04. Enstitüler
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.13091/7
Browse
Browsing 04. Enstitüler by Department "Enstitüler, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Çevre Mühendisliği Ana Bilim Dalı"
Now showing 1 - 19 of 19
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis Biyolojik Yöntemle Endüstriyel Atıksulardan Biyopolimer Depolama Şartlarının Belirlenmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Öztunç, Büşranur; Erdirençelebi, DilekGünümüzde her alanda kullanılabilen petrol türevli plastikler, kaynakların sınırlı olması, doğada uzun süre parçalanmadan kalması, çevreye ve canlılara zarar vermesi nedeniyle yerini biyoplastiklere bırakmaya başlamıştır. Biyoplastikler toksik olmayan, canlı bünyesiyle biyouyumlu ve karbon ayak izinin düşük olması gibi avantajlarla öne çıkmaktadır. Her ne kadar petrol türevli plastiklere alternatif olarak kabul edilse de henüz endüstriyel üretim düzeyine ulaşamamıştır. Biyoplastikler organik katı atıklar, bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar gibi yenilenebilir biyolojik kaynaklardan elde edilen plastiklerdir. Saf ve karışık kültür mikroorganizmalar tarafından karbon kaynağı varlığında ve nütrient ve iz metal eksikliğinde Poli-ß-hidroksibütirat (PHB) biyopolimeri sentezlenerek depolanır. PHB üretiminde alternatif karbon kaynaklarının arasında endüstriyel atıksuların organik içerikleri de bulunmaktadır. Özellikle gıda endüstrisi atıksularının karbon kaynağını olarak kullanılmasıyla üretim maliyeti düşürebilmektedir. Üretim aşamasında C/N oranı, çamur yaşı, sıcaklık ve çözünmüş oksijen konsantrasyonu gibi parametreler oldukça önemlidir. Bu tez çalışmasının temel amacı meyve suyu endüstrisi atıksuyunu karbon kaynağı olarak kullanarak, karışık kültürle PHB biyopolimerini maksimum seviyede elde etmek için uygulanabilecek optimum proses şartlarını belirlemektir. Sentetik vişne suyu üretim atıksuyunun yanı sıra azot ve fosfor kaynağı olarak evsel atıksu kullanılmıştır. Aerobik biyolojik çalışma, atıksu arıtım tesisinden elde edilen karışık kültürlerle ardışık kesikli reaktörde tokluk ve açlık fazları ile günlük 2 döngü, 20, 28 ve 30°C olmak üzere 3 farklı sıcaklık seviyesi, C/N oranı 30, 40 ve 60 g KOİ/g N, çamur yaşı 1, 2, 5 ve 10 gün seviyelerinde işletilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda maksimum PHB biyopolimeri üretimi için optimum şartlar, 28°C, C/N 40 ve çamur yaşı 5 gün olarak belirlenmiştir. Sıcaklığın 28°C'ye çıkarılmasıyla C/N 30, 40 ve 60'ta PHB üretimi artarak gerçekleşmiştir. Sıcaklık arttıkça PHB üretim oranı da artmıştır. Çamur yaşı 1, 2, 5 ve 10 gün için yapılan çalışmalarda en yüksek PHB üretimi çamur yaşı 5 gün için gerçekleşmiştir. Çamur yaşı 1 gün için bazı numunelerde PHB üretimi yoktur. Çamur yaşı 10 gün için alınan numunelerde, çamur yaşı 5 güne göre PHB üretim oranı daha düşüktür. C/N oranı 30, 40 ve 60 arasında en yüksek üretim oranı C/N 40'ta gerçeklemiştir. Bakteri düşük C/N oranlarında (C/N 30) ortamdaki karbonu büyüme ve çoğalma için kullanırken, ortamdaki yüksek karbon miktarından da olumsuz etkilenmektedir.Doctoral Thesis Deri Endüstrisinde Temiz Üretim Yaklaşımı: Su ve Atıksu Yönetimi(Konya Teknik Üniversitesi, 2021) Kılıç, Havva; Nas, BilgehanTemiz üretim kavramı, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından "toplam etkinliği artırmak, insan ve çevre üzerindeki riskleri azaltmak için entegre ve önleyici bir çevre stratejisinin proseslere, ürünlere ve hizmetlere sürekli olarak uygulanması" şeklinde tanımlanmaktadır. Avrupa Birliği çevre mevzuatının sanayi açısından en önemli bileşenlerinden birini, 1996 yılında yayımlanan eski adı ile "Entegre Kirlilik Önleme Kontrolü Direktifi (EKÖK)", yeni adı ile "Endüstriyel Emisyonlar Direktifi (EED)" oluşturmaktadır. Direktif, sanayi kirliliğinin önlenmesine farklı bir yaklaşım getirerek, deşarj standartları yanında alıcı ortam özellikleri ve doğal yenilenme sürecinin de temel alındığı kirleticilerin kaynağında önlenmesi ilkesinin somutlaştırılmasını amaçlamaktadır. Bu amaçla 33 sektör için Mevcut En İyi Teknik (MET) Referans Dökümanı, bazı sektörler için MET Sonuç Belgeleri de yayımlanarak emisyonların azaltılması/önlenmesi için zorunlu olarak yapılması gereken MET'ler tanımlanmıştır. Deri endüstrisi atıksularında çok yüksek değerde tespit edilen ve konvansiyonel arıtma prosesleri ile giderilemeyen iletkenlik parametresi bu atıksuların yönetiminde en önemli problemlerden biridir. Arıtılmış atıksuların deşarj edildiği ortamlardan beslenen ve sulama suyu kullanımının olduğu kaynaklarda tuzluluk yükselmekte ve alıcı ortam kalitesi ciddi ölçüde bozulmaktadır. Bu atıksuların yönetiminde, oluştuktan sonra ileri arıtma yöntemleri ile tuzluluk gideriminden ziyade, kaynağında tuzluluğun önlenmesi önem arz etmektedir. Avrupa Birliği tarafından 2013 yılında yayımlanan deri işleme sektörü MET Sonuç Belgesi Dokümanında, atıksuların yönetiminde tuzluluk gideriminde mekanik sallama ekipmanı kullanılarak veya tuzlanmamış derilerin işlenmesi tekniklerinden uygun olanın tesis için uygulanması zorunlu MET olarak sunulmaktadır. Bu çalışmada deri endüstrisinde su ve atıksu yönetimi detaylı şekilde ele alınmış, Türkiye'de faaliyet gösteren deri işleme tesisleri için su ve atıksu yönetimi konusunda MET uygulama ve uygulanabilirlik oranları değerlendirilmiştir. Çalışmada ayrıca, deri işleme tesisi atıksularının yönetiminde en önemli problemlerden biri olan "İletkenlik" parametresinin alıcı ortam kalitesinin iyileştirilebilmesi için kabul edilebilir değerlere düşürülmesi amacıyla, deri işleme sektörü MET listelerinde yer alan iki MET alternatifi kıyaslanmıştır. 1 MET alternatifi, tuzla muhafaza edilmiş ham derilerin işlenmeden önce mekanik sallama ekipmanı ile üzerindeki gevşek tuzun silkelenmesi olarak belirlenmiştir. Ancak tek başına bu yöntemle atıksu emisyonunda hedeflenen iletkenlik değerlerine ulaşılamayacağından, alıcı ortamda hedeflenen kriterlere ulaşabilmek için ayrıca atıksu arıtma tesisi sonuna Ultrafiltrasyon (UF), Ters Ozmoz (RO) ve Evaporasyon sistemi kurulumu da dahil edilmiştir. 