04. Enstitüler
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.13091/7
Browse
Browsing 04. Enstitüler by Title
Now showing 1 - 20 of 1309
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis 06 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremi Sonrasında Betonarme Bir Yapıda Oluşan Hasarın, Performans Analizi Sonuçlarıyla Karşılaştırılması(2025) Küçüksayacı, Bekir; Yılmaz, TolgaDeprem sırasında can güvenliğini sağlayacak ve yalnızca onarılabilir düzeyde hasar oluşmasına izin verecek binaların ekonomik olarak tasarlanması hedeflenmektedir. Yönetmeliklere göre bu şekilde tasarlanan binalara etki edecek deprem yüklerinin belirlenmesinde, doğrusal ve doğrusal olmayan hesap yöntemleri ile gelişmiş yazılım teknolojilerinden yararlanılarak gerçeğe yakın sonuçlar elde edilebilmektedir. Bu tez çalışmasında, OpenSees yazılımı ile entegre çalışan ProtaStructure programı kullanılarak 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depreminde hasar gören bir binanın doğrusal olmayan yöntemlerle performans analizi yapılmış ve elde edilen sonuçlar ile gözlenen hasarlar karşılaştırılmıştır. Çalışmanın materyal ve yöntem bölümünde, bölgenin depremselliği tarihsel depremler ışığında incelenmiş; Kahramanmaraş depremleriyle birlikte tez konusu binaya yakın yedi istasyondan kaydedilen Mw=7.7 büyüklüğündeki yer hareketine ait ivme kayıtları ve tepki spektrumları değerlendirilmiştir. Ayrıca, zaman tanım alanı analizlerinde kullanılmak üzere bölgenin deprem özelliklerine uygun 11 yer hareketi, PEER veri tabanından seçilerek ölçeklendirilmiştir. Araştırma sonuçları bölümünde, binanın tasarım aşamasındaki durumuna göre performans analizleri tek modlu itme, çok modlu itme ve ölçeklendirilmiş 11 yer hareketine dayalı zaman tanım alanı yöntemleriyle gerçekleştirilmiş ve olası eleman hasarları belirlenmiştir. Bunun yanında, Mw=7.7 büyüklüğündeki deprem sırasında bina yakınındaki istasyonlardan kaydedilen ölçeklendirilmemiş ivme kayıtlarıyla yapılan zaman tanım alanı analizlerinin sonuçları da sunulmuştur. Sonuç olarak, binanın tasarım aşamasındaki performans analizleriyle tahmin edilen eleman hasarları ile deprem sonrasında meydana gelen hasarlar karşılaştırılmıştır.Master Thesis 1999 Yılı Doğu Marmara Depremi Sonrası Düzce İli Arazi Kullanımındaki Değişimlerin İzlenmesi(2024) İbrahimoğlu, Meltem Şen; Mutluoğlu, ÖmerBu çalışma, 1999 yılında gerçekleşen 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinden sonra Düzce İl'inde meydana gelen arazi kullanım değişimlerinin zamansal olarak izlenmesi amacıyla uzaktan algılama (UA) ve coğrafi bilgi sistemleri (CBS) tekniklerinden yararlanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, Earth Explorer platformu üzerinden temin edilen 4 zamana ait Landsat uydu görüntüleri kullanılmıştır. 1999 yılına ait Landsat 7 ETM+ verisi, 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinden önceki dönemi temsil edecek şekilde seçilmiştir. Diğer yıllara ait veriler ise sırasıyla 2009 için Landsat 5 TM, 2019 ve 2024 için ise Landsat 8 OLI uydu sensörlerinden elde edilmiştir. Görüntüler, sınıflandırma öncesi geometrik ve atmosferik düzeltmelere tabi tutulmuş; ardından bant kombinasyonları ve ana bileşen analizi (PCA) gibi görüntü zenginleştirme teknikleri ile iyileştirilmiştir. Özellikle farklı bant kombinasyonları kullanılarak tarım alanları, yapay alanlar ve ormanlık alanlar gibi sınıfların ayırt edilebilirliği artırılmıştır. Corine arazi örtüsü sınıflandırma sistemine dayalı olarak çalışma alanı dört temel arazi kullanım sınıfına: (tarım, orman, yapay alanlar ve su yapıları) ayrılmıştır Sınıflandırma işlemleri, ArcGIS yazılımı aracılığıyla destek vektör makineleri (DVM) algoritması kullanılarak kontrollü sınıflandırılmıştır. Her bir bant kombinasyonu için ayrı ayrı doğruluk analizleri yapılmış ve elde edilen sonuçlar karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen sınıflandırma sonuçları üzerinden, 25 yıllık dönem boyunca Düzce'deki arazi kullanımındaki değişimler ortaya konmuş ve özellikle deprem sonrası yerleşim alanlarının genişleme eğilimleri analiz edilmiştir. Bu çalışma, Düzce ilindeki arazi örtüsünün zamansal dönüşümünü ortaya koyarak, afet sonrası kentsel gelişim süreçlerinin mekânsal olarak daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamayı amaçlamıştır.Master Thesis 2.4 ve 5 Ghz Frekansları için Rf Yükselteç Tasarımında Empedans Uyumlamanın Kararlılık ve Bant Genişliğine Etkisinin İncelenmesi(2024) Alan, Muhammed; Yaldız, ErcanDüşük frekanslarda çalışan analog devreler admitans, empedans, gerilim ve akım gibi ölçülebilir büyüklükler ile ifade edilebilirken, RF/mikrodalga frekanslarda çalışan devreleri doğrudan bu değişkenlerle ölçmek mümkün değildir. Daha kolay ölçülebilen ve güç akışıyla ilgili olan gerilim yansıma ve iletim katsayıları gibi değişkenleri kullanmak daha elverişlidir. Bu çalışmada RF/mikrodalga için 2,4 ve 5 GHz merkez frekansı temel alınarak küçük sinyaller için A sınıfı bir yükselteç tasarlanmış ve simülasyonda incelenmiştir. Bunun için kolay erişilebilir olan ve AWR Design Environment yazılımında gerekli verileri bütünleşik halde bulunan BFP540 transistöründen yararlanılmıştır. Devrede bant genişliğinin yüksek olması için L-tipi uyumlama devreleri kullanılmıştır. Devrenin yüksek çalışma frekansından dolayı, giriş ve çıkış uyumlama devrelerinin toplu elemanlar yerine dağıtık elemanlarla tasarımı tercih edilmiştir. Saplamalar uyumlama devreleri için simetrik ve asimetrik, açık ve kısa-devre olarak tasarlanmışlardır. Sonra kendi aralarında bant genişliği bakımından tekrar incelenmişlerdir. Koşulsuz kararlılığı sağlamak ve bant genişliğini artırmak için negatif geribesleme ve çıkışta şönt direnç kullanma gibi kazanç düşürücü yöntemler de test edilmiştir. Uyumlama devreleri için iletim hatları ve saplamalar hesaplanırken Smith grafiğinden yararlanılmıştır. Birinci ve ikinci kesişim noktalarına ait çözümler ve tasarlanan saplama çeşitleri ile kendi aralarında kombinasyonlarının kullanımının etkileri, spektrumdaki bant genişliğine etkileri tekrar incelenmiştir. Devre sonra daha düşük collector akımı ile tasarlanmış, karşılaştırmaya dahil edilmiştir. Tasarım yapılırken üreticiden alınan saçılma (S) parametrelerinden yararlanılmış, bir hesaplama yazılımı oluşturularak yansıma katsayıları ve empedans/admitans değişkenleri hesaplatılmıştır. Bu değerler kullanılarak Smith grafiği yardımı ile iletim hatlarına eklenecek saplama konumları ve uzunlukları bulunmuş, ilgili yazılım ile yapılan simülasyon çalışmalarında bu değerler kullanılmıştır. İlgili yazılımla elde edilen tasarıma ait simülasyon sonuçları kazanç, kararlılık, gürültü figürü, bant genişliği ve uyumluluk bakımından incelenmiş ve sonuçlar arasındaki farklılıklar tartışılmıştır. Ayrıca, bu değişkenlerin hesabı, konuya yeni başlayan öğrenci ve araştırmacılara yararlı olması amacı ile bir örnek üzerinde açıklanmıştırMaster Thesis 21. Yüzyılda Hesaplamalı Tasarım Yöntemi ile Tasarlanan Mimari Formların Algısal Değerlendirilmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2023) Çalışkan, Ayşe Seda; Kuyrukçu, Emi̇ne Yildiz21. yüzyılda bilgi teknolojilerindeki gelişmelerin etkisiyle genetik, matematik, fizik gibi birçok disiplinde yaşanan değişimler, mimarlık alanında da etkisini göstermiştir. Bilgisayar destekli tasarım ve üretim teknikleri, mimari tasarım yaklaşımlarını derinden etkilemiş, dijital medyanın sunduğu olanaklar ile tasarım yöntemleri değişerek bilgisayar, mimari formun tasarımında önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Geleneksel tasarım yöntemleri ile inşa edilemeyecek karmaşıklığa sahip formlar, bu teknikler kullanılarak dijital ortamda kolaylıkla tasarlanabilmekte ve üretilebilmektedir. Bu tez çalışması öncelikle bilgisayar teknolojilerinin etkisi ile geçmişten günümüze mimari formda meydana gelen değişim ve gelişimi incelemektedir. Tezin ana hedefi ise son dönem hesaplamalı tasarım ile tasarlanmış formların mimar, mimar olmayan tarafından nasıl algılandığını analiz etmek ve gruplar arası algısal farklılıkları ölçmektir. Bu amaçla kavramsal tartışma bölümünde öncelikle geçmişten günümüze formun dönüşümü analiz edilmiş, sonrasında deneysel çalışma kurgulanmıştır. Bu çalışmada literatüre paralel olarak aldıkları eğitimle bağlantılı olarak mimarlık bölümü öğrencileri 'mimar', inşaat mühendisliği öğrencileri ise 'mimar olmayan' kategorisinde değerlendirilmiştir. Anket çalışması için mimar statüsünde Konya Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü 4. sınıf öğrencilerinden 42 katılımcı ve inşaat mühendisi statüsünde