AOK) eğrisi analizi kullanılmıştır. Çalışma alanında var olan 12 kontrol barajı modelin tahmin doğruluğu tahmin etmek için kullanılmıştır. Bu çalışma için AOK-Eğrinin Altındaki Alan (EAA) sonucu %62,6 (0,626) elde edilmiştir. Bu model için AOK-EAA değeri orta derecede bir tahmin doğruluğu oranını gösterir. Buna göre Chak-Logar akarsu havzası için önerilen modelin orta derecede uygunluğa sahiptir. AOK-EAA değerinin orta aralıkta çıkması nedenlerinden bazıları şunlar olabilir; Afganistan'da su hasadı uzmanlarının eksikliği, çok sınırlı faktörlerin su hasadı yer seçiminde dikkate alınması ve çoğu zaman sahaların uygunluğuna bakılmaksızın toplumun liderlerinden gelen istek üzerine su hasadı yapılarının inşası için karar verilmesi yer almaktadır. AOK-EAA analizine ek olarak, modelin güvenilirliğini artırmak amacıyla karışıklık matrisi–kappa, başarı oranı eğrisi ve frekans oranı yöntemleri ile ek doğrulamalar yapılmıştır. Önerilen su hasadı yapıları için AOK-EAA sonucu %95,6 (0,956) elde edilmiştir. Önerilen kontrol barajlar için AOK-EAA değeri çok iyi bir tahmin doğruluğu oranını gösterir. Bu kapsamlı değerlendirme, sürdürülebilir su kaynakları yönetimi için bilimsel temellere dayanan ve uygulanabilir bir yöntem sunmakta, aynı zamanda bölgesel su güvenliği stratejilerine önemli katkılar sağlamaktadır. Buna ek olarak Chak-Logar Akarsu Havzası'nda su hasadını benimseme konusunda kamuoyunun algısını ve istekliliğini değerlendirilmiştir. Veri toplama için, olasılık, matris, kapalı uçlu ve açık uçlu sorular dâhil olmak üzere çeşitli soru tiplerini içeren sistematik bir anket tasarlanmıştır. Anket çalışmasında çalışma alanındaki yaşayan 104 yüksek eğitimli kişiler katılmıştır. Çalışmanın birincil amaçları, su kaynaklarının mevcut durumunu, kamuoyunun su hasadı konusundaki bilgisini, su hasadı uygulamalarını benimseme istekliliğini ve su hasadının kuraklık ve sel azaltma aracı olarak potansiyelini değerlendirmektir. Katılımcıların yarısından fazlası mevcut su kaynaklarından memnun olduklarını ifade etmiştir. Ancak, akarsu havzalarına göre değişen su kaynaklarının bulunabilirliğinde önemli bir düşüş görülmüştür. Yeraltı suyu, katılımcıların %44'ü için birincil evsel su kaynağı olarak hizmet vermekte güneş enerjisiyle çalışan su pompalama yönünde belirgin bir eğilim olduğunu ortaya çıkmıştır. Yüzey suyu (%30) ve yeraltı suyu (%26) tarımsal amaçlar için yaygın olarak kullanılmaktadır. Yeraltı suyu çıkarma politikalarının olmaması su dengesi için önemli bir risk oluştururken, Karez ve çeşmeler gibi geleneksel su kaynakları yetersiz iklim değişikliği azaltma ve uyum önlemleri nedeniyle tükenmeye karşı giderek daha savunmasız hale gelmektedir. Su kalitesiyle ilgili olarak, katılımcıların %30'u memnuniyet bildirirken, %15'i memnuniyetsizlik ifade etmiştir. Fiziksel su kalitesi parametrelerine göre, tat (%40) ve görünüm (%31) su kullanım kararlarında en etkili faktörler olarak belirlenmiştir. Su kaynaklarını etkileyen başlıca zorluklar arasında aşırı yeraltı suyu çekimi, kuraklık, su hasadı altyapısının olmaması, azalan yağış, iklim değişikliği, su kıtlığı ve kötü su yönetimi yer almaktadır. Katılımcıların yaklaşık %90'ı su hasadını oldukça verimli buluyorken %95'i uygulanmasına katılıyor. Bu güçlü desteğe rağmen, hasat edilen suyun kalitesiyle ilgili bilgi sınırlı kalıyor. Katılımcıların yaklaşık %71'i su hasadına aşina ve %90'ı daha fazla bilgi edinme konusunda güçlü bir istek ifade etmiştir. %93'ten fazlası su hasadı uygulamalarını benimsemeye istekli ve finansal olarak ve iş gücü katılımı yoluyla katkıda bulunma konusunda istekliliği göstermiştir. Su hasadı benimsemenin önündeki temel engeller arasında hükümet ve uluslararası desteğin olmaması, yetersiz bilgi ve yetersiz politikalar yer almaktadır. Yüksek eğitimli katılımcılar tarafından önerilen çözümler arasında hükümet ve uluslararası desteğin artırılması, kamuoyu bilinçlendirme girişimleri, havza yönetimi, kamuoyu katılımı ve kapasite geliştirme yer almaktadır. Ayrıca, katılımcıların %87'si ve %81'i bölgelerinin sırasıyla kuraklık ve sellerden etkilendiğini bildirmiştir. Yaklaşık %89'u su hasadının bu zorlukları hafifletmek için etkili bir araç olabileceğine inanmaktadır.
Gravimetrik Jeoit Belirlemede Kullanılan İki Boyutlu Yüzey İntegralinin Paralel Hesaplama ile Çözülmesi
(2025) Abbak, Ramazan Alpay; Ülker, Erkan
Bilgisayarların artan gücüne rağmen, bazı algoritmalar, görevler veya problemlerin kişisel bir bilgisayarda çalıştırılması, yerine getirilmesi veya çözülmesi için hala aşırı hesaplama süresi gerekmektedir. Bu nedenle, mühendislik hesaplamalarında paralel programlama ve hesaplama yöntemlerinin çekiciliği son yıllarda artmaktadır ve araştırmacıların iyi bilinen yöntemleri ve algoritmaları paralel olarak yürütmek için çabaları yoğunlaşmaktadır. Paralel programlama yaklaşımlarına geçişin temel nedenleri, veri boyutundaki hızlı büyüme ve donanımlardaki hızlanan gelişmelerdir. Yer bilimlerinde yükseklikler için referans yüzey olarak kabul edilen 'Jeoit', yeryuvarının gerçek şeklini temsil eden kapalı bir yüzeydir. Literatürde, jeoidin belirlenmesi için birçok yöntem önerilmiş olup, bunlardan gravite verilerine dayalı gravimetrik yöntem sık kullanılan bir yaklaşımdır. Gravimetrik yöntemin en önemli zorluğu, yöntemin içinde bulunan iki boyutlu integralin çözülmesinin hesaplamsal açıdan ciddi zaman alan bir süreç olmasıdır. Bu tez çalışmasında, iş parçacıkları (threads) kullanılarak gravimetrik jeoit belirlemedeki çift yüzeyli bir integralin paralel hesaplanmasının adımları, güçlü ve zayıf yönleri tartışılmaktadır. Hızlandırma grafikleri, entegrasyon yarıçapına, iş parçacığı sayısına ve grid aralığına göre çizilmektedir. Sayısal sonuçlar, paralel hesaplamanın jeoit belirleme süreçlerine önemli ölçüde katkıda bulunduğunu göstermektedir. Örneğin, paralel hesaplama, entegrasyon yarıçapına göre 8 kata kadar ve veri yoğunluğuna göre 10 kata kadar zaman kazancı sağlamıştır.