2. MET alternatifi; ham derilerin tuz kullanmadan soğuk hava depolarında saklanması olarak belirlenmiştir. Her iki MET alternatifi Çapraz Medya Etkisi ve Maliyet Analizi ile kıyaslanmış olup; sektörel uyum kabiliyeti ve MET'lerin çevre korumaya katkısı da değerlendirilerek en iyi MET seçeneği belirlenmiştir. Hem çevresel faktörler hem de maliyet kıyaslaması sonucunda derilerin tuzlanmadan soğuk muhafazası (2. Yöntem) tercih edilmesi gereken MET alternatifi olarak belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca, ülkemizde değişen kapasitelerde çalışan ve farklı sürelerde derileri depolayarak muhafaza eden tesisler ile bağlı bulundukları atıksu altyapı yönetimlerinin mevcut yapısı da göz önünde bulundurularak iletkenlik probleminin çözümünü hedefleyen ve kıyaslama yapılan 2 MET alternatifinin uygulanması durumunda farklı senaryolara göre ilk yatırım ve işletme maliyetleri de hesaplanmıştır. Kıyaslama yapılan MET seçeneklerinden hangisinin en iyi MET seçeneği olduğuna karar vermede en önemli kriterlerden bir tanesi de sektörel uygulanabilirliğin değerlendirilmesidir. Ülkemizde deri işleme tesislerinin tamamında, 6 aydan 1 yıla kadar uzayabilen uzun saklama koşulları nedeniyle deriler tuzla kürlenerek muhafaza edildiğinden, 1.yöntem sektör tarafından daha uygulanabilir görülmektedir. Bu önemli problemin çözümünde, sektörün temiz üretim çalışmalarında fiilen görev alması sağlanarak, uzun vadede MET uygulamalarının getireceği çevresel ve ekonomik faydalara dikkat çekilmelidir. Ayrıca ulusal teşvik mekanizmalarının sağlanması sektörel uyum kabiliyetinin artırılmasına olumlu katkı sağlayacaktır.Master Thesis Döküm ve Maden Endüstrisi Atıklarının Beton İçerisinde Agrega Yerine Kullanımının Araştırılması(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Harmancı, Fatma Nur; Sevimli, Mehmet Faik; Dursun, Şükrü; Kalem, MerveGünümüzde, atık ve artık olarak ortaya çıkan malzemelerin yeniden kullanımı ve geri dönüşümü konusunda yoğun olarak çalışılmaktadır. Bu çalışmalarda atıklardan yeni ürünler elde edilmesi veya bunların katkı maddesi olarak kullanılması amaçlanmaktadır. Atıkların yeniden kullanımı veya geri dönüşümü; sınırlı olan doğal kaynakların kullanımını azaltarak, doğanın tahrip edilmesini önlemekte, üretimde verimliliği artırmakta ve atık depolanması sonucu oluşacak çevre problemlerini en aza indirmektedir. Doğal kaynakların daha az tüketilmesi, çevre kirliliğinin daha aza indirgenmesi ve enerji maliyetlerinin azaltılması amacıyla betonun bileşiminde endüstriyel atık kullanımı gün geçtikçe daha fazla ilgi çeken bir konudur. Bu yüksek lisans tez çalışması ile önemli bir çevresel sorun olan atık döküm kumu ve atık vermikülit için yeni bir değerlendirme alanı araştırılabileceği gibi, beton üretimi sırasında kullanılan agreganın kullanımı da azaltılacağı için bu agregaların temini sırasında meydana gelen doğal kaynakların tahribatının da azaltılması hedeflenmiştir. Bu amaçla, saf ve atık döküm kumu ve atık vermikülitin önemli bir yapı malzemesi olan beton içerisinde değerlendirilmesi çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu atıklar %5, %10 ve %20 oranlarında beton içerisindeki agrega ile yer değiştirilerek betonun işlenebilirlik, Taramalı elektron mikroskobu (SEM), FTIR (Fourier Transform Infrared) spektrofotometresi, Termogravimetrik analiz (TGA), X-ışınları difraktometresi (XRD) ve basınç dayanımı analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonunda, üç katkı türününde betonun işlenebilirliğini ve betonun termal özelliklerini olumlu yönde geliştirdiği, minerojik yapı tespiti için yapılan XRD analizi bulgularına göre saf ve atık döküm kumu katkısının betonun hidratasyonunu olumlu yönde etkilediği sonucu elde edilmiştir.Master Thesis Endosülfanın Konvansiyonel İçme Suyu Arıtımı Proseslerinde Gideriminin İncelenmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2021) Yılmaz, Mustafa; Küçükçongar, SezenYapılan tez çalışmasında endosülfanın konvansiyonel içme suyu arıtım yöntemleri ile giderimi ve metabolit oluşumu incelenmiştir. Çalışmada konvansiyonel arıtım yöntemlerinden koagülasyon-flokülasyon prosesi alüminyum sülfat kullanılarak ve dezenfeksiyon prosesi sodyum hipoklorit kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Minitab programı kullanılarak Taguchi deney tasarımı ve ANOVA analizlerinden faydalanılmıştır. Koagülasyon-flokülasyon deneylerinde 3 parametre, 4 seviye seçilip Taguchi metodu ile sadece 16 deneyle analizler gerçekleştirilerek hem az sayıda deney yapılmış hem de giderime etkili olan faktör ve seviyeler belirlenmiştir. Dezenfeksiyon deneylerinde ise 4 parametre, 4 seviye seçilerek 16 deney ile analiz sonuçlarına kısa zamanda ulaşılmıştır. Koagülasyon-flokülasyon çalışmasında %65 ile en iyi giderim verimi başlangıç endosülfan konsantrasyonu 6 mg/L, alüminyum sülfat dozu 30 mg/L ve pH 7 seviyelerinde gerçekleşmiştir. Diğer yandan Taguchi ile elde edilen analizlerde en etkili parametre seviyeleri endosülfan konsantrasyonu 6 mg/L, alüminyum sülfat dozu 40 mg/L ve pH 8 seviyelerinde bulunmuştur. ANOVA sonuçlarından ise pH %58,16; başlangıç endosülfan konsantrasyonu %32,50; alüminyum sülfat dozu ise %1,34 modele olan katkı yüzdeleriyle deneye en etkin parametreler belirlenmiştir. Modelin güvenilirliği ise %92 olup oldukça yüksektir. Dezenfeksiyon deneylerinde başlangıç endosülfan konsantrasyonu 6 mg/L, klor dozu 5 mg/L, pH 5, süre ise 45 dakika için %33 en iyi endosülfan giderimi gerçekleşmiştir. Taguchi metodu ile yapılan analizde ise başlangıç endosülfan konsantrasyonu 6 mg/L, klor dozu 5 mg/L, pH 5, süre ise 30 dakika en iyi parametre seviyeleri belirlenmiştir. ANOVA sonuçlarından başlangıç endosülfan konsantrasyonu, klor dozu, pH ve süre sırasıyla %55,84; %21,25; %5,74 ve %3,48 modele olan katkıları belirlenmiştir. Modele olan güvenilirliği ise %86,31 olup oldukça yüksektir. Endosülfan giderimi esnasında endosülfan eter, endosülfan sülfat ve endosülfan lakton oluşumları da ANOVA analizleri ile değerlendirilmiştir.Doctoral Thesis Farklı Materyaller ile Zenginleştirilen Tavuk Gübresi ve Tarımsal Atıklardan Elde Edilen Kompostun Toprak Kalitesi ve Mısır (zea Mays L.) Bitkisinin Gelişimi Üzerine Etkilerinin Belirlenmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Mücevher, Osman; Dursun, ŞükrüÜlkemizde özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi tarım arazilerinde mevsimsel iklim değişikliklerinin beraberinde getirdiği aşırı sıcaklık ve yağış yetersizliğinden dolayı rüzgâr erozyonunda artışlar meydana gelmiştir. Rüzgâr erozyonuyla toprakların üst kısmında bulunan verimli tabaka taşınmaktadır. Bunun yanısıra tarım arazilerinde tarımsal bitki artıkları özellikle ayçiçek, mısır artıklarının hasat sonrası toprak işleme öncesinde bilinçsizce yakıldığı bilinmektedir. Bu da toprakların başta organik madde içeriklerinde olmak üzere bitki besin elementlerinde yetersizliklere neden olmaktadır. Diğer bir yandan hayvansal artıklardan tavuk gübresinin tarım alanlarında doğrudan kullanımında azot kaybının olması ve tuz içeriğinin yüksek olması nedeniyle direkt kullanımında sakıncalar bulunmaktadır. Toprakta organik madde miktarını teşvik edici, agregatlaşmayı artırıcı uygulamalara ihtiyaç vardır. Bu tez çalışmasında Konya Kapalı Havzasında tarımsal bitki artıkları tavuk gübresiyle birlikte farklı zenginleştirilmiş materyallerin de (biyokömür, leonardit, klinoptilolit) ilave edilmesiyle