Konya Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü 4. sınıf öğrencilerinden 42 katılımcı olmak üzere toplam 84 öğrenci ile anketler yapılarak, katılımcıların hesaplamalı tasarım ürünü formlara yönelik algısal farklılıkları ölçülmüştür. Alan çalışması kapsamında seçilen yapıların tamamı 21. yüzyılda hesaplamalı tasarım yöntemi ile tasarlanmış ikonik formlardır. Katılımcılardan kendilerine yöneltilen yapı görsellerinin her birini belirtilen sıfat çiftleri özelinde 10 basamaklı anlamsal farklılaşma ölçeği (1:olumlu, 10: olumsuz) yardımı ile değerlendirmeleri istenmiştir. Anket çalışması sonucunda elde edilen veriler analiz edilmiş, analizler yorumlanarak bulgular ortaya konulmuştur. Yapılan analizler neticesinde literatüre paralel olarak mimar katılımcıların mühendis katılımcılara kıyasla hesaplamalı tasarım ürünü mimari formlara daha eleştirel yaklaştıkları belirlenmiştir. Literatürde yer alan karmaşıklık ve beğeni arasındaki ters 'U' ilişkisi bu çalışma ile desteklenmiştir. Katılımcıların orta derecede karmaşık olarak değerlendirdikleri formlarda beğenileri en yüksek çıkmıştır. Çalışma ile mimar katılımcıların akışkan olarak değerlendirdikleri formlarda beğeni düzeyleri mühendislere göre daha yüksekken, mühendislerin durgun olarak değerlendirdikleri formlarda beğeni düzeylerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca mimar katılımcıların kendilerine sunulan mimari formları mühendis katılımcılara oranla daha tanıdık buldukları; mimarların somut nesnel çağrışımları beğenmedikleri, mimar olmayanların ise aşina olarak beğendikleri tespit edilmiştir. Literatüre ek olarak çalışma kapsamında belirlenen beğeni ve formda rastgele tavır var/formda rastgele tavır yok sıfat çifti arasında mimar ve mimar olmayan algısında ters 'U' ilişkisi bulunmuş; formda rastgele tavrın belirli bir seviyeye kadar iki grup için de beğeniyi artırdığı, belli bir seviyenin üstünde olduğunda ise beğeniyi düşürdüğü tespit edilmiştir. Çalışmanın bir diğer bulgusu olarak, formun genelinde olan tekrarın, mimar katılımcıların beğenisini düşürdüğü, mühendis katılımcıların beğenisini yükselttiği belirlenmiştir. Ayrıca çalışma ile formda kontrollü deformasyonun mimar katılımcılarda daha baskın olmakla beraber her iki grubun beğeni düzeyini artırdığı tespit edilmiştir. Mimar ve mühendis grubun strüktürel mükemmeliyet gösteren yapılarda da hemfikir oldukları, bu yapıları etkileyici bularak beğendikleri tespit edilmiştir.Master Thesis 3 Boyutlu Coğrafi Verilerden Otomatik ve Hiyerarşik Olarak, Ogc Standardı 3d Tiles'ların Oluşturulması(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Kabakcı, Rümeysa; Uğuz, Harun3D Tiles, coğrafi bilgi sistemlerinde 3 boyutlu verilen temsil edilmesi ve depolanması için geliştirilmiş bir standarttır. Geleneksel 2 boyutlu harita ve görüntülerin yanı sıra, artan taleplerle birlikte 3 boyutlu verilerin kullanımı da hızla artmaktadır. Ancak, büyük ve karmaşık 3 boyutlu verilerin etkili bir şekilde depolanması, işlenmesi ve aktarılması zor olabilir. 3D Tiles, bu zorlukların üstesinden gelmek için geliştirilmiştir. Bu standart, büyük miktarda 3 boyutlu veriyi hiyerarşik olarak düzenler ve parçalara ayırır, böylece verilerin daha hızlı yüklenmesi ve işlenmesi mümkün hale gelir. Tez çalışması kapsamında, 3 boyutlu coğrafi verilerin OGC (Open Geospatial Consortium) standardı olan 3D Tiles formatına otomatik ve hiyerarşik bir şekilde dönüştürülmesi incelenmiştir. OGC, coğrafi bilgi sistemleri ve lokasyon tabanlı hizmetler için uluslararası standartlar geliştiren bir organizasyondur. Çalışma kapsamında hem açık kaynaklı hem de verinin 3D Tiles setlerine dönüşüm aşamasına kadar hiçbir müdahale gerektirmeyen bir uygulama geliştirilmiştir. Bu uygulama, veri yoğunluğuna göre hiyerarşik bir bölümleme yapabilme yeteneğine sahiptir. Tez çalışmasında, hiyerarşik bölümleme probleminin çözümü için QuadTree, Octree, Kd-Tree, R-Tree ve önerilen Optimize QuadTree algoritmaları uygulanmıştır. Bu algoritmaların kullanımıyla elde edilen sonuçlar; oluşturulma süreleri, ağaç yapısı ve dosya boyutları açısından karşılaştırılarak en ideal bölümleme yöntemi belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma 3 boyutlu coğrafi verilerin 3D Tiles formatına otomatik ve hiyerarşik bir şekilde dönüştürülmesi sürecinde literatüre önemli bir katkı sağlamıştır. Elde edilen sonuçlar, büyük ölçekli 3 boyutlu coğrafi verilerin verimli bir şekilde akışı ve 3D Tiles setlerine dönüştürülmesi aşamasında başarılı değerler elde edilmiştir. Bu dönüşüm süreci; açık kaynaklı, müdahale gerektirmeyen ve veri yoğunluğuna göre hiyerarşik bir bölümleme yapabilme yeteneğine sahiptir ve oluşturma süreleriyle dosya boyutu açısından daha verimli sonuçlar sunmaktadır. Bu çalışma, gelecekteki kentsel planlama ve modelleme çalışmaları için önemli bir referans niteliği taşımaktadır.Master Thesis 30 Ekim 2020 Ege Denizi Depremi'nin Kabuk Deformasyonuna Etkisinin Tusaga-aktif Verileri ile İncelenmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Baş, İbrahim Çağdaş; Abbak, Ramazan AlpayTUSAGA-Aktif (Türkiye Ulusal Sabit GNSS Ağı) sistemi, 181 adet sabit GNSS (Küresel Konum Belirleme Sistemleri) istasyonu ile, ticari ve akademik çalışmalar için kullanıma sunulmuştur. Sistemden yüksek doğrulukta veri elde edilebilmesi, yer kabuğu hareketleri nedeniyle meydana gelen deformasyonların izlenmesini kolaylaştırmıştır. 30 Ekim 2020 tarihinde Ege Denizi'nde (Sisam Adası açıklarında) yerel saat ile 14.51'de aletsel büyüklüğü Ml=6.6 (Mw=6.9) olan bir deprem meydana gelmiştir. Çalışmanın amacı deprem etki alanında seçilen TUSAGA-Aktif istasyonlarında, bu deprem kaynaklı herhangi bir kabuk deformasyonu olup olmadığının incelenmesidir. Bu kapsamda AYD1, CESM, DIDI, IZMI, KIKA ve SALH istasyonlarının deformasyon yönleri ve büyüklükleri belirlenmiştir. Deprem tarihinden 15 gün önce ve 11 gün sonrasına ait RINEX (Receiver Independent Exchange) gözlem verileri internet tabanlı GNSS servislerinden CSRS-PPP (Canadian Spatial Reference System Precise Point Positioning Service) ve OPUS'ta (Online Positioning User Service) değerlendirilmiş, sonuçlar analiz edilmiştir. CSRS-PPP servisi sonuçlarına göre, kuzey yönde 57.39 mm anlamlı deformasyon miktarı ile depremden en çok CESM istasyonu etkilendiği görülmüştür. OPUS analiz servisi verilerinden de benzer sonuçlar elde edilmiştir.Doctoral Thesis 3d Lidar Nokta Bulutu İşlemede Sınır Gözetimli Voksel Tabanlı Bir Segmentasyon Yöntemi Geliştirilmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2020) Sağlam, Ali; Baykan, Nurdanİç ve dış mekânlarda bulunan yapı ve nesneler Lidar (ışık algılayan ve mesafe ölçen) sistemler ile taranarak nokta bulutu halinde, üç boyutlu (3D) ve renkli olarak dijital ortamlara aktarılabilmektedir. Lidar taramasıyla elde edilen, yapı ve nesneler hakkında detaylı bilgi sağlayan bu 3D nokta bulutu verisinin elemanları olan noktalar, organize edilmiş bir veri yapısı içerisinde konumlandırılmamış olarak düzensiz bir şekilde gelmektedir. Günümüzde Lidar teknolojisindeki gelişmeler, nokta bulutu verilerinin kalitesini artırmasının (daha az konum hatası ve daha yüksek çözünürlüklü olarak) yanında, çok yüksek miktarlarda düzensiz veri yığınını da getirmiştir. Çok yüksek boyuttaki bir veriden benzer özellikteki ve konumsal yakınlığı olan verileri gruplayarak, işlenecek veri sayısını düşürmekle birlikte veriden daha anlamlı bilgiler çıkarılmasını da sağlayan işleme segmentasyon denilmektedir. Segmentasyon, 3D nokta bulutu işlemeyi de kapsayan bilgisayarlı görme alanında büyük miktarda veri ile uğraşmayı gerektiren uygulamalar için oldukça yüksek bir öneme sahiptir. Segmentasyon işleminin de karmaşık veriler üzerinde istenilen özelliklerde ve sürede sonuç vermesi, bilgisayarlı görme alanında ayrı bir uğraş konusu olmuştur. Tez çalışmasında, 3D nokta bulutu işlemede, uygulamanın başarısını önemli oranda etkileyen segmentasyon işleminin daha başarılı ve hızlı bir şekilde yapılabilmesi için yeni bir voksel tabanlı segmentasyon yöntemi geliştirilmiştir. Geliştirilen yöntem, yüzeylerdeki lokal nokta gruplarının oluşturdukları düzlemsel yapıların eğim açıları ve ağırlık merkezleri gibi basit geometrik özelliklerini kullanarak segmentasyon işlemini gerçekleştirebilmiştir. Tez kapsamında, literatürde kullanılan veri setlerinin özellikleri dikkate alınarak, benzer şekilde bir adet iç ve iki adet dış mekânsal ortam, bir karasal Lidar sistemi ile taranarak üç farklı 3D nokta bulutu verisi temin edilmiştir. Elde edilen ham nokta verileri, oluşturulan veri setinin kullanım amacına göre indirgeme, kırpma