Tez Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.13091/10
Browse
Browsing Tez Koleksiyonu by Department "Enstitüler, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Jeoloji Mühendisliği Ana Bilim Dalı"
Now showing 1 - 11 of 11
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis Aşağı Sakarya Havzası Jeotermal Alanının Hidrojeoloji ve Hidrojeokimyasal İncelenmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2019) Göllü, Ertan; Bayram, Ali FeratBu çalışmada Aşağı Sakarya jeotermal alanının hidrojeolojik ve hidrojeokimyasal özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Sakarya kıtası ve Rodop-Pontid (İstanbul-Zonguldak Zonu) fragmentinin, birbirlerine yaklaşması sonucu oluşan metamorfizma ve bölgede oluşan Kuzey Anadolu Fayı çalışma alanının evrimsel jeolojisini ortaya koymaktadır. İnceleme alanındaki kaya birimleri, Batı Pontid Zonu, Armutlu-Almacık-Arkotdağı Zonu, Sakarya Zonu ve örtü birimleri adı ile dört ana başlıkta incelenmiştir. Isı kaynağı, Kuzey Anadolu Fayı'na bağlı magmatik sokulumlar düşünülebilir. Rezervuar kaya ise gerek Sultaniye metamorfikleri içerisindeki kalk şist ve mermer düzeyleri gerekse Abant formasyonu içerisindeki kireçtaşları ve mermer bloklarıdır. Metamorfik kayaçların killi şist düzeyleri kendi içerisinde örtü kayayı oluştururlar. Abant formasyonunun filiş karakteri gösteren seviyeleri ile şeyl ve çamurtaşı düzeyleri örtü kayayı oluşturur. Çaycuma, Yığlıca ve Örencik formasyonları genel anlamda geçirimsiz olup geçirimsiz düzeyleri örtü kayayı, taneli kısımları da bölgesel olarak ikincil rezervuarı oluşturur. Çalışma alanında yedi farklı lokasyondan su örnekleri alınmış ve bu örneklerde katyon, anyon ve izotop analizleri yapılmıştır. İnceleme alanındaki sular genel olarak Na-Cl, Ca-Cl ve Na-Ca-Cl tipi sular olarak sınıflandırılabilir. Baskın katyon ve anyonlar bölgesel olarak değişmektedir. Örnekleme yapılan jeotermal suları Cl-SO?-HCO? üçgen diyagramına göre çevresel su sınıfına girmektedir. İnceleme alanındaki sıcak sular