kompostlaştırılarak toprakların organik madde ve bitki besin element içerikleri yönünden takviye edilmesi amaçlanmıştır. Karapınar şartlarında 5 farklı kompost konusunda 5 farklı doz (0, 1, 2, 3, 4 ton da-1) uygulamasında ve 3 tekerrürlü olarak çakılı deneme yürütülmüştür. Çalışmada test bitkisi olarak mısır bitkisi seçilmiştir. Çalışmada, kompost konularının analiz sonuçlarında C/N değişimlerinde sırasıyla, K3 konusunda (klinoptilolit kompost) 10.89 ve K2 konusunda (leonardit kompost) 11.66 olduğu ve bu kompost konularında sıcaklık parametrelerinde kompostlaştırma sürecinin daha hızlı bir şekilde tamamlandığı ve daha olgun kompostlaştırmanın sağlandığı görülmüştür. Kompost konularında en az azot kaybı K2 (leonardit kompost) ve K1 (biyokömür kompost) konularında olurken, en çok azot kaybı K5 konusunda (sadece tavuk gübresi kompostu) olduğu ortaya çıkmıştır. Tuz alımına etkinlikte de sırasıyla K3 konusu (klinoptilolit kompostu) % 62.61, K1 konusu (biyokömür kompostu) % 61.30 ve K2 konusu (leonardit kompostu) % 61.33 olarak bulunmuştur. Toprak analizleri sonuçların değerlendirilmesinde, kompost uygulanmasıyla toprakta pH, EC, organik madde, alınabilir fosfor, alınabilir potasyum, alınabilir kalsiyum, alınabilir magnezyum, alınabilir sodyum, ekstrakte edilebilir mikro elementlerin (Fe, Cu, Mn ve Zn) miktarlarında, toprakta KDK, toplam karbon, C/N oranında, CO2 üretimi ve mikrobiyal biyokütle karbon değişimlerinde artışın (p<0.01) düzeyinde önemli olduğu görülmüştür. Bitki analiz sonuçları açısından değerlendirildiğinde, kompost uygulamasıyla bitkide yaş biyokütle verimi (kg da-1) değerlerinde, dozlar arasında farkın önemli bulunduğu (p<0.01), en yüksek D3 dozunda 12.006 ve en düşük D0 dozunda 9.850,48 olduğu görülmüştür. Yaş biyokütle veriminde, kontrole göre en yüksek K3 konusu (klinoptilolit kompostu) D3 dozunda 12.968,10 olduğu ve verimde % 42.54 bir artışın olduğu görülmüştür.Doctoral Thesis Farmasötiklerin İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisindeki Akıbetleri, Membran Prosesler ile Giderimleri ve Farklı Tarımsal Uygulamalar ile Toprak ve Bitkilere Geçişleri(Konya Teknik Üniversitesi, 2021) Dolu, Taylan; Nas, BilgehanDünya'da farmasötiklerin oldukça yüksek miktarlarda üretilmesi ve farklı sektörlerdeki yaygın kullanımları; bu bileşiklerin çevreye sürekli salınmalarına ve birçok farklı çevresel matriste eş zamanlı olarak bulunmalarına neden olmaktadır. Son yıllarda endüstriyel deşarjlar, hayvancılık, tarımsal uygulamalar ve antropojenik faaliyetlerden kaynaklı olarak çok çeşitli farmasötik bileşiklerin oldukça yüksek konsantrasyonlar ile açığa çıkması ile birlikte atıksular oldukça kritik öneme sahip bir duruma gelmiştir. Evsel ve kentsel atıksu arıtma tesisleri (AAT'ler) özellikle farmasötikleri arıtmak için tasarlanmaması sebebi ile farmasötik bileşiklerin çevreye geçişlerindeki en önemli kaynaklardan biri olarak gösterilmektedir. Gerçekleştirilen tez çalışması ile öncelikle 10 farklı farmasötik gruptan 27 ana bileşik ve bu ana bileşiklerin 18 adet önemli metaboliti olmak üzere toplam 45 farmasötik bileşiğin varlığı ve akıbetleri Konya ileri biyolojik AAT hem atıksu hem de çamur hatlarında detaylı bir şekilde araştırılmıştır. Ayrıca, Konya AAT'nin çıkışına kurulan pilot ölçekli membran tesis ile arıtılmış atıksulardaki farmasötik bileşiklerin ultrafiltrasyon (UF), nanofiltrasyon (NF) ve ters osmoz (RO) membran prosesleri ile giderim performansları araştırılmıştır. Konya AAT'den ana tahliye kanalına deşarj edilen arıtılmış atıksular yoğun şekilde sulama suyu olarak tarımsal üretimde yeniden kullanılmaktadır. Bu kapsamda, ana tahliye kanalında belirlenen farklı sulama noktalarında tesisten deşarj sonrası farmasötiklerin değişimleri takip edilmiştir. Daha sonra, ana tahliye kanalından arıtılmış atıksuların kullanılarak arpa, mısır ve ayçiçek yetiştirilen tarlalarda farmasötiklerin toprak ve bitkilere geçişleri mevsimsel olarak araştırılmıştır. Konya AAT'de stabilize hale getirilen arıtma çamurları izinli ve kontrollü şekilde talep eden çiftçiler tarafından tarım arazilerinde toprak destekleyici olarak kullanılmaktadır. Tez kapsamında son olarak, hem stabilize arıtma çamuru uygulanan tarım arazilerine hem de bu arazilerde yetiştirilen mısır ile şeker pancarı bitkilerine farmasötik geçişleri ve mevsimsel değişimleri araştırılmıştır. Sonuç olarak, gerçekleştirilen tez ile farmasötiklerin bir büyükşehirdeki tam döngüsü araştırılmıştır. 2020 yılı boyunca 1 yıl süreyle mevsimsel olarak tez kapsamında belirlenen numune alma noktalarından atıksu, arıtma çamuru, toprak ve bitki numuneleri toplanmıştır. Tez çalışması kapsamında 64 atıksu, 25 arıtma çamuru, 20 toprak ve 10 bitki numunesi olmak üzere toplamda 119 farklı numune toplanmıştır. Analizlerden önce toplanan tüm numune türleri için uygun ekstraksiyon yöntemleri uygulanmıştır. Toplanan sıvı numunelere katı faz ekstraksiyon (SPE) yöntemi uygulanırken katı numunelere ise ultrasonik ekstraksiyon yöntemi uygulanmıştır. Uygulanan ekstraksiyon yöntemleri sonucunda elde edilen ekstraktların analizleri, sıvı kromatografi tandem kütle spektrometrisi (LC-MS/MS) ile EPA 1694 metoduna göre yapılmıştır. Araştırılan farmasötik gruplar içerisinde antibiyotikler, nonsteroid antienflamatuar ilaçlar (NSAID'ler), antikonvülsanlar ve sinir uyarıcılar bütün mevsimlerde ham atıksularda tespit edilmiştir. Bununla beraber, tez kapsamında incelenen diğer steroid hormonlar, antidepresanlar, antikanser ilaçları, lipid düzenleyiciler, reseptör antagonistleri ve antiseptikler gruplarda bulunan bileşikler tesiste nadiren tespit edilmiştir. Konya AAT'nin ham atıksularında en yüksek konsantrasyon değerleri ile saptanan bileşik, 180 µg/L'ye kadar olmak üzere sinir uyarıcılar grubunda bulunan kafein (CAF) olarak tespit edilmiştir. Konya AAT'nin hem atıksu hem de çamur hatlarında elde edilen sonuçlar, araştırılan farmasötik bileşikler için AAT'de etkin olan giderim mekanizmalarının biyolojik parçalanma, biyolojik dönüşüm ve arıtma çamurlarına sorpsiyon olduğunu ortaya koymuştur. Konya AAT'de farklı farmasötik gruplardaki bileşikler için farklı giderim verimlerinin belirlenmesi dışında araştırılan bileşiklerin fizikokimyasal özelliklerine bağlı olarak aynı gruptaki bileşikler için bile oldukça değişken giderim verimleri belirlenmiştir. Genel olarak, diklofenak (DCF) dışında NSAID grubunda bulunan bileşikler ile sinir uyarıcılar grubunda bulunan bileşiklerin Konya AAT'nin atıksu hattında kolay bir şekilde arıtıldığı görülmüş iken antikonvülsan grubunda bulunan bileşiklerin ise tam tersi şekilde tesiste ya hiç arıtılamadığı ya da ihmal edilebilecek seviyelerde arıtabildiği belirlenmiştir. Mevsimsel dönemlerden en fazla etkilenen farmasötik grubun ise antibiyotikler olduğu ve bu grup için diğer gruplara benzer şekilde Konya AAT'deki toplam giderim oranları hakkında genelleme yapılmasının pek mümkün olmadığı belirlenmiştir. Bunların dışında tespit edilen diğer bir önemli bulgu ise ana bileşikler ve metabolitlerinin hem ham atıksularda bulunma konsantrasyonları hem de tesiste belirlenen toplam giderim olarak birbirinden oldukça farklı davranabilme potansiyellerinin belirlenmesidir. Konya AAT'nin çamur hattında ise araştırılan farmasötik bileşiklerin fizikokimyasal özelliklerine bağlı olarak bileşiklerin ön ya da son arıtma çamurlarına geçme eğilimlerinin farklı olduğu tespit edilmiştir. NSAID grubundan parasetamol (PAR), ibuprofen (IBU), naproksen (NAP) bileşikleri ile sinir uyarıcılar grubunda bulunan CAF ve nikotin (NCT) bileşiklerinin ön çökeltme çamuruna geçme eğilimleri daha yüksek olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte antibiyotikler grubundan siprofloksazin (CIP) ve azitromisin (AZI) bileşiklerinin son çökeltme çamuruna geçme eğilimlerinin ise ön çökeltme çamuruna kıyasla çok daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yapılan çalışma ile ön ve son çökeltme çamurlarında tespit edilen en yüksek konsantrasyon değerleri sırası CAF ve CIP bileşikleri için 274,4 ve 23,5 µg/kg olarak belirlenmiştir. Ayrıca, ham atıksularda tespit edilen farmasötik bileşiklerin tamamına yakınında farklı oranlarda belirlenmiş olsa da arıtma çamuruna sorpsiyonun, farmasötikler için geçerli bir giderim mekanizması olduğu tespit edilmiştir. Atıksu hattında olduğu gibi çamur hattında bulunan arıtma proseslerine karbamazepin (CBZ) ve DCF gibi bileşiklerin ciddi direnç gösterdiği görülürken PAR ve NCT gibi bileşiklerin ise arıtma çamurlarında kolaylıkla arıtıldığı saptanmıştır. Tesisin çamur hattında da farmasötik bileşikler ve metabolitleri için farklı giderim oranları elde edilmekle birlikte çamur hattının son ünitesi olan çamur susuzlaştırma sonrası tüm mevsimlerde arıtma çamurlarında tespit edilen bileşikler ise klaritromisin (CLA), DCF, NAP, CBZ ve CAF olarak belirlenmiştir. Bu bileşiklerin dekantör çamurunda belirlenen yıllık ortalama konsantrasyon değerleri ise 2,8 ile 6,3 µg/kg arasında değişmiştir. Tez çalışması kapsamında, uzun yıllardır Konya AAT'den deşarj edilen arıtılmış atıksular ile yapılan tarımsal sulamalardan kaynaklı olarak tarım arazilerinde farmasötik kirliliği tespit edilmiştir. Yapılan mevsimsel çalışmaların hepsinde arıtılmış atıksular ile sulanan topraklarda 14,2 µg/kg'a kadar CAF ve 1,2 µg/kg'a kadar da CBZ saptanması, bu bileşiklerin bu arazilerde kalıcı olabileceğine işaret etmektedir. Bununla beraber sınırlı olmak kaydı ile bu arazilerde yetiştirilmiş tarımsal ürünlere farklı gruplarda bulunan farmasötik bileşik geçişleri de belirlenmiştir. Arıtılmış atıksular ile sulanan tarlalarda yetiştirilen arpa, ayçiçek ve mısır bitkilerinde sırası ile 910, 1320 ve 90 ng/kg konsantrasyon değerlerine kadar farklı farmasötik bileşikler tespit edilmiştir. Ayrıca, yetiştirilen farklı bitki türlerinde tespit edilen farmasötik bileşiklerin farklılık göstermesi, yetiştirildikleri tarım arazilerinin arıtılmış atıksular ile sulanmış olması dışında bitkilerin kendi spesifik özelliklerinin de farmasötik geçişlerinde oldukça önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla beraber, arıtılmış atıksular ile sulanan tarlalarda yetiştirilen ürünlerde ortak olarak saptanan farmasötik bileşikler, ana bileşik IBU'nun metabolitleri ile birlikte CBZ olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, farmasötik bileşiklerin arıtılmış atıksular ile sulanan tarlalarda yetiştirilen tarımsal ürünler üzerinden besin zincirine dahil olduğu belirlenmiştir. Benzer şekilde, Konya AAT'den temin edilen stabilize hale getirilmiş arıtma çamurlarının toprak destekleyici olarak uygulandığı tarım arazilerinde de arıtılmış atıksular ile sulanan tarlalara kıyasla çok daha sınırlı olmak üzere bazı farmasötik bileşikler tespit ediliştir. Ayrıca, arıtma çamuru uygulanan tarım arazilerinde kalıcı olma eğiliminde olan herhangi bir farmasötik bileşik tespit edilmemiştir. Arıtma çamuru uygulanan tarlalarda yetiştirilen farklı tarımsal ürünlerde birbirinden farklı farmasötiklerin tespit edilmesi, bitkilerin tarlalardan farmasötikleri bünyelerine almalarında farklı davrandıklarını ortaya koymuştur. Bununla beraber, arıtma çamuru uygulanan tarlalarda yetiştirilen bitkilerde ortak olarak saptanan farmasötik bileşikler ise IBU'nun metabolitleri ile birlikte CAF olarak belirlenmiştir. Toprak destekleyici olarak arıtma çamurlarının kullanıldığı tarım arazilerinde yetiştirilen mısır ve şeker pancarı bitkilerinde sırası ile yaklaşık 100 ve 515 ng/g konsantrasyon değerlerine kadar farmasötik bileşikler tespit edilmiştir. Sonuç olarak arıtma çamuru uygulanan tarlalarda yetiştirilen bitkiler vasıtası ile farmasötiklerin besin zincirine girebileceği belirlenmiştir. Tez kapsamında, Konya AAT'den ana tahliye kanalına deşarj edilen arıtılmış atıksuların ileri arıtma yöntemlerinden biri olan membran prosesler ile arıtılması kapsamında farklı membran proseslerin farmasötikleri giderme performansları da incelenmiştir. Sonuçlar, UF membranda farmasötik bileşikler için elde edilen giderim oranlarının genellikle oldukça düşük olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte UF membranda belirlenen giderim oranlarının negatif ya da pozitif olmasının ise büyük ölçüde araştırılan farmasötik bileşiklerin fizikokimyasal özellikleri ile birlikte bileşiklerin UF membran yüzeyi ile olan spesifik etkileşimlerinden kaynaklandığı belirlenmiştir. NF membran prosesi ile ise araştırılan bütün farmasötik bileşiklerin özellikle boyut dışlama giderim mekanizması üzerinden genellikle %95 ve üzeri çok yüksek oranlarda ya da tamamen arıtıldığı tespit edilmiştir. Dolayısı ile farmasötik bileşiklerin arıtımlarının esas olarak NF membran ile gerçekleştirildiği belirlenmiştir. Çok istisnai durumlarda olmak kaydıyla NF membran çıkışı hala tayin sınırı (LOQ) değerinin üzerinde konsantrasyon değerlerine sahip olan farmasötik bileşiklerin ise RO membran ile tamamen arıtıldığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, Konya AAT'nin arıtılmış atıksularında deşarj öncesi etkili şekilde farmasötik giderimlerinin sağlanması için UF ve NF membranlarının birlikte çalıştırılmasının yeterli olduğu görülmüştür.Master Thesis Gözenekli Cam Üzerine İmmobilize Edilmiş Nadir Toprak İyonu Katkılı Tio2 ile Sulardan Boyar Madde Giderimi(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Dalkılıç, Feride; Küçükçongar, Sezenİleri oksidasyon prosesleri içerisinde heterojen fotokatalitik süreçler, zararlı ara ürünler üretmeden, ortam sıcaklığında ve basıncında farklı türlerdeki kirleticilerin etkin bir şekilde giderimini sağlayabilmektedir. TiO2, fotokataliz çalışmalarında en çok kullanılan yarı iletkendir. Diğer yarı iletken maddelere göre birçok avantaja sahip olan TiO2 fotokatalizörünün en büyük dezavantajı ise arıtım sonrasında toz dispersiyonlarının sudan ayrılmasının oldukça güç ve maliyetli olmasıdır. Çevreye salınımı ise, insan sağlığı ve ekolojinin bozulmasına yol açar. Bu nedenle TiO2 fotokatalizörünün bir destek tabakası üzerine sabitlenerek kullanılması ve gün ışığında da aktif hale getirebilmek için çeşitli yöntemlerle metalik/metalik olmayan elementler ile katkılandırılarak arıtımın sağlanması son yıllarda büyük ilgi gören konulardan birisidir. Bu çalışmada gözenekli cam destek malzemesinin üzerine Nd katkılı TiO2 kaplanarak sudan kolay ayrılabilen ve görünür ışık altında aktif olabilen bir fotokatalizör üretilmiştir. Üretilen bu materyal ile su ortamından farklı ortam şartlarında adsorpsiyon-fotokataliz yöntemi ile reaktif kırmızı-195 boyar maddesinin giderimi Taguchi deney tasarımı kullanılarak incelenmiş, sonuçlar ANOVA ile değerlendirilmiştir. En yüksek boyar madde giderimi başlangıç 3.5 pH değeri, 10 mg/L boyar madde konsantrasyonu, 0.2 g/L fotokatalizör miktarı için, 30 dk 9 W ve 18 W görünür ışık ışınımları altında %83 olarak elde edilmiştir. Ortam şartlarının boyarmadde giderimine etkisi başlangıç pH, reaksiyon süresi, fotokatalizör dozu, başlangıç boya konsantrasyonu ve ışık yoğunluğu için sırasıyla %53.76, %14.27, %11.80, %11.73 ve %1.18 olarak elde edilmiştir. ANOVA sonuçlarına göre P değerleri ışık yoğunluğu haricinde tüm diğer değişkenler için istatistikî olarak anlamlı bulunmuştur. Oluşturulan model için R2değeri %92.73, düzenlenmiş R2değeri %88.19 olarak elde edilmiştir.Master Thesis İçme Suyu Arıtma Tesisi Çamurunun Atıksu Arıtımında Koagülan Olarak Kullanımı(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Alakay, Filiz; Küçükçongar, Sezenİçme suyu ve atıksu arıtma tesislerinden kaynaklanan çamurlar arıtma proseslerine, arıtılacak suyun kompozisyonuna ve tesisin arıtım performansına bağlı olarak farklı içeriklere sahip olabilmektedir. Bu atıkların uygun olmayan bertaraf yöntemleri ile uzaklaştırılması çevresel ortamlarda yeni kirlilik problemleri ortaya çıkarabilmektedir. Arıtma çamurlarının farklı alanlarda yeniden kullanımının sağlanabilmesi ise çevresel ve ekonomik açıdan hem söz konusu atık probleminin giderilmesine hem de farklı alanlarda ham madde tüketiminin azaltılmasına katkı sağlayacaktır. Bu tez çalışmasında Konya içme suyu arıtma tesisinde oluşan çamurunun, metal kaplama atıksuyu, sentetik gri su ve hümik asit çözeltisinin koagülasyon-flokülasyon prosesi ile arıtımında etkinliği incelenmiş ve ticari alüminyum klorür hidroksit (ACH) ile kıyaslanmıştır. Çamur ve ACH kullanımı sonucu metal kaplama atıksuyundan pH 8 değerinde AKM giderimi sırasıyla %92.3-96.0, %92.8-96.1 ve çinko giderimi sırasıyla %79.7-95.9, %74.8-95.7 aralığında elde edilmiştir. Sentetik gri su arıtımında KOİ giderimi çamur kullanımında maksimum %50, ACH kullanımında maksimum %92.9 olarak belirlenmiştir. Hümik asit çözeltisi arıtımında orijinal pH değerinde (7.65) çamur kullanımında maksimum renk giderimi %26.5 ve UV272 giderimi %29.9 olarak belirlenmiş, ACH kullanımında ise bu değerler sırasıyla %96.6 ve %91.3 olarak tespit edilmiştir.Master Thesis Konya Kentsel Atıksu Arıtma Tesisi ve Organize Sanayi Bölgesi Atıksularının Toksikolojik Etkilerinin Belirlenmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2021) Atmaca, Hande; Tongur, SüheylaGünümüzde atıkların, atıksuların ve endüstriyel kimyasalların tehlike değerlendirmesi için toksisite testleri sıklıkla kullanılmaktadır. Atıksu arıtma tesislerine gelen ham atıksudaki kirleticilerin tespit edilmesinin sebeplerinden biri de geleneksel atıksu arıtma teknolojileri tarafından tamamen giderilememesidir. Bu nedenle canlı organizma ve çevre kirliliği üzerinde olumsuz etkileri önlemek için atıksuların toksisite değerlendirmesi son derecede önemli olmaktadır. Atıksulardaki toksik etkilerin var olduğu ve bu etkilerin canlılara ve çevreye olası zararlı etkileri göz önüne alınarak, çalışmada atıksulardaki toksik etkilerin araştırılması ve etkilerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada, Konya Kentsel Atıksu Arıtma Tesisi (Konya Kentsel AAT) ve Konya Organize Sanayi Bölgesi Atıksu Arıtma Tesisi'nden (KOS AAT) giriş atıksu ve çıkış atıksu olmak üzere iki farklı atıksu numuneleri alınarak toksik etkileri belirlenmeye çalışılmıştır. Atıksuların akut toksisitesi, sucul ve karasal ekosistemlerdeki farklı trofik seviyeleri temsil edebilmesi ve duyarlılık yönünden farklı olmaları nedeniyle su teresi olarak bilinen Lepidium sativum, zehirlilik seviyelerinin belirlenmesi için Balık biyodeneyi (ZSF) ve deniz bakterisi Vibrio fischeri biyoindikatörlerinin kullanıldığı toksisite testleri ile değerlendirilmiştir. Sonuçta, Lepidium sativum toksisite testi sonucunda Konya Kentsel AAT ve KOS AAT'nin giriş ve çıkış atıksu numuneleri için kökte oluşan inhibisyonun gövdede oluşan inhibisyonundan fazla olduğu tespit edilmiştir. Konya Kentsel AAT'nin giriş ve çıkış atıksu numuneleri kök için 'toksik' ve gövde için 'hafif toksik' olarak sınıflandırılmıştır. KOS AAT'nin giriş ve çıkış atıksuyunda toksik etki farkı az olup kök ve gövde için 'hafif toksik' olarak sınıflandırılmıştır. KOS AAT'den alınan giriş ve çıkış atıksuyuna Balık biyodeneyi (ZSF) toksisite testinin uygulanması sonucunda ise, giriş atıksuyunun, çıkış atıksuyuna göre yüksek miktarda ağır metal ve kirletici madde içermesinden dolayı daha toksik olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca çıkış atıksuyunun, SSKY Tablo 19'a göre deşarj standartını sağladığı gözlemlenmiştir. Vibrio fischeri toksisite testinde, dört farklı atıksu numunesine aynı seyreltme oranları (%6.25, %12.5, %25, %50) uygulanarak farklı inhibisyon yüzdelerine karşılık toksik birim değerlerine göre sınıflandırılmıştır. Konya Kentsel AAT'nin giriş atıksuyu 'toksik' ve çıkış atıksuyu 'toksik değil' olarak sınıflandırılmıştır. KOS AAT'nin giriş atıksuyu ise 'toksik' ve çıkış atıksuyu 'zayıf toksik'olarak sınıflandırılmıştır. Çalışmanın sonunda, atıksuların toksik açıdan değerlendirilmesinde, her üç testinde kullanılabilir olduğu, farklı atıksu karakterizasyonları için farklı hassasiyetler gözlenebileceği sonucuna varılmıştır.Master Thesis Konya, Kosova Mahallesindeki Pm Kirlilik Dağılımının Cbs ile Modellenmesi ve Değerlendirilmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Aguılera, Marco Andres Romero; Dursun, ŞükrüHava kalitesi, insanların çevresinin temel bir parçası ve oluşan çevresel etkilerin alıcısı olarak gören bir kavramdır. Sanayileşme ve şehirlerin hızlı büyümesi, enerji kaynaklarının tüketim düzeylerini yoğunlaştırdığından dolayı doğal bir dengesizliğe ve çevresel sürdürülemezliğe neden olmaktadır. Yüksek düzeyde hava kirliliği, insan sağlığı ve ekosistemin sürdürebilirliği üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olabilir. Faaliyetlerimizin çevreye etkisini azaltmaya yönelik politikalar oluşturmak için düzenli olarak hava kalitesi hakkında bilgi ve veriye sahip olmak gerekir. Sabit izleme istasyonu sadece belirli bir nokta hakkında bilgi vermesi ve çok fazla sayıda istasyon bulundurmanın ekonomik olarak imkânsız olması nedeniyle, coğrafi bilgi sistemleri ve jeoistatistiksel analizler, hava kalitesinin durumunun zamansal ve mekânsal olarak bilinmesine olanak tanır. Bu çalışmada, Konya ili Kosova mahallesindeki partikül madde konsantrasyonlarının zamansal ve mekânsal modellemesi, ARCGIS 10.5 paket programının Kriging jeoistatistik modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. PM ölçümleri, PCE-PCO1 partikül sayacı cihazı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. PM ölçümleri Haziran, Ekim ve Ocak aylarında 4 gün boyunca (2 gün hafta içi ve 2 gün hafta sonu) günün 5 farklı saatinde yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, ortalama günlük konsantrasyonlar, Türkiye tarafından belirlenen 40 µg/m3 sınırının üzerindedir. Ortalama hava kalitesine bakıldığında ise orta kategoride olduğu ve insan sağlığına hiçbir etkisi olmadığı ancak solunum problemi olan kişiler için tehlikeli olabileceği düşünülmektedir. Kosova mahallesinde hava kalitesini etkileyen faktörler ısınma için kullanılan yakıt ve trafikten kaynaklanan yakıt emisyonları inşaat ve topraktan kaynaklanan kirleticiler olarak tahmin edilmektedir.Master Thesis Konya, Selçuklu İlçesi Hacıkaymak Semti Alansal Kaynaklı Emisyon Envanteri(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Çelik, Mehmet Buğrahan; Dursun, ŞükrüSolunan havanın içinde, bulunduğu ortamdaki kirletici kaynaklarından oluşan toz, uçucu organik bileşikler farklı boyutlarda partikül maddeler gibi kirletici maddeler vardır. Havadaki artan PM seviyeleri, enerji üretiminde, ulaşımda ve ev içi faaliyetlerde fosil yakıtların tüketiminden kaynaklanmaktadır. Konya'da PM konsantrasyonları sıcaklık ve rüzgâr hızı ile bağlantılıdır. Aynı şekilde, PM'nin ana kaynaklarının trafik, ısıtma sistemleri kullanımı ve endüstri olduğu tespit edilmiştir. Bu maddelerin sağlık üzerindeki etkisi son yıllarda yapılan çalışmalarda yoğun bir şekilde araştırılmaktadır. Bu tez çalışmasında hava kirleticilerinden biri olan partikül madde; PM10 ve PM2,5 ölçümler Selçuklu de 2,25 km² alanda elde edilen verilerin mevsimsel, hafta içi, hafta sonu ve saatlik ölçümler ve karşılaştırılması yapıldı.Verilerin modellemesinde Surfer-16 bilgisayar programı kullanıldı. Yapılan araştırmalar ölçümler ve analizler sonucunda PM10 ve PM2.5 kirliliklerini etkileyen birçok etken mevcut olduğu kanısına varıldı. Mevsimsel ve ayları göz önünde bulundurarak PM10 ve PM2.5 kirletici ölçüm değerleri; kış aylarında havalarda yüksek, yaz aylarında ise daha düşük olduğunu belirlendi. Hava koşullarını göz önünde bulundurarak ölçüm değerleri; yağışlı havalarda düşük, rüzgârlı havalarda ise daha yüksek olduğu belirlendi. Haftanın günleri göz önünde bulundurarak ölçüm değerleri; hafta içi daha düşük hafta sonu daha yüksek olduğu tespit edildi. Saatler önünde bulundurarak ölçüm değerleri; Günün belirli saatlerinde ölçüm sonuçları ortalamanın üstünde çıkmıştır. Bu saatler ise mesai başlama ve bitiş saatleridir. Noktasal kaynaklar göz önünde bulundurarak PM10 ve PM2.5 kirletici değerleri farklılık göstermektedir. Ölçümlerimiz sonucunda bazı noktalarda yüksek değerlerle karşılaştık. Ölçüm noktası bölgesi incelendi. Şeçilen noktaların yakınında bulunan yüksek kirletici kaynakları mevcuttu. Araştıma ve analiz sonucunda çözüm önerisi olarak; endüstriyel faaliyetler esnasında kullanılan yakıtlar ve tesislerde baca filtreleri konusunda hassasiyet gösterilmeli. Motorlu araçlardan oluşan gelen egzoz, gazlarını azaltmak için ulaşımlarımızı bisiklete binmek yürümek gibi doğa dostu bir şekilde en azından toplu taşıma kullanarak daha az kirlilik oluşmasını sağlayabiliriz.Master Thesis Kritik Üstü ve Kritik Altı Koşullarda Pah Oksidasyonu(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) İzzo, Abdulaziz; Argun, Mehmet EminHızlı nüfus artışı ve endüstrileşmenin sebep olduğu en büyük sorunlardan biri su kirlenmesidir. Küresel çapta temiz ve içilebilir sular azalırken, polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) gibi organik maddelerin atıkulardaki konsantrasyonu her geçen gün artmaktadır. Bu çalışmada öncelikli kirletici olarak sınıflandırılan floranten ve benzo(a)pirenin süper kritik su oksidasyonu (SKSO) ile yüksek organik yük varlığında giderim verimleri ve reaksiyon ortamında PAH oluşma durumları araştırılmıştır. SKSO deneyleri; sabit basınçta (22.5 MPa), sıcaklık 300°C ile 450°C, reaksiyon süresi 5 ile 15 dk ve oksidan oranı (DOD) 0.5 ile 2 aralığında değiştirilerek gerçekleştirilmiştir. Numunelerin spesifik PAH konsantrasyonları ve diğer organik bileşiklerin nitel (kalitatif) analizi gaz kromatografisi-kütle spektrofotometresi (GC-MS) cihazı ile gerçekleştirildi. Numunelerin kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) açısından giderim verimleri incelendi ve istatistiksel olarak ANOVA analizleri yapıldı. KOİ giderim verimlerinin en düşüğü %46 (22.5 MPa, 375 °C, 10 dk ve DOD 1.25) iken, en yükseği ise %93 (22.5 MPa, 450 °C, 10 dk ve DOD 0.5) olarak tespit edildi. KOİ giderim verimini etkileyen en önemli değişkeninin DOD olduğu görüldü. PAH giderim verilerimleri ise, floranten ve benzo(a)piren için %99.9 ve %100 olarak tespit edildi.Doctoral Thesis Meyve İşleme Endüstrisi Atıksularının İleri Oksidasyon Prosesleri ile Arıtılması(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Çakmakcı, Özgür; Argun, Mehmet EminBu tez çalışmasında, meyvelerinin işlenerek konsantre meyve suyu haline getirildiği tesisin elma, vişne, portakal ve nar konsantresi üretimi için ultra-filtrasyon (UF) veya dekantör ünitesinde oluşan atıksuların (sırasıyla EKA, VKA, PKA ve NKA) geleneksel parametreler açısından karakterizasyonu gerçekleştirilmiş ve ileri oksidasyon proseslerinden (İOP) Fenton oksidasyonu (FO), Ozon oksidasyonu (OO) ve Süperkritik su oksidasyonu (SKSO) prosesleri kullanılarak arıtılabilirlik çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Ham atıksularda kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) konsantrasyonu en düşük 13284 mg/L ile NKA, en yüksek ise 172800 mg/L ile EKA'da tespit edilmiştir. BOİ/KOİ oranı da NKA, PKA, VKA ve EKA için sırasıyla 0.63, 0.6, 0.5 ve 0.39 olarak elde edilmiştir. FO ile gerçekleştirilen arıtılabilirlik çalışmalarında stokiyometrik oksidan dozunun üzerinde (DOD > 1) ve H2O2/Fe2+oranı 30 ve 50 aralığında EKA, VKA, PKA ve NKA için KOİ içeriğine sebep olan maddelerin sırasıyla %99, %92, %71 ve %99'u, toplam fenolik madde (TFM) ve rengin ise %99 üzerinde giderimi gerçekleştirilmiştir. Oksidan dozu stokiyometrik oranın altına düştüğünde (DOD < 1) ve H2O2/Fe2+ mol oranı 1'e yaklaştıkça KOİ giderim verimlerinin %10'a, TFM içeriğinin ise 6 kata kadar arttığı tespit edilmiştir. Ozonlama ile EKA, VKA, PKA ve NKA'nın arıtılmasında KOİ giderim verimi %13 - %79 aralığında olurken,, renk gideriminin ise yüksek olduğu (%88 ile %99 aralığında) tespit edilmiştir. Ozonlama süresine bağlı olarak arıtılmış sulardaki TFM içeriğinin yükseldiği belirlenmiştir. SKSO'da ise yüksek DOD (DOD > 1) ve kısa reaksiyon sürelerinde (2.9 dakika) tüm atıksularda %94 üzerinde KOİ giderimi, %99'un üzerinde TFM, %90'ın üzerinde askıda katı madde (AKM) ve %98'in üzerinde renk giderimi elde edilmiştir. Genel olarak, KOİ, TFM, AKM giderim verimleri değerlendirildiğinde FO ve SKSO proseslerinin OO'ya göre daha avantajlı, renk gideriminde ise ozonlamanın bu iki oksidasyon metoduna yakın verimler sağladığı görülmüştür. Maliyet analizi KOİ giderim verimi açısından optimum şartlardaki kimyasal ve elektrik enerjisi sarfiyatları dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir. Kirletici konsantrasyonunun nispeten düşük olduğu VKA ve NKA için FO'nun, EKA ve PKA için ise OO'nun daha düşük işletme maliyetine sahip olduğu belirlenmiştir.Master Thesis Mezbaha Atıksularının Elektrokimyasal Oksidasyon Prosesi ile Arıtımının İncelenmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2023) Özcan, Merve; Küçükçongar, SezenBu tez çalışmasında mezbaha atıksularının elektrokimyasal oksidasyon prosesi ile arıtımı incelenmiştir. Elektrokimyasal oksidasyon prosesiyle atıksudan kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) gideriminde elektrot türü (grafit, çelik ve bor katkılı elmas), kimyasal ön arıtım (alüminyum sülfat ve alüminyum klorür hidroksit ile koagülasyon-flokülasyon), başlangıç pH değeri (3-9 aralığında) ve elektrotlara uygulanan akımın (5-15 V aralığında) etkileri araştırılmıştır. Ayrıca bu değişkenlerin KOİ gideriminde sistemin özgül enerji tüketiminde oluşturduğu değişimler de incelenmiştir. En yüksek KOİ ve renk giderimi anot ve katot elektrotu olarak çelik kullanılması halinde sırasıyla %91 ve %97.8 olarak elde edilmiştir. Kimyasal ön arıtım anotta bor katkılı elmas (BDD) elektrotlarının kullanıldığı reaktörlerde KOİ ve renk giderim verimlerini iyileştirmiştir. Çelik (anot)–çelik (katot) elektrotlar için en yüksek KOİ giderimi atıksuyun orijinal pH değeri olan 7.16'da %91 olarak elde edilmiş, daha asidik ve bazik şartlarda KOİ giderim verimi düşmüştür. En düşük özgül enerji tüketimleri zamana bağlı olarak çelik (anot)–çelik (katot) elektrot çifti için 3.71-5.93 W.sa/g KOİ olarak tespit edilmiştir, elektrotlara uygulanan akımın 10 V'dan 5 V'a düşürülmesi özgül enerji tüketiminin 0.65-1.63 W.sa/ g KOİ aralığında elde edilmesini sağlamıştır.Master Thesis Narenciye Atıklarında Bulunan Fonksiyonel Bileşiklerinayrıştırılması ve Toplam Fenol Açısından Değerlendirilmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Öztürk, Aslıhan; Argun, Mehmet Eminu tez çalışmasında meyve işleme sektöründe atık olarak meydana gelen portakal kabuklarında bulunun değerli bileşenlerin geri kazanılması için süperkritik-CO2 (SK- CO2) ekstraksiyonu, soxhlet ekstraksiyonu ve ultrason destekli ekstraksiyon yöntemleri kullanılmıştır. Portakal kabuğundaki fenolik maddelerin SK-CO2 ile ekstraksiyon verimini etkileyen; sıcaklık (40 – 61,5 oC) ve basınç, (8,5 – 31,5 MPa) gibi temel işletme parametreleri Box-Behnken yöntem metodolojisi kullanılarak tasarlanmıştır ve parametrelerin geri kazanıma etkisi araştırılmıştır. Soxhlet ekstraksiyon yöntemi ve ultrason destekli ekstraksiyon yönteminde çözücü olarak etanol kullanılarak %50, %80, %100 etanol/su oranlarında 2 saatlik ekstraksiyon işlemleri gerçekleştirilmiştir. Ekstaktlarda toplam fenolik madde (TF), antioksidan aktivite (AA) ve toplam flavonoid madde (TFM) içeriği analizleri gerçekleştirilerek verim kıyaslaması yapılmıştır. Süperkritik ekstraksiyonda en iyi TF kazanımı 61,5oC ve 20 MPa da 8,5 mg GAE/g KM olarak bulunurken, bu değer soxhlet ekstraksiyonunda 22,5 mg GAE/g KM, ultrason destekli ekstraksiyon yönteminden ise 36,8 mg GAE/g KM olarak bulunmuştur.Master Thesis Plastikler ve Mermer Çamuru Atıklarına Simbiyotik Bir Çözüm Olarak Katalitik Piroliz(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Özgan, Afra; Yel, EsraBu tez çalışmasında simbiyotik bir çözüm sunmak maksadıyla, termoplastik türü olan polietilen tereftalat (PET) ve polipropilen (PP) plastik atıkların, başka bir atık türü olan mermer işleme tesisi atıksularının fizikokimyasal arıtımından elde edilen arıtma çamurlarıyla birlikte katalitik pirolizi gerçekleştirilmiştir. Mermer işleme tesisi atıksu artıtma çamurlarından üretilen katalizörlerin, koagülan madde ve kesilen mermer cinsinin, PET ve PP atıkların piroliz işleminde katalitik etkisini ortaya koymak için dört farklı katalizör üretilmiştir. Katalizörler arasında bir fark görülsede süreci etkileyecek kadar bir etki gözlenmediğinden K1 katalizörü seçilmiştir. PET ve PP atıkların K1 katalizörlü piroliz çalışmasında, piroliz sıcaklığı, katalizör dozu ve bekleme süresinin etkileri piroliz ürünlerine (kok, sıvı ve gaz) yapılan karakterizasyon çalışmalarıyla belirlenmiştir. PET+K1 piroliz çalışmalarında 500oC piroliz sıcaklığında %40 K1 katalizörü varlığında optimum sonuçlar elde edilen çalışmada, PP atığı için %10K1 dozunda elde edilen sonuçlar diğer katalizör dozlarına kıyasla daha verimli bulunmuştur. Piroliz ürünlerinde akışkan fazlarda Benzen, tolüen, etilbenzen ve ksilen (BTEX) bileşen verimleri PET+K1 pirolizi için oldukça verimli bulunmuştur. Her iki plastik atık için 10 dk bekleme süresinin yeterli olacağı tespit edilmiştir. Çalışmanın sonunda, iki farklı atığın kullanılmasıyla elde edilen bulgularla, hem mermer işleme tesisi atıksu arıtma çamurlarının hemde PET ve PP plastik atıkların, atık olarak çevreye karışmalarındansa, simbiyotik çalışmayla, katma değeri yüksek materyal geri kazanımı ve üç farklı ürün (kok, pirolitik sıvı ve gaz) elde edilmiştir.Master Thesis Sağlık Kuruluşlarında Tıbbi Atık Yönetimi ile İş Sağlığı ve Güvenliği İlişkisi(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Baran, Hilal; Kalem, MerveGelişmekte olan tüm ülkelerin ortak sorunlarından birisi de tıbbi atıkların yönetimi ve bertarafıdır. Sağlık kuruluşları vermiş oldukları sağlık hizmetleri sonucunda son derece riskli atıklar oluşturmaktadır ve bu atıklar halk ve çevre sağlığı için risk teşkil etmektedir. Tüm sağlık kuruluşları üretmiş oldukları tıbbi atıklarını yönetmelik esaslarınca kaynağında ayrı toplama yapıp taşıyarak, geçici atık deposunda veya konteynerında depolanmasını ve yetkili firmaya teslim ederek bertaraf edilmesini sağlamakla yükümlüdürler. Bu durum halk ve çevre sağlığı için büyük önem taşımaktadır. Patolojik, enfeksiyon yapıcı ve kesici-delici atık türleri sağlık kuruluşlarının faaliyetleri sonucu oluşmaktadır. Oluşan bu atıklar için güvenilir atık yönetim sistemleri geliştirmek gereklidir. Bu çalışmanın amacı, Konya ilinin mevcut tıbbi atık yönetimini incelemek, karşılaşılan problemleri belirleyip çözüm önerileri geliştirmektir. Tıbbi atık yönetiminden Konya Büyükşehir Belediyesi sorumludur. Tıbbi atıkların toplanma, taşınma ve sterilizasyon aşamaları yetkili özel kuruluşlar tarafından düzenli bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Yönetimin son aşaması olan sterilize edilmiş tıbbi atıklar Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenli depolanmaktadır. Bu amaçla, tıbbi atıkların toplanması, taşınması, bertaraf edilmesi ile ilgili çalışmaların mevzuata uygunluğu değerlendirilerek, sağlık çalışanlarının tıbbi atık ve iş güvenliği ile alakalı bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek için anket çalışmalarını göz önüne alarak, çalışanların bilgi düzeyi tespit edilip, anket çalışmasının istatistiksel analizleri yapılmış ve anket gruplarına göre uygun modeller seçilerek sonuçlar SPSS programı ile modellenmiştir.Master Thesis Su Kayıpları ve Önleme Yöntemlerinin Araştırılması: Kahramanmaraş İli Örneği(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Arabacı, Enes; Dursun, ŞükrüSon yıllarda iklim değişikliği, çevresel faktörler, sosyo – ekonomik ve kültürel değişiklikler, teknoloji ve sanayi alanındaki gelişmeler, imar ve tarım politikaları ve bunun gibi su kaynaklarını ve su tüketimini etkileyen faktörler sebebiyle su arzı azalırken tüketimler artmaktadır. Bu durum su kayıpları yönetiminin önemini daha da artırmakta ve su kayıplarının önlenmesi için çeşitli stratejiler ve yöntemler geliştirilmektedir. Bu çalışmada insanların yoğun olarak yaşadığı kentsel alanlarda ihtiyaç duyulan içme ve kullanma suyu sistemlerinin su kayıpları açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Bir içme suyu temin sisteminde su kaynağından ana dağıtım depolarına kadar su arzı iletim hatları ile, depolardan tüketicilere kadar su arzı dağıtım sistemleri ile sağlanmaktadır. Bu sistem üzerinde boru hatları, depolar, servis hatları, sayaçlar, ek parça ve armatürler, sanat yapıları ve üniteler bulunmaktadır. Bu tesislerde zamanla yaşlanma, aşınma, yanlış malzeme seçimi veya uygun olmayan işçilik gibi sebeplerle sızıntılar, patlak ve çatlaklar ile taşmalar meydana gelmektedir. Sistem üzerinde oluşan bu deformasyonlar kaynaklı meydana gelen kayıplara fiziksel kayıplar denilmektedir. İdari kayıplar ise izinsiz (yasa dışı) tüketim, yanlış sayaç ölçümleri, sayaç okuma ve veri işleme hataları gibi nedenlerden meydana gelmektedir. Bu kayıplar kaynaklarımızın verimli kullanılmamasına ve enerji tüketimlerinin artmasına ve gelirlerin azalmasına sebep olmaktadır. Bu çalışma ile su kayıplarının neler olduğu ve bunları önleme yöntemleri araştırılmıştır. Çalışma kapsamında Kahramanmaraş İli örneği üzerinde Elbistan İlçe Merkezi pilot bölge seçilmiş ve sahadaki uygulamalar KASKİ ekipleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Elbistan İlçe Merkezi için su dengesi ile alt yapı kaçak indeksi hazırlanmış ve su dengesi bileşenlerinin analizleri yapılmıştır. Su dengesi analizi ile Elbistan İlçe Merkezi su kaybı %66,97, ILI ise 14,31 olarak hesaplanmıştır. Elbistan İlçe Merkezin iki adet DMA bölgesi oluşturularak sistem daha küçük alanlarda analiz edilmiş ve gelir getirmeyen su oranları %76,49 ve %71,79 olarak hesaplanmıştır. Ayrıca idari kayıpların bileşen analizleri araştırılmış ve bunlarla ilgili tespit ve öneriler belirlenmiştir. Bu sonuçlar göz önünde bulundurularak içme suyu dağıtım sisteminin yenilenmesi ve bu çalışmalarla birlikte izlenebilir ve ölçülebilir bir sistem haline getirilmesi için su idaresi teşvik edilmiştir.Master Thesis Ticari Kahve Atıklarının Yalıtım Malzemesi İçerisinde Değerlendirilebilirliğinin İncelenmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Kıvrak, Fatmagül; Sevimli, Mehmet Faik; Yel, Esra; Kalem, MerveBu çalışma kapsamında ülkemizde ve Dünya genelinde içecekler arasında en sık tüketilen ve popüler içeceklerden biri olan kahvenin tüketimiyle birlikte artan kahve atıkları ele alınarak yalıtım malzemesinin içerisinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda ön işlemsiz ham kahve atığının, mikrodalga ve ultrases ön işlemli kahve atıklarının karakterizasyonları incelenmiştir. Ön işlemsiz (ham) ve ön işlemli (mikrodalga ve ultrases) kahve atıklarının yalıtım sıvasının içerisine %10, %20 ve %30 oranlarında ilave edilmesiyle kahve atığı katkılı yalıtım malzemelerinin üretimi gerçekleştirilmiştir. Kahve atığı katkılı yalıtım malzemelerinin ısı iletkenlik, akustik/ses yutum, birim hacim kütle, yangına dayanım, basınç dayanım, bağ dayanım ve kapiler su emme analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda kahve atığının mikrodalga ve ultrases ön işlemi ile selülozik liflerin sayısının ve gözenek yapısının azaldığı, selülozik yapıların parçalandığı ve kahve atığının termal olarak dayanımlı hale getirildiği SEM, FTIR ve TGA analizleri ile gözlenmiştir. Isı iletkenlik analizinde %30 atık dozu için ultrases ön işlemli kahve atığı (UKA) içeren yalıtım malzemesi 0.065 W/mK ile referans değere (katkısız yalıtım malzemesi) (0.07 W/mK) en yakın sonucu vermiştir. Ham kahve atığı (KA), mikrodalga ön işlemli kahve atığı (MKA) ve ultrases ön işlemli kahve atığı (UKA) yalıtım malzemelerinde atık oranlarının artmasıyla ses yutum değerleri artmıştır. En iyi ses yutum değerini UKA yalıtım malzemesi verirken KA ve MKA yalıtım malzemeleri referans yalıtım malzemesinden daha iyi sonuç vermiştir. Birim hacim kütle değerleri MKA ve UKA yalıtım malzemelerinin KA yalıtım malzemesine kıyasla azaldığı gözlemlenirken tüm kahve atığı katkılı yalıtım malzemeleri yangına dayanıklı F90 sınıfında yer almıştır. Bağ dayanım değeri referans yalıtım malzemesine (0.392 MPa) en yakın sonucu 0.365 MPa ile %30 doz için MKA yalıtım malzemesi verirken kılcal kapiler su emme değerini referansa (0.29 kg/m2.dk) en yakın sonucu 0.279 kg/m2.dk ile UKA yalıtım malzemesi vermiştir. Bu tez çalışmasında önemli bir çevresel sorun olan ve özellikle selüloz içeriği çok yüksek olan kahve atıklarının geri kazanılarak yalıtım malzemelerine ilave edilmesiyle yalıtım malzemesinde kullanılan katkı maddelerini en aza indirerek çevreci ve geri dönüşümü mümkün yeni bir sürdürülebilir ürün elde edilmiştir.