ve gürültü giderme gibi ön işlemlerden geçirildikten sonra, segmentasyon referans segmentleri de hazırlanarak üç adet veri seti oluşturulmuştur. Tez kapsamında hazırlanan veri setlerine ek olarak, literatürden de iki adet daha segmentasyon veri seti temin edilmiş ve böylece toplam beş adet veri seti segmentasyon karşılaştırmasında kullanılmıştır. Veri setlerinin temin edilmesinin ardından, yöntemlerin nicel değerler üzerinden karşılaştırması aşamasına kadar olan geliştirme ve iyileştirme aşamaları iki ayrı koldan eş zamanlı olarak ilerlemiştir. Bunlardan birisi sekiz dallı ağaç (octree) organizasyonu ile veriyi vokselleme tekniğinin, düzlem özelliği göstermeyen vokseller için yeniden düzlem uydurma ön işleminin ve geliştirilen segmentasyon yönteminin kodlanması aşamalarıdır. Diğeri ise karşılaştırma için literatürde başarı göstermiş segmentasyon yöntemlerinin belirlenmesi, bunların temin edilmesi veya yeniden kodlanması ve nicel karşılaştırma için doğruluk ve F1 skor değerleri hesaplama yöntemlerinin kodlanması aşamalarıdır. Bütün bu geliştirme, iyileştirme ve kodlama aşamaları tamamlandıktan sonra uygulanan yöntemlerin tez kapsamında kullanılan veri setleri üzerindeki segmentasyon çıktılarının doğruluk ve F1 skor sonuçları alınarak, başarı ve çalışma süresi açısından karşılaştırma analizleri yapılmıştır. Geliştirilen yöntem, 0.81 ortalama doğruluk değeri ve 0.69 ortalama F1 skor değeri ile literatürde bulunan ve benzer şekilde noktaların geometrik özelliklerini kullanarak segmentasyon yapan diğer yöntemlere göre segmentasyon başarısı ve hız açısından üstünlük elde etmiştir. Tez kapsamında ayrıca, nokta bulutundaki noktaların renk değerlerinin farklılıkları da belirli etki oranlarında segmentasyona dâhil edilmiş ve renk kalitesi yüksek iç mekân verisinde başarı arttırılmıştır. Tez kapsamında daha sonra, geliştirilen yöntemin farklı parametre değerleri ile literatürden alınan yüksek miktarda noktadan oluşan bir iç mekân anlamsal segmentasyon (semantic segmentation) veri seti (S3DIS) üzerindeki ham nokta bulutu sınıflandırmasında ara işlem olarak kullanımı da incelenmiştir. Sınıflandırma işlemi için, öncelikle geliştirilen yöntemle segmentasyon yapılarak veri segmentlere ayrılmış ve her segmentten bir özellik vektörü çıkarılmıştır. Daha sonra da, bu özellik vektörleri kullanılarak sınıflandırma yapılmıştır. Segmentasyon tabanlı sınıflandırma işlemi, Destek Vektör Makinesi (DVM) ve Rastgele Orman (RO) olarak iki farklı sınıflandırıcı ile ayrı ayrı uygulanmıştır. Sınıflandırma işlemlerinin sonuçları da noktaların sınıf etiketlerinin doğruluk ve F1 skor değerleri üzerinden karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonuçlarına göre, ham nokta bulutundaki noktaların sınıflandırma başarıları DVM için 0.76 doğruluk ve 0.48 F1 skor iken RO için 0.83 doğruluk ve 0.70 F1 skor olmuştur. Sonuçlara bakıldığında kullanılan veri ve özellik setlerine göre RO sınıflandırıcısı DVM sınıflandırıcısından daha iyi sonuç vermiştir.Master Thesis 3d Yazici ile Üretilecek Tip Beton Konut Projesinin Türkiye'deki Farkli İklim Bölgelerine Göre Enerji Etkinlik Analizi(Konya Teknik Üniversitesi, 2023) Yalvaç, Esra Sancı; Arslan, Musa HakanGünümüzde yaşanılan çevre sorunları ve enerji tüketimindeki artışın temel sebeplerinden birisi, binalarda enerji tüketiminin fazla olmasıdır. Bu açıdan binaların enerji performansının iyileştirilmesi oldukça önemli bir konudur. Rahatlık ve konfor koşulları ihmal edilmeden sosyal hayatta, yüksek verim ve performans elde edilerek binalarda enerji kullanımı minimum düzeye indirgenmelidir. Türkiye'de düzensiz ve hızlı kentleşme sebebiyle binaların enerji etkin tasarımı göz önüne alınmamıştır. 3D yazıcı ile imal edilen beton binalar tüm dünyada yaygınlaşmaktadır. Genellikle tek katlı tek tip konut projelerinde kullanılmaya başlanan bu yenilikçi yöntem Türkiye'de birkaç örnekle tanışmıştır. 3D yazıcı ile imal edilen beton yapılarda kullanılan duvar tipleri enerji tüketiminde önemli bir parametredir. Bu tez çalışmasında Türkiye'de 3D yazıcı ile imal edilecek tip beton bir konut binası tasarlanarak Türkiye'deki farklı iklim bölgelerine ve farklı duvar tiplerine göre enerji tüketimindeki değişiklik Design Builder programı ile analiz edilmiş ve sonuçlar karşılaştırmalı olarak sunulmuştur. Çalışma kapsamında ilk olarak 3D yazıcı yöntemi ile imal edilmiş bir konut projesinin, modeli REVIT 2022, BIM Modelleme sistemleri ile modellenmiştir. Daha sonra Türkiye'nin 5 farklı iklim bölgelerinden seçilen referans şehirler (Konya, Erzurum, İstanbul, İzmir, Gaziantep) ele alınarak enerji simülasyonunu yapmak amacıyla bina modeli, enerji simülasyon programlarından Energyplus dinamik ısıl simülasyon motorunun arayüzü olan Design Builder simülasyon programına aktarılarak farklı iklim bölgelerine yönelik enerji simülasyonları yapılmıştır. Çalışmada binaların modellemesi yapılırken literatürde ısıl deneyleri yapılmış 6 farklı duvar tipi (C1-200 mm-C6-200 mm) ele alınmıştır. Analizler sonucunda binalar için gerekli ısıtma ve soğutma enerjileri hesaplanmıştır. Enerji etkin kullanımı göz önünde bulundurulduğunda, referans alınan iller arasında, binanın konfor sıcaklığına ulaşabilmesi için anlık gerekli olan ısıtma enerji yükü en düşük İstanbul bölgesinde, 3D yazıcı teknolojisi ile imal edilecek toplam ısı transfer katsayısı değeri 0,34 W/ m²K olan C6- 200 mm duvar modeline sahip duvar tipi ile inşaat edilecek bina olduğu yapılan analizler sonucu tespit edilmiştir. Binanın konfor sıcaklığına ulaşabilmesi için anlık gerekli olan soğutma enerji yükü en düşük Erzurum ilinde 3D yazıcı teknolojisi ile imal edilecek toplam ısı transfer katsayısı değeri 0,72 W/ m²K olan C5- 200 mm duvar modeline sahip duvar tipi ile inşaat edilecek bina olduğu yapılan analizler sonucunda tespit edilmiştir. Literatürde 3D binalar için ilk kez yapılan bu çalışma ile iklim türlerine göre binanın mevcut enerji tüketimini minimum düzeye indirgemek için en uygun duvar tipi belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca enerji simülasyon programı aracılığı ile elde edilen hesaplama sonuçları analiz edilerek enerji etkin yaklaşıma dayalı ileriye yönelik yapılacak çalışmalar içinde öneriler sunulmuştur.Master Thesis 3d Yazici ile Yapilan Farkli Formda Beton Konutlarin Enerji Verimliligi Analizi(Konya Teknik Üniversitesi, 2023) Yalvaç, Elif Sancı; Arslan, Musa HakanBinaların enerji verimliliğini hesaplamak için, güneş ışınımı, dış hava sıcaklığı, dış bağıl nem ve toprak sıcaklığı gibi verilere ihtiyaç duyulmaktadır. Gerekli olan ısıtma ve soğutma enerjisi miktarlarını bulmak için yapılan hesaplamalar, binanın bulunduğu yerdeki meteorolojik verilere dayanarak yapılmaktadır. 3D yazıcı teknolojisi ile üretilmiş olan beton konutlarda ısıtma ve soğutma enerjisinin mertebesinin belirlenmesi son derece önemlidir. Türkiye'de bu konuda yapılmış saha ve alan çalışmaları henüz başlangıç seviyesinde olmakla beraber Dünya'da 3D yazıcı ile üretilen beton konutların sayısının gün geçtikçe artıyor olması bu konunun inşaat sektöründe ileriki yıllarda önemli bir araştırma alanı olacağını da göstermektedir. Bu motivasyondan hareketle bu tez çalışmasında Türkiye'nin topraklarının önemli kısmında etkin olan karasal iklim verileri düşünülerek 3D yazıcı ile üretilmiş beton binaların konfor sıcaklıklarına bağlı olarak ısıtma ve soğutma enerjileri hesaplanmıştır. Bu kapsamda özdeş kat alanlarına sahip konutların çatı tipi (düz çatı, yaşam alanı tanımsız beşik çatı 1, yaşam alanı tanımlı beşik çatı 2), pencere / duvar alanları (%20, %30, %40) ve seçilen duvar özelliklerine (organik bağlayıcı ve toz haline getirilmiş silika kumlu Mix 3 karışımı) bağlı olarak 27 farklı model oluşturulmuştur. Modeller üzerinde Design Builder programı ile bina için gerekli olan konfor sıcaklığına ulaşılabilmesi için ihtiyaç olan ısıtma ve soğutma enerjisi, yapının ısıl konforuna ve bu konforun iç ortama göre dağılımına bakılarak hesaplanmıştır. Sonuçlar Excel tablosuna aktarılmış ve gerekli olan ısıtma ve soğutma enerji miktarların grafikler ile karşılaştırılmıştır. Analizler sonucunda Konya bölgesinde 3D yazıcı teknolojisi ile üretilebilecek en uygun binanın, ısıtma enerjisi açısından kıyaslandığında pencere / duvar oranı %20, duvarlarında Mix 3 karışımlı beton kullanılan ve çatısı yaşam alanı tanımlı beşik çatı 2 olan tip olduğu; binanın konfor sıcaklığına ulaşması için gerekli soğutma enerjisi açısından kıyaslandığında pencere / duvar oranı %20, duvarlarında Mix 2 karışımlı beton kullanılan ve çatısı yaşam alanı tanımlı beşik çatı 2 olan tip olduğu tespit edilmiştir. Çalışma neticesinde 3D beton ile imal edilecek konutlar için tasarım önerilerinde de bulunulmuştur.Master Thesis 3d Yersel Lazer Tarama Teknolojisinin Güncel Mimari Koruma Proje Uygulamalarinda Kullanim Olanaklarina Yönelik Degerlendirmeler(Konya Teknik Üniversitesi, 2023) Çelebi, Büşra; Çakmak, Bilgehan YılmazKültürel mirasın belgelenmesi çalışmalarında teknolojik gelişmeler ve araştırmalar sonucu yeni yöntemler kullanılmaya başlanmıştır.Teknolojinin bize sunduğu yöntemlerden 3b lazer tarama teknolojileri mimari belgelemeye birçok kolaylık sağlamıştır.Kullanımı her geçen gün yaygınlaşmaktadır.Lazer tarama yöntemi geleneksel yöntemlere göre daha hızlı, doğruluk oranı yüksek, yüksek kaliteli veri olanağı sağlamaktadır.Ölçüm sırasında elde edilen yoğun nokta bulutundan 3 boyutlu model ve model üzerinden 2 boyutlu ortofotolar elde etmeye yöneliktir. Koruma projesi paftalarında modelden elde edilen ortofotolar kullanılmaktadır. 2 boyutlu çizimlere alltlık oluşturmanın yanı sıra 3 boyutlu renkli modeller, sanal tur,yüksek çözünürlüklü haritalar da elde edilebilmektedir. Dijital ortamda işlenen ve saklanan veriler teknoloji sayesinde çevrimiçi kullanılabilmekte ve kolayca çoğaltılıp, paylaşılabilmektedir.Uygulamanın bu özelliği mirasın belgelenmesine farklı bir boyut kazandırarak miras varlıklarının dijital kaydedilmesine olanak sağlamaktadır. Yüksek lisans tez çalışması kapsamında korunması, belgelenmesi gerekli bir kültür mirası yapısı özelinde yersel lazer tarama yöntemi ile ölçümü yapılmış, model verileri elde edilmiştir.Elde edilen model cad yazılımlarında işlenerek koruma projesine referans oluşturmuştur.Ve alanın koruma projesi çizilmiştir.Süreçte kullanılan lazer tarama yöntemi deneyimlenerek mimari belgeleme alanına getirdiği yenilikler ve kullanım olanaklarına, sunduğu avantajlara ve tespit edilen limitlere yönelik değerlendirmeler yapılmıştır.Doctoral Thesis 5g Mobil Terminaller için Yüksek Kazançlı ve Çoklu Bant Frekans Seçici Anten Sistemi Tasarımı(Konya Teknik Üniversitesi, 2021) Yerlikaya, Mehmet; Gültekin, Seyfettin SinanBilgi ve iletişim teknolojilerindeki muazzam gelişmeler ve gittikçe artan kablosuz kullanıcı sayısı yüksek veri hızına ve kanal kapasitesine olan talebi de arttırmıştır. 1980'lerde birinci nesil (1G) ile başlayan mobil haberleşme sistemleri her on yıllık süreçte yeni bir nesil olarak kendini yenilemiş ve günümüzde "gelecek nesil" olarak da isimlendirilen beşinci nesil (5G) haberleşmesine geçilmeye başlanmıştır. 5G mobil spektrumu, 410 MHz ile 86 GHz arasında geniş bir frekans aralığını kapsamakta ve en genel anlamda düşük bant (1 GHz altı), orta bant (1 ile 6 GHz arası) ve yüksek bant (6 GHz üstü) olarak sınıflandırılmaktadır. Bu 3 frekans bölgesi için ITU tarafından belirlenen ve en öne çıkan frekans bantları ise sırasıyla; n78 (3.3-3.8 GHz), n258 (24.25-27.5 GHz veya 26 GHz), n257 (26.5-29.5 GHz veya 28 GHz) ve n260 (37-40 GHz veya 39 GHz) bantlarıdır. Diğer mobil sistemlerde olduğu gibi, 5G mobil sistemlerinin de en önemli unsurlarından birisi antenlerdir. Mikroşerit antenler, küçük profile sahip olma, üretim maliyetinin düşüklüğü, tasarım ve üretim kolaylığı gibi avantajları ile mobil sistemler için ön plana çıkmaktadır. Geleneksel mikroşerit antenlerin bilinen en yaygın dezavantajı bant genişliğinin darlığıdır. Özellikle atmosferik kayıpların arttığı yüksek frekans bölgesi için tasarlanan mikroşerit antenlerdeki diğer dezavantaj da kazanç değerinin düşüklüğüdür. Mikroşerit antenlerin bant genişliğini artırmak için bozunmuş toprak düzlemi kullanma, kısa devre pini veya oyuk ekleme, log-periyodik gibi frekans bağımsız mimari kullanımı ve parasitik yama tasarımı gibi teknikler kullanılabilmektedir. Yine kısa devre pin ya da oyuk ekleme ve elektromanyetik bant aralığı, üst katman veya frekans seçici yüzey gibi meta malzeme temelli anten tasarımları da araştırmacılar tarafından mikroşerit antenlerde kullanılan kazanç artırıma tekniklerinden bazılarıdır. Bu tez çalışmasında, gelecek nesil 5G mobil haberleşme cihazlarına yönelik 3 farklı mimari kullanılarak toplamda sekiz log-periyodik yama anten tasarımı sunulmuştur. Bu çalışmaların ilkinde, 6 GHz altı 5G uygulamalarına yönelik 3.3-4.2 GHz frekans aralığı için log-periyodik benzeri lineer azalan monopol bir yama anten yapısı tasarlanmıştır. Önerilen antenin log-periyodik yapısı, dipol (çift kutup) yerine monopol (tek kutup) olarak ve lineer mimari ile tasarlanmıştır. İkinci ve üçüncü anten çalışmasında, ilk tasarlanan log-periyodik monopol antene (LPMA) kanal kapasitesini artırmak için sırasıyla 4 ve 8 elemanlı MIMO mimarileri uygulanmıştır. Bu iki MIMO antenin de toprak düzlemlerindeki farklılıklar sayesinde çalışma bantlarına ikişer bant daha eklenerek çoklu bant anten sistemine dönüşmüştür. Bu ilk mimari ile tasarlanan üç LPMA'da 1.6 mm kalınlık ve 4.3 bağıl geçirgenliğe sahip FR4 alttaş kullanılmıştır. İkinci log-periyodik geometri ile elde edilen çalışmada, n258 bandı için geleneksel log-periyodik dipol antenden (LPDA) farklı olarak dipol elemanlarının çapraz olmayan şekilde yerleştirildiği özgün bir LPDA tasarlanmış ve iki elemanlı bir MIMO anten sistemi olarak uygulanmıştır. Üçüncü özgün log-periyodik anten mimarisinde ise, log-periyodik elemanları ilk çalışmada olduğu gibi tek düzlemde bulunmakta diğer düzlemde de kısmi bir dikdörtgen toprak düzlemi yer almaktadır. Önerilen anten mimarisinin yama kısmında yer alan her bir log-periyodik eleman, çeyrek dalga boyunda iki şerit hattın 90° açıyla birleştirilmesi ile çentikli LPMA (ÇLPMA) yapısı elde edilmiştir. Elde edilen bu son mimari ile 5G mm-dalga çalışma bölgesinde 28 GHz, 26/28 GHz ve 26/39 GHz bantlarında 3 farklı kombinasyon ile iki portlu MIMO tasarımları sunulmuştur. Mm-dalga bantları için tasarlanan LPDA ve ÇLPMA MIMO anten yapılarında dielektrik alttaş olarak bağıl geçirgenliği 2.2 ve kalınlığı 0.508 mm olan Rogers RT 5880 kullanılmıştır. Ayrıca, mm-dalga frekans bölgesinde artan atmosferik kayıpların etkisini azaltmak adına LPDA ve ÇLPMA mimari ile tasarlanan antenlere FR4 ve Rogers RO3003 dielektrik alttaşlar ile oluşturulan üst katman ve frekans seçici yüzeylerin eklenmesi ile %50'nin üzerinde kazanç artırımları gerçekleştirilmiştir. Tez çalışmasında yer alan son anten sisteminde, ilk ve üçüncü tasarımdaki log-periyodik mimarilerinin katmanlı bir şekilde birleştirilmesi ile 12 elemanlı bir MIMO anten yapısı tasarlanmıştır. Çoklu bant olarak tasarlanan katmanlı anten yapısında, üst katmanda 4 adet üçgen şekilli LPMA'dan oluşan bir MIMO sistemi bulunmakta ve 3.3-3.8 GHz frekans aralığında çalışmaktadır. Alt katmanda yer alan ÇLPMA yapısında ise 26 GHz ve 39 GHz rezonanslı toplamda 8 elemandan oluşan bir MIMO anten sistemi yer almaktadır. Bu son anten sisteminde de, üstte yer alan FR4 tabakası alt katmanda bulunan mm-dalga antenler için bir üst katman gibi davranarak anten kazancını yükseltmektedir.Master Thesis 6 Şubat 2023 Depremlerinin Adıyaman Tut İlçesindeki Yükseklik Değişimine Etkisinin Göktürk-1 Verilerinden Üretilen Sayısal Yükseklik Modeli Kullanılarak İncelenmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Eyimaya, Osman Semih; Makineci, Hasan BilgehanDünyada gerçekleşen depremler arazi üzerinde büyük değişimlere yol açmakta ve söz konusu değişimlerin boyutunun analizi deprem sonrasında yapılacak şehir planlamasında ve meydana gelen hasarın boyutunun belirlenmesinde önem arz etmektedir. Söz konusu değişimlerin analizi yersel ölçümlerle yapılacağı gibi günümüz teknolojisinin kolaylıklarından olan uydu görüntülerinden faydalanarak da yapılabilmektedir. Türkiye ve Suriye'yi etkisi altına alan 06 Şubat 2023 tarihinde saat 04:17 ve 13:24 de gerçekleşen 7.7 Mw ve 7.6 Mw büyüklüğündeki depremlerde ülkemizden Adana, Adıyaman, Batman, Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kayseri, Kilis, Malatya, Mardin, Niğde, Osmaniye, Şanlıurfa ve Tunceli olmak üzere toplamda 17 il olumsuz etkilenmiştir. Bu kapsamda, 06 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen depremlerde Adıyaman ilindeki Tut İlçesi ve çevresinde arazide görülen yükseklik değişimlerinin analizinin yapılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, Adıyaman bölgesine ait deprem öncesi dönemde 10.11.2020 tarihli çekimi yapılmış Göktürk-1 stereo görüntülerinden üretilen Sayısal Yükseklik Modeli (SYM) verisi ile deprem sonrası dönemde 25.02.2024 tarihli çekimi yapılmış Göktürk-1 stereo görüntülerinden üretilen SYM verisi kendi aralarında karşılaştırılarak belirlenen yükseklik değişimleri analiz edilmiştir. Ayrıca üretilen SYM'ler ve bölgede deprem öncesi dönemde yersel jeodezik ölçümlerle koordinatları belirlenmiş olan Yer Kontrol Noktaları (YKN) karşılaştırılarak doğruluk analizi yapılmıştır. Ayrıca Harita Genel Müdürlüğü (HGM) tarafından uzaktan algılama tekniği ile üretilen ve araştırmacılara sunulan 12m konumsal çözünürlüklü Sayısal Arazi Modeli (SYM12) verisi ile de doğruluk analizleri genişletilmiştir. Göktürk-1 uydu görüntülerinden üretilen SYM verilerinin doğruluğu üzerine yapılan analizlerde; deprem öncesi döneme ait görüntülerden üretilen SYM verisi 17 YKN ve TREx verisi ile ayrı ayrı karşılaştırılmış, deprem öncesi döneme ait görüntülerden üretilen SYM'nin 17 YKN ile karşılaştırılmasında KOH değeri 3.21 m ve TREx ile karşılaştırılmasında KOH değeri 5.27 m olarak tespit edilmiştir. Temin edilen TREx verisinin doğruluk analizi ise 17 YKN ile yapılmış olup KOH değeri 1.28 m olarak tespit edilmiştir. Deprem öncesi ve sonrası Göktürk-1 stereo uydu görüntülerinden üretilen SYM verileri ile 06 Şubat 2023 depreminin topoğrafyadaki değişime etkisinin araştırılmasına yönelik yapılan analizde; deprem öncesi ve sonrası dönemde çekimi yapılan Göktürk-1 uydu görüntülerinden üretilen SYM verileri kendi aralarında gridleme yöntemi ile rast gele seçilen 3998 noktada karşılaştırıldıklarında KOH değeri 5.54 m, kendi aralarında eğimin %30'dan küçük olduğu bölgelerde gridleme yöntemi ile rast gele seçilen 100 noktada karşılaştırıldıklarında KOH değeri 0.34 m, kendi aralarında eğimin %30 ile %60 arasında olduğu bölgelerde gridleme yöntemi ile rast gele seçilen 100 noktada karşılaştırıldıklarında KOH değeri 0.06 m, kendi aralarında eğimin %60'dan büyük olduğu bölgelerde gridleme yöntemi ile rast gele seçilen 100 noktada karşılaştırıldıklarında KOH değeri 0.03 m, kendi aralarında meskun bölgede gridleme yöntemi ile rast gele seçilen 100 noktada karşılaştırıldıklarında KOH değeri 0.26 m, kendi aralarında gayri meskun bölgede gridleme yöntemi ile rast gele seçilen 100 noktada karşılaştırıldıklarında KOH değeri 0.21 m olarak tespit edilmiştir. Yapılan analizler neticesinde 06 Şubat depreminin topoğrafyada önemli yükselti değişimlerine yol açtığı eğimin %60'dan büyük olduğu bölgelerde eğimin %60'dan küçük olduğu bölgelere nazaran topoğrafyada daha az yükselti değişimlerine yol açtığı tespit edilmiştir. Öte yandan Göktürk-1 uydu görüntülerinden üretilen SYM'nin performansının ise literatürde daha önce var olan çalışmalarla uyumlu olduğu tespit edilmiştir.Master Thesis 6360 Sayılı Büyükşehir Yasasıyla Köyden Mahalleye Dönüşen Yerleşim Birimlerinde Kentlilik Bilinci Oluşumunun İrdelenmesi: Konya Örneği(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Özeren, Songül; Eren, Fatih2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı Büyükşehir Yasası ile birlikte Türkiye'de büyükşehir idari il sınırları içinde kalan çok sayıda köy, tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleye dönüştürülmüştür. Bu köylerde yaşayan bireyler bir gecede kentli olmuşlardır. Kentsel çalışmalar literatüründe en küçük yerleşim birimi (köy) iken en büyük yerleşim biriminin (büyükşehir) bir parçası olmaya neden olan idari bir sınır değişikliği kararının insanların kentsel hayatını ve bilincini nasıl etkilediği konusu üzerinde yeterince durulmamaktadır. Bu çalışma ile bu alandaki boşluk bir ölçüde doldurulmak istenmektedir. Bu çalışma, 6360 sayılı Büyükşehir Yasası sonrası köyden mahalleye dönüşen yerleşim yerlerinde kentlilik bilinci oluşum seviyesini ölçmeyi amaçlamaktadır. Köy tüzel kişiliği kaldırılıp mahalleye dönüşen yerleşim yerlerinde kentlilik bilincinin gelişip gelişmediği, buralarda yaşayan insanların hayatlarında önemli bir değişimin olup olmadığı bu araştırma kapsamında keşfedilmektedir. Saha araştırması, merkez kent Konya'ya ve ilçe merkezine uzaklık, sosyo-kültürel ve coğrafi farklılık kriterleri dikkate alınarak, Konya'nın farklı noktalarında bulunan Ereğli İlçesi'nin Alhan Köyü'nde; Kulu İlçesi'nin Yaraşlı Köyü'nde; Selçuklu İlçesi'nin Çaltı Köyü'nde; Çeltik İlçesi'nin Torunlar Köyü'nde ve Beyşehir İlçesi'nin Ağılönü Köyü'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nitel ve nicel veriler doküman analizi, saha araştırması, gözlem ve anket yöntemleri ile toplanmıştır. Bu araştırma için özgün olarak geliştirilen anket aracılığıyla toplanan nicel veriler SPSS for Windows 25.0 programı yardımıyla istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bu kapsamda istatistiksel analizlerde sırasıyla Bağımlı Test, Bağımsız T Testi, Mann Whitney-U Testi, Tek Yönlü Varyant Analiz Testi, Kruskal Wallis Testi, Korelasyon Testi, Pearson ve Spearman Katsayısı ve Ki-Kare Testi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçları, 6360 sayılı Büyükşehir Yasası'nın kabulünün üzerinden yaklaşık 10 yıl geçmesine rağmen Konya'nın köyden mahalleye dönen yerleşmelerinde genel olarak kentlilik bilinci oluşumunun çok düşük seviyelerde kaldığını, mahallelerin hâlen genel olarak kırsal bir bilinç taşıdığını ortaya koymuştur. Bununla beraber söz konusu mahallelerde kentlilik bilinci oluşumu için elverişli bir psikolojik altyapının olduğu tespit edilmiştir. Köyden mahalleye dönen yerleşmelerde yaşayan insanlar kentsel imkanlara ve hizmetlere kavuştukça ve yerel yönetimlerce sorunlarına hızlı çözümler üretildikçe buralarda kentlilik bilincinin artacağı anlaşılmıştır. Konya ile benzer durumda olan büyükşehir belediyelerinin bu doğrultuda daha yüksek bir çaba içine girmesi, ancak kurumsal kapasitelerini üçte bir oranında artırmalarına bağlıdır. Bunun için Büyükşehir Belediyeleri'nin önce zamana, sonra ekstra finans ve insan kaynağına ihtiyacı olduğu tespit edilmiştir.Master Thesis A New Approach to Obtaining Digital Terrain Model from Digital Surface Model in Forested Areas(2025) Soysal, Ahmet Ali; Karabörk, HakanSayısal Yüzey Modeli (SYÜM), yeryüzünün bitki örtüsü, binalar ve diğer yapılar dahil olmak üzere tüm yüzey özelliklerini içeren bir yüksek modelidir. SYÜM'den farklı olarak Sayısal Arazi Modeli (SAM), yalnızca çıplak zemin yüzeyini temsil eder ve hidrografik analizlerden mühendislik projelerine kadar birçok alanda kritik öneme sahiptir. Ancak SYÜM'den doğrudan SAM elde edilmesi, özellikle ormanlık ve kentsel alanlarda oldukça zordur. Çünkü bu bölgelerde yüzey örtüsünün karmaşık yapısı, arazi yüzeyini doğrudan ayırt etmeyi güçleştirir. Bu nedenle, SYÜM verilerinden doğru ve otomatik şekilde SAM üretmek, zaman ve maliyet açısından büyük avantajlar sunmakta ve manuel arazi ölçümlerine olan bağımlılığı azaltmaktadır. Bu çalışmada, ormanlık alanlarda hava fotograflarından fotogrametrik yöntemlerle elde edilen SYÜM'den SAM çıkarımı için görüntü indislenmesine dayalı yeni bir algoritmik yaklaşım sunulmaktadır. SYÜM verileri, özellikle yoğun orman örtüsü gibi karmaşık yüzey yapılarına sahip bölgelerde, gerçek arazi yüzeyini temsil etmede yetersiz kalabilmektedir. Bu sorunu aşmak amacıyla, görüntü işleme teknikleri ile morfolojik filtreleme yöntemlerinin bütünleştirildiği bir yöntem geliştirilmiştir. Önerilen yaklaşım; maksimum yeşil alan tespiti, kenar filtreleme, yaklaşık orman yüksekliği hesaplaması ve eşikleme adımlarından oluşmakta olup bu adımlar sırasıyla uygulanarak zemin üstü nesnelerin modelden ayrıştırılması hedeflenmiştir. Çalışmada, beş farklı ağaç yoğunluğunda ormanlık çalışma bölgesi seçilmiş ve her bölgede dört geleneksel SAM çıkarım yöntemi (morfolojik filtreleme, Ormanlık ortamlarda LiDAR verisinin sınıflandırılması için çok ölçekli eğrilik tabanlı bir algoritma, Bulldozer ve ATIN algoritmaları) ile önerilen yaklaşım karşılaştırılmıştır. Elde edilen SAM'ler referans veri setleri kullanılarak istatistiksel doğruluk analizlerine tabi tutulmuştur. Analiz sonuçları, önerilen yaklaşımın geleneksel yöntemlere kıyasla daha yüksek doğruluk sunduğunu göstermekte; özellikle zemin modeli çıkarımında otomasyon sağlayarak işlem süresi ve iş gücünde önemli ölçüde tasarruf sağladığını ortaya koymaktadır. Bu yönüyle geliştirilen algoritma, başta haritacılık, hidrolojik modelleme, askeri uygulamalar ve jeodezik çalışmalar olmak üzere birçok disiplinde etkin bir arazi modeli çıkarım aracı olarak değerlendirilmektedir.Doctoral Thesis A New Q-Rung Picture Fuzzy Set Method for Decision Problems: Application in Energy Storage Systems(2025) Güler, Büşra; Sarucan, Ahmet; Özcan, EvrencanKarar vericilerin değerlendirmesinde yüksek düzeyde karmaşıklık ve belirsizliğin yanı sıra birçok nitel ve nicel ölçüt vardır. Bu çalışmada, belirsizlik ve karmaşıklıkla başa çıkmada etkili olan bulanık Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) metodolojisi kullanılmıştır. Sözel değişkenler ile yapılan değerlendirmelerde bir bulanıklık vardır. Bundan dolayı karar vericilere daha geniş bir karar verme alanı sağlayarak daha kolay değerlendirme yapmalarını sağlayan, klasik bulanık mantığın ötesine geçen, dilsel ifadeler içeren q-Seviyeli Görüntü Bulanık Küme (q-RPFS) yöntemi tercih edilmiştir. q-RPFS yüksek düzeyde belirsizlik ve çelişkili bilgilerin olduğu karar verme ortamlarında daha esnek ve güçlü bir temsil imkânı sunmaktadır. Enerji, bir sistemin iş yapabilme kapasitesidir ve insanların günlük hayatında önemli bir role sahiptir. Sanayileşme ile birlikte enerji ihtiyacı artmıştır. Günümüzde enerji, ülkelerin gelişmişlik seviyesini belirleyen bir göstergedir. Enerji sistemine bağımlılık, artan karmaşıklıklar ve erişim zorlukları enerji güvenliği ve depolama sistemlerinin önemini artırmıştır. Çevreye zarar vermeyen, sürdürülebilir ve ekonomik enerji kaynaklarından elde edilen enerjinin depolanması önemlidir. Çünkü ekonomik büyüme için güvenilir enerji bulmak her şeyin başında gelmektedir. Yapılan tez çalışmasında, Enerji Depolama Sistemleri (EDS), bulanık mantık ve ÇKKV açıklanarak kullanılan yöntemlerin literatür araştırması yapılmıştır. Literatür incelendiğinde EDS'nin sıralanmasında q-RPF kullanılarak çözüm sunan bir yöntem bulunmamaktadır. Bunun için q-RPF ile herhangi iki parametre arasındaki karşılıklı ilişkileri ele alan Bonferroni Ortalama (BO) operatörleri geliştirilmiştir. BO operatörü q-RPF sayıları ile genişletilerek q-seviyeli görüntü bulanık BO (q-RPFBO), q-seviyeli görüntü bulanık ağırlıklı BO (q-RPFWBO) operatörü, q-seviyeli görüntü bulanık geometrik BO (q-RPFGBO) operatörü ve q-seviyeli görüntü bulanık ağırlıklı geometrik BO (q-RPFWGBO) operatörü geliştirilmiştir. Bu operatörlerin eşkuvvetlilik, monotonluk, sınırlılık özellikleri tartışılmıştır. Geliştirilen operatörlerin karar verme süreçlerindeki uygulanabilirliği gösterilmiştir. Türkiye'de olan doğal afetlerin fazlalığı ve karşılaşılan kayıplar, dünya risk değerlendirme raporunda 30.sırada olması nedeniyle EDS büyük önem taşımaktadır. Bu risk göz önüne alınarak Türkiye'de uygulanabilecek EDS'nin sıralanması probleminde daha önce ele alınmayan risk faktörü ana kriter olarak belirlenmiştir. Alt kriterlerde ise depolama, çevresel, insanlarla ilgili taşımacılık ve yönetim riski değerlendirilmiştir. Türkiye için uygulanabilir dokuz EDS, beş ana ve on dokuz alt kriter açısından değerlendirilmiştir. Dört karar verici uzman kriterlerin geçerliliğini doğrulamıştır. Önerilen dört operatör kullanılarak problem çözümü yapılmıştır. q-RPFWBO ve q-RPFWGBO operatörlerine dayalı karar verme sonucu üzerinde parametre q'nun etkisi incelenmiştir. Ayrıca literatürde q-RPF'nin GRA yöntemiyle ele alınmadığı tespit edilmiştir. Önerilen operatörlerin ÇKKV problemlerinde farklı yöntem ve uygulamalarla çözülebileceğini test etmek için önce q-RPFS ve Gri İlişkisel Analiz Yöntemi (GRA) birleştirilerek q-RPFGRA yöntemi geliştirilmiştir. Bu sayede problemdeki belirsizlik ve bilgi eksikliği azaltılmış, karar vermede kolaylık sağlanmıştır. q-RPFGRA yöntemi ile proje seçim örneği çözülmüştür. Kriter ağırlıklarının projelerin değerlendirilmesi üzerindeki etkisini incelemek amacıyla altı farklı senaryo oluşturularak duyarlılık analizi yapılmıştır. Önerilen metodolojinin sağlam bir performans sağladığı görülmüştür. Yöntemin geçerliliğini ve uygulanabilirliğini göstermek için mevcut operatörlerle karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır. q-RPFGRA'da kullanılan operatör ve mevcut q-RPF için kullanılan sekiz operatör karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonucunda operatörlerin ilk iki tercihi ile önerilen yöntemde kullanılan operatörün ilk iki tercihi bir operatör hariç aynı çıkmıştır. Bundan dolayı önerilen yöntemin etkili olduğu ve ÇKKV problemlerini ele almak için uygun olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar Borda yöntemi ile birleştirilmiştir. Önerilen metodolojinin sağlam bir performans sağladığı görülmüştür. Yöntem bulanık ortamda değerlendirme ve karar verme problemlerinde ilk defa kullanılmıştır. Daha sonra proje seçim örneği kullanılarak önerilen q-RPFWBO, q-RPFWGBO operatörleri ile çözüm yapılmış, parametre q'nun karar verme sonucuna etkisi incelenmiştir. q-RPFWBO operatörüne dayalı skor fonksiyonlarının, q arttığında giderek büyüdüğünü, q-RPFWGBO operatörünün ise giderek küçüldüğü görülmüştür. Mevcut operatörlerle çözüm yapılmış ve sonuçlar karşılaştırılmıştır. Operatörlerin ilk iki tercihi ile önerilen yöntemde kullanılan operatörün ilk iki tercihi bir operatör hariç aynı çıkmıştır. Bundan dolayı önerilen yöntemin etkili olduğu ve ÇKKV problemlerini ele almak için uygun olduğu belirlenmiştir.Doctoral Thesis A Parametric Model Proposal Focused on Energy and Thermal Comfort for Courtyard Roof Design Scenarios in Historic Buildings(2025) Şenalp, Mihrimah; Başar, Mehmet Emin; Yaşa, EnesÇalışma, tarihî çevrede çağdaş müdahale tartışmaları bağlamında, 16-17. yüzyıl Osmanlı dönemine ait açık-avlulu medrese yapılarının avlu üst örtülerinin kapatılmalarında koruma, estetik, mikroklima, termal konfor ve enerji performansı bakımından nasıl optimize edilebileceğini araştırır. Araştırma, tarihî yapılardaki ek ve yeni yapı olgusunun yalnızca strüktürel veya görsel uyumla sınırlı kalmayıp; iç ortam koşulları, enerji tüketimi ve malzeme dayanımı gibi sürdürülebilirlik odaklı kritik başlıkları da kapsaması gerektiği varsayımına dayanır. Bu gereklilik, Venedik Tüzüğü'nün 'ayırt edilebilir fakat tamamlayıcı' yaklaşımını, ICOMOS Geleneksel Mimari Miras Tüzüğü'nün güncel kullanım gereksinimleriyle uyumlu değişiklik iznini ve ulusal/uluslararası enerji-verimlilik standartlarının zorunlu kıldığı performans kriterlerini aynı çerçevede ele almayı zorunlu kılar. Araştırma probleminin çıkış noktasını tarihî medreselerin avlularının, işlev kaybı, kullanıcı konforu düşüklüğü ve artan işletme giderleri nedeniyle özellikle soğuk mevsimlerde atıl kalmasıdır. Mevcut restorasyon uygulamalarında avlu üstlerinin çoğu kez çelik-cam konstrüksiyonla kapatıldığı, fakat tasarım sürecinde mikroklimatik etkilerin yeterince simüle edilmediği; ortaya çıkan sera etkisi, bağıl nem artışı ve aşırı soğutma yükleri nedeniyle kısa vadede ek HVAC yatırımlarına, orta-uzun vadede ise malzeme yıpranması ve yapısal bozulmalara yol açtığı gözlemlenmiştir. Bu bağlamda temel araştırma sorusu, 'Parametrik tasarım araçlarını kullanarak açık-avlulu tarihî yapılarda enerji, termal konfor ve koruma ilkelerini eşzamanlı optimize eden bir üst örtü tasarımı geliştirilebilir mi?' biçiminde tanımlanmıştır. Araştırmanın amacı üç aşamada özetlenir: (1) Tarihî yapının çizgisel-biçimsel kimliğini nicel veriye dönüştürüp çağdaş üst örtü tasarımında görsel uyumu sayısallaştırmak, (2) mikroklima, termal konfor ve enerji performansını birlikte değerlendirecek parametrik bir karar-destek modeli geliştirmek, (3) modelin geçerliliğini özgün mimari, strüktürel bütünlük ve koruma mevzuatına bağlı kalarak bir uygulama örneği üzerinde kanıtlamak. Araştırma kapsamında örneklem tarihî yapı Osmanlı klasik döneminin hemen her vilâyetinde bulunan, açık avlulu ve revaklı şemaya sahip medreselerle sınırlıdır. Envanter taramasında 16-17. yüzyıla tarihlendirilen 100'ün üzerinde medrese incelenmiş; plan şeması, özgünlük seviyesi, iklim bölgesi ve bakım geçmişi parametrelerine göre örneklem olarak Mimar Sinan'ın çıraklık eseri kabul edilen ve İstanbul'un Csa (Akdeniz yazı kurak, ılık kış) ikliminde yer alan Şehzade Mehmet Medresesi seçilmiştir. Hipotez seti dört ana eksenden oluşur: (H1) çizgisel uyum algoritması, çağdaş deseni tarihî oranlarla uyumlu kurar; (H2) çift katmanlı ETFE malzemesi şeffaf-yarı şeffaf modülasyonu sayesinde toplam enerji tüketimini düşürür; (H3) parametrik optimizasyon, ısıtma-soğutma yüklerini dengelerken PMV-PPD ve SET göstergelerini ASHRAE 55 sınırları içinde tutar; (H4) seçilen tasarım, Venedik Tüzüğü'nün geri dönüştürülebilir ve ayırt edilebilirlik koşullarını, malzeme hafifliği ve sökülebilir strüktür detaylarıyla yerine getirir. Yöntem literatür taraması, parametrik modelleme, bütünleşik simülasyon ve doğrulama adımlarından oluşur. İlk adımda, adaptif yeniden kullanım, çağdaş ek, ETFE teknolojisi, mikroklima yönetimi ve çok hedefli optimizasyon konularındaki güncel araştırmalar sentezlenmiştir. Modelleme aşamasında Rhinoceros-Grasshopper ortamında Tekin vd. (2022) tabanlı 'çizgisel yoğunluk' algoritması ile medresenin yatay, dikey ve diyagonal çizgi oranları elde edilmiştir. Parakeet eklentisi kullanılarak iki geleneksel İslâmî yıldız örgüsü, bir kare modüler grid, bir adaptif grid, Voronoi ve Delaunay diyagramlarından oluşan altı desen üretilmiştir. Malzeme parametresinde ETFE'nin tam şeffaf (Işık geçirgenliği %80, SHGC 0,82) ve üç frit yoğunluklu varyantı (%43/0,46; %28/0,33; %20/0,25) kullanılmıştır. Desen, malzeme ve iki geometrik değişkenin (fritli şeridin konumu ile yüzey alanı) kombinasyonu 576 varyasyon oluşturmuştur. Enerji ve konfor simülasyonları Ladybug-Honeybee aracılığıyla EnergyPlus motorunda, İstanbul TMY dosyasıyla saatlik çözünürlükte yürütülmüştür. Modelde bina kabuğu için literatürde önerilen küfeki taşı, horasan harcı ve tuğla bileşimli duvar kesitleri ile mevcut çatı tonoz kesitlerinin termofiziksel eşdeğerleri tanımlanmış; U-değerleri TS 825 veri tabanına göre ayarlanmıştır. İç yükler yapının güncel kullanım senaryosuna uygun büyük ofis programından türetilmiştir. Kapalı hacimlerde HB Ideal Air modülü %70 ısı geri kazanım verimliliğiyle çalışacak biçimde kurgulanmış; avluda doğal havalandırma ile kışın ısıtma, yazın gecelik soğutma stratejileri denenmiştir. Üretilen varyasyonlar TT-Toolbox ve Colibri ile Excel-CSV biçiminde toplanmış, Design Explorer üzerinde Pareto analiziyle enerji-konfor-estetik korelasyonları görselleştirilmiştir. Modelin güvenilirliği için aynı parametrik hacim IES-VE'de yeniden kurulmuş; toplam EUI, PMV, operatif sıcaklık ve bağıl nem verileri karşılaştırılmış, sapma %-5-+5 aralığında kalmıştır. Bulgular özetle şu şekildedir: Çizgisel uyum skorlarına göre gridal-modüler C1/C2 desenleri tarihî cephenin yatay-dikey-diyagonal oranlarıyla %85'in üzerinde korelasyon sağlamış, Pareto cephesinde enerji-konfor açısından da ilk sırada yer almıştır. Bu varyasyonlarda %28 fritli ETFE, SHGC 0,33 değeriyle ısıtma-soğutma dengesini optimize etmiş; yazın aşırı ısınmayı engellerken kışın pasif ısı kazançlarını korumuştur. Mevcut medresede yıllık toplam enerji kullanım yoğunluğu 713 kWh m⁻² seviyesindedir; bunun 609 kWh m⁻²'si ısıtmaya, 104 kWh m⁻²'si soğutmaya aittir. Avlu üst örtüsü senaryolarında toplam EUI 376-437 kWh m⁻² bandına düşmüş; ısıtma yükü %52-57, toplam tüketim %38-47 azalmıştır. Soğutma yükü tam şeffaf varyasyonlarda %40'a varan artış gösterse de fritli ETFE kullanımıyla artış %4 düzeyine kadar sınırlanabilmiştir. Kış tasarım haftasında avlu, revak ve eyvanda iç hava sıcaklığı 10-11 °C'den 18-19 °C'ye yükselmiş; PMV değeri –1,4'ten –0,5'e, PPD %26'dan %10-12 aralığına gerilemiştir. Yaz tasarım haftasında SET 30-31 °C'den 26-28 °C'ye, PMV +1,1'den +0,36-0,76 aralığına inmiş; PPD %25 civarından %8-17 bandına düşmüştür. Ortalama ışınım sıcaklık ve operatif sıcaklık değerleri de benzer iyileşme göstermiştir. Sonuç ve öneriler beş başlıkta toplanır: (1) Parametrik model, çok-kriterli restorasyon kararlarında sayısal temel oluşturur; benzer avlulu han, kervansaray ve arkeolojik koruma çatılarında uyarlanabilir. (2) Çift kat ETFE yastık sistemi, tarihî dokuya minimal temasla %50'ye varan ısıtma enerjisi tasarrufu ve kabul edilebilir yaz konforu sağlar. (3) Koruma kurulları açısından çizgisel-uyum algoritması, 'orijinal-yeni' ilişkisinin nesnel denetimini mümkün kılar. (4) Uygulama sonrası RH sensörlü izleme ve sökülebilir strüktür bakımı, malzeme ömrünü uzatır. (5) Gelecek çalışmalarda kavisli kabuk geometrileri, dinamik frit oranları ve yaşam döngüsü maliyeti analizi eklenerek model genişletilmelidir. Böylece araştırma, tarihî yapılarda çağdaş ek tasarımını yalnızca biçimsel bir tamamlama değil, aynı zamanda enerji-termal konfor optimizasyonu ve malzeme sürdürülebilirliği gözeten bütüncül bir restorasyon stratejisi olarak ele almanın mümkün ve gerekli olduğunu ortaya koymuştur.Doctoral Thesis A206.0 Alüminyum Bakır Alaşımlarının Farklı Aşılayıcılar ile Tane Boyutunun İnceltilmesi ve T6 Isıl İşlemi Uygulayarak Mekanik Özelliklerinin Geliştirilmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2021) Çetintürk, Selman; Tarakçıoğlu, NecmettinSaf halde yumuşak bir metal olan alüminyum farklı alaşım elementleriyle alaşımlandığında endüstride çok geniş bir kullanım alanına sahiptir. Yüksek mekanik özelliklerin öne çıktığı malzeme tasarımında alüminyum bakır alaşımları daha ziyade tercih edilmektedir. Alüminyum alaşımları düşük yoğunluk, yüksek özgül mukavemet, yüksek korozyon direnci, kolay şekillendirilebilme ve mekanik özelliklerinin geliştirilebilmesi gibi özelliklere sahip olmasından dolayı birçok farklı sektörde kullanım alanı bulmuştur. Özellikle otomotiv, taşımacılık, uzay ve havacılık, elektronik, makine ve üretim gibi pek çok sektörde alüminyum alaşımlarının kullanımı giderek artış göstermektedir. Bu çalışmanın amacı Al-%5Cu alüminyum döküm alaşımına AlSr10, Al-3Ti-1B, Al-5Ti-1B gibi üç farklı tane inceltici mastır alaşımlar girilerek döküm yapıldıktan sonra elde edilen test numunelerine T6 ısıl işlemi uygulayarak alüminyum bakır alaşımının mekanik özelliklerinin geliştirilmesidir. Al-%5Cu alaşımına tane incelticiler girildikten sonra kokil kalıba döküm yapılmıştır. T6 ısıl işlemi için 535oC sıcaklıkta 4 saat çözeltiye alma, 25oC'de su verme ve takibinde 175oC'de 3, 6, 9, 12, 15 ve 18 saat gibi altı farklı sürelerde yapay yaşlandırma uygulanmıştır. T6 ısıl işlemi uygulanan numunelere Brinell Sertlik ölçümleri, Charpy çentik darbe testleri ve çekme deneyleri yapılmıştır. Numunelerin mikro yapıları optik mikroskopla incelenmiş ve alaşımların mikro yapılarındaki tane boyutu ölçümleri imaj analiz yöntemiyle belirlenmiştir. Tarayıcı elektron mikroskobuyla (SEM) çekme çubuk numunelerin kırık yüzeylerinden nokta, alan ve maping analizleri yapılarak alaşımların içyapıları incelenmiştir. Ayrıca bu Al-%5Cu alaşımlarına 3000 m kayma mesafesinde aşınma deneyi uygulanmıştır. Bu alaşımların korozyon dayanımını belirlemek amacıyla 590 saat daldırmalı korozyon deneyleri yapılmıştır. XRD analizleri alaşımların kristalografik karakterizasyonlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Elde edilen en yüksek çekme dayanımı; Al-5Ti-1B alaşımı girilen ve 175oC'de 18 saat yaşlandırılan numunede 417 MPa olarak elde edilmiştir. En yüksek Brinell sertlik değeri ise Al-5Ti-1B tane inceltici girilen ve 175oC sıcaklıkta 18 saat süreyle yaşlandırılan numunede 112 HB olarak elde edilmiştir. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar üç eksenli Matlab grafik çizimleriyle de desteklenmiştir. AlSr10 tane incelticilerin, titanyum ve bor kadar etkili olmadığı görülmüştür. Malzemenin tane boyutunu inceltme etkisi yönünden, Al-5Ti-1B ve Al-3Ti-1B tane incelticileri karşılaştırıldığında Al-5Ti-1B'un, Al-3Ti-1B'dan daha etkili olduğu görülmüştür. Daha önce Al-Si alaşımları üzerinde bu türden çalışmalar yapılmış olmakla, Al-%5Cu alaşımları üzerinde yeterli bir çalışmaya rastlanmadığı için bu konu üzerinde yoğunlaşılmıştır. Endüstride Al-%5Cu döküm alaşımları üretilmekle beraber uygulamada pek çok değişken parametre mevcut olduğundan optimum parametre değerleri üzerinde odaklanılmıştır. Bu çalışmada tane inceltme işleminde %0,6 oranında girilen Al-5Ti-1B tane inceltici mastır alaşımı en etkili tane inceltici olarak bulunmuştur. Al-%5Cu alaşımına Al-5Ti-1B tane inceltici mastır alaşımı ilave edildiğinde 175oC sıcaklıkta 18 saat yaşlandırma ile ortalama tane boyutu 38 µm olarak elde edilmiştir.Doctoral Thesis Abana-Bozkurt (Kastamonu) Bölgelerindeki Derekumu ve Topraklardaki Ağır Metallerin Kökeni ve İnsan Sağlığı Açısından Risk Faktörlerinin Araştırılması(2024) Arıcı, Ömer Kağan; Öztürk, Alicanİnceleme alanı Abana-Bozkurt (Kastamonu) ilçelerine bağlı Ezine Çayı (Tezcan, Kozköy, Koşmapınar, Kızılcaelma) ve İlişi Çayı (Yakaören, Görentaş, Köseali, Deliktaş, Erenler ve Alınören) arasında kalan bölgeleri kapsamaktadır. Çalışma alanı Kastamonu il merkezinin kuzeydoğu kesiminde yer almakta ve çalışma bölgesi 2611.411 km² alan kaplarken çalışma alanı 474.5909 km2 (Ezine havzası = 378.6215 km² ve İlişi havzası = 95.96944 km²) alanı içermektedir. Yapılan arazi çalışmaları sonucunda Ezine çayı çevresinden 5 adet kayaç (OK), 7 adet toprak (OT), 12 adet dere sedimanı (OP) numunesi; İlişi çayı çevresinden ise 6 adet kayaç (IOK), 7 adet toprak (IOT) ve 9 adet dere sedimanı (IOP) numunesi alınmıştır. Bu numuneler üzerinde 65 elementin analizleri yaptırılmıştır. Kayaç, toprak ve dere sedimanı jeokimyası için çalışma açısından önem arz eden elementler seçilerek student-t testi gerçekleştirilmiş ve değerler hesaplanmıştır. Ezine çayı ve İlişi çayı çevresinden derlenen kayaçlarda, topraklarda ve dere sedimanlarında analizi gerçekleştirilen iz elementlerin birbirleriyle olan ilişkileri basit korelasyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Çalışma alanından derlenen toprak ve dere sedimanlarının analiz sonuçları göz önüne alınarak literatürde kirlilik çalışmaları için kullanılan indeksler (jeobirikim indeksi (Igeo), zenginleşme faktörü (EF), kirlilik faktörü (CF), kirlilik yük indeksi (PLI), potansiyel ekolojik risk indeksi (Eri), potansiyel toksisite indeksi (RI), Nemerow kirlilik indeksi (NIPI) baz alınmış ve hesaplamalar gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, kanserojenik risk faktörlerinin incelenmesinde yetişkinler ve çocuklar için soluma, yutma ve dermal yoldan etkiler olmak üzere 3 faktörün sonuçları araştırılmıştır. Ezine ve İlişi çayı çevresinden derlenen toprak ve dere sedimanları numunelerinin analiz sonuçları baz alınarak insan sağlığı açısından risk seviyelerini tespit etmek amacıyla ağır metallerin yutma, solunum ve dermal temas olmak üzere yetişkinler ve çocuklar için 'ortalama günlük doz' hesaplamaları gerçekleştirilmiş ve elde edilen sonuçlara göre 'ihmal edilebilir', 'düşük', 'orta' ve 'yüksek' olarak sınıflama yapılmıştır. Kayaçlarda, topraklarda ve dere sedimanlarındaki elementlerin dağılımları ve anomalinin değerlendirilmesi kapsamında numunelerin arazideki yayılım ortamlarına uygun olacak şekilde içerdikleri ağır metallerin içeriğine (ppm cinsinden) göre anomali haritaları hazırlanmış ve çeşitli ortamlardaki (yerkabuğu, mafik ve asidik kayaçlar, ultramafik kayaçlar, kalkerli kayaçlar, kumtaşları ve toprak) standart değerlerle karşılaştırmaları yapılarak yorumlanmıştır. Tez çalışması kapsamında sağlık risklerinin olasılıksal dağılımını analiz edebilen Crystal System Ball yazılımına dayalı Monte Carlo simülasyonu kullanılarak ağır metallerin kanserojen olmayan sağlık riskleri (HI) ve toplam kanserojen riskleri (TCR) yetişkinler ve çocuklar için hesaplanmıştır. Bulunan değerler kullanılarak grafikler çizilmiş ve dağılımlar göz önüne alınarak risk değerleri ortalama değerler bazında yorumlanmıştır. Ezine ve İlişi çayı çevresinden derlenen toprak numunelerinde ağır metaller için hesaplanan EF değerleri alınarak OriginPro programında Q-Q plot grafikleri çizilmiş ve bu metallerin kökeninin jeojenik, antropojenik ya da her ikisinin olup olmama durumları incelenmiştir. Ezine çayı toprak numuneleri için yapılan değerlendirmede Cd ağır metalinin simetrik bir dağılım gösterdiği belirlenmiştir. Bu da kaynak metalin kökeninin jeojenik olduğuna işaret etmektedir. Al, As, Cr, Cu, Hg, Mn, Ni, Pb ve Zn ağır metallerinin dağılımları ise asimetriktir. Bu sonuçlara göre, Ezine çayı toprağındaki bu ağır metallerin konsantrasyon aralıkları jeojenik ve antropojenik zenginleşmeden kaynaklanan çoklu popülasyonların varlığını göstermektedir. İlişi çayı toprak numuneleri için yapılan değerlendirmede Cd ve Hg ağır metallerinin simetrik bir dağılım gösterdiği belirlenmiştir. Bu da kaynak metalin kökeninin jeojenik olduğuna işaret etmektedir. Al, As, Cr, Cu, Mn, Ni, Pb ve Zn ağır metallerinin dağılımları ise asimetriktir. Bu sonuçlara göre, İlişi çayı toprağındaki bu ağır metallerin konsantrasyon aralıkları jeojenik ve antropojenik zenginleşmeden kaynaklanan çoklu popülasyonların varlığını göstermektedir. Ezine ve İlişi Çayı Çevresinden Derlenen Toprak Numunelerindeki Ağır Metal Miktarlarının Yönetmeliklere Göre Değerlendirilmesi kapsamında yapılan çalışmalarda; Dünya Sağlık Örgütü/Gıda ve Tarım Örgütü verileri baz alındığında; Ezine Çayı bölgesinde As için; 'Bakanlıkça belirlenen süreç uyarınca temizlenmesi gereken kirlenmiş saha'; Ni, Fe ve Mn için; 'İkinci aşama değerlendirme sürecine tabi takip gerektiren saha' statüsünde olduğu tespit edilmiştir. İlişi Çayı bölgesinde ise Mn için; 'İkinci aşama değerlendirme sürecine tabi takip gerektiren saha' statüsünde olduğu tespit edilmiştir. Tez çalışması kapsamında toprak ve dere sedimanlarındaki kirliliğin ortadan kaldırılması ve canlı sağlığına olan olumsuz etkilerinin (kanserojenik olmayan ve kanserojenik risk faktörleri) en aza indirilmesi için özellikle son dönemlerde dünya genelinde kullanılmakta olan elektrokinetik ekstraksiyon, yerinde kimyasal immobilizasyon, vitrifikasyon gibi metodların kullanılması önerilmektedir.Master Thesis Abdomen Bt Görüntülerinde Pankreas Segmentasyonu için Yeni Bir Derin Öğrenme Yaklaşımı: Pascal U-net(Konya Teknik Üniversitesi, 2021) Kurnaz, Ender; Ceylan, RahimeGünümüzde derin öğrenme modellerinin medikal görüntü işlemede kullanımı hız kazanmıştır. Özellikle kesit görüntülerinden organ segmentasyonu üzerine gerçekleştirilen çalışmalarda derin öğrenme yöntemleri sıklıkla tercih edilmektedir. Abdomen bölgesinde yer alan pankreas, her insanda şekil, konum ve büyüklük bakımından farklı olduğundan segmentasyonu oldukça zorlayıcıdır. Bu problemin çözümünde literatürde genellikle derin öğrenme modellerinden biri olan U-Net modeli tercih edilmektedir. Bu tez çalışmasında, pankreas segmentasyonu için Pascal üçgenindeki sayı dizilimine uygun bir mimariye sahip ve U-Net modelini temel alan yeni bir derin öğrenme modeli önerilmiştir. Önerilen bu model Pascal U-Net modeli olarak isimlendirilmiştir ve modelin başarımı iki farklı veri seti üzerinde değerlendirilmiştir. İlk olarak halka açık ve literatürde sıklıkla kullanılan bir veri seti olan The Cancer Imaging Archive Pankreas-BT veri setinden yararlanılmıştır. Ayrıca ikinci veri seti olarak Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Bölümü'nden alınan abdomen BT görüntüleri kullanılmıştır. Veri setlerindeki kayıtlardan her hasta için bir kesit görüntüsü seçilmiş ve önişleme yöntemleri uygulanarak derin öğrenme ağları için veri setleri oluşturulmuştur. Pascal U-Net modeli ile her iki veri seti üzerinde elde edilen pankreas segmentasyon sonuçlarının karşılaştırılması için, aynı veri setleri üzerinde U-Net modeli ile de segmentasyon işlemi gerçekleştirilmiştir. 2, 4 ve 6 katlı çapraz doğrulama ve 1'den 10'a kadar farklı yığın sayılarında çalıştırılan derin öğrenme modelleri sonucunda elde edilen segmentasyon haritaları, 7 farklı performans metriği kullanılarak değerlendirilmiştir. Her bir yığın sayısı ve farklı kat çapraz doğrulama ile gerçekleştirilen pankreas segmentasyonu sonuçları, 10 kez çalıştırma sonuçlarının ortalamasıdır. Hem U-Net hem de Pascal U-Net segmentasyon sonuçları 7 farklı metrik ve görsel değerlendirmeler temel alınarak analiz edilmiştir. Sonuçlar incelendiğinde; her iki veri setinde de Pascal U-Net modeli, geleneksel U-Net mimarisine karşı Dice Benzerlik Katsayısı metriği bakımından yaklaşık %1'lik bir değer ile üstünlük göstermiştir.Master Thesis Açık Kaynak Kodlu Qgıs Yazılımı Altında Akış Haritası Tasarımına Yönelik Eklenti Geliştirme(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Güzeler, Caner; Bildirici, İbrahim ÖztuğQGIS yazılımı özgür ve açık kaynak kod yapısına sahip bir Coğrafi Bilgi Sistemi yazılımı olarak tanımlanabilir. Açık kaynak kod yapısı ve özgür bir yazılım olması sebebiyle günümüzde kullanımı giderek yaygınlaşan bu programın kullanıcı kitlesi arttıkça sürekli olarak geliştiği görülmektedir. Başlangıçta C++ programlama dili ile programlanmış bu yazılım zaman içerisinde Python programlama dili ile entegre hale getirilmiştir. QGIS yazılımının diğer yazılım dilleri yerine Python yazılım dili ile entegre hale getirilmesinin sebebi kolay ve sade yapısı sayesinde öğrenilmesi de kolay olan Python ile kullanıcıların ihtiyaçları doğrultusunda programı şekillendirebilmesi ve bu sayede programın sürekli gelişme imkânı bulmasıdır. Kullanıcılar Python'da belli bir yazılım bilgisine sahip olması durumunda QGIS'de hemen hemen her tür işlemi kodlar yardımıyla yapabilecekleri gibi ihtiyaçları doğrultusunda eklenti veya araçlar geliştirerek uygulamayı kişiselleştirebilir. Eklenti konusunda her geçen gün gelişen QGIS'de halen bazı eksiklikler bulunmaktadır. Örneğin iki farklı nokta arasındaki akışı veya büyüklüğü gösteren akış haritalarını oluşturmak için bir eklenti veya araca sahip değildir. Akış haritaları iki farklı referans noktası arasındaki akışı kullanıcılara sunan bir tematik harita türüdür. Bu haritalar özellikle ticaret, göç vb. konuları okuyuculara aktarmak için oldukça önemlidir. Ancak günümüzde CBS yazılımlarında diğer tematik harita oluşturma türlerine göre geride kalmıştır. Bu çalışmada herkesin kolayca kullanabileceği ve kolayca ulaşabileceği bir akış haritası tasarlama eklentisi oluşturulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda yapılan bu çalışma sonucunda başarılı bir biçimde akış haritası tasarlanabilecek Flow Map isimli eklenti geliştirilmiştir.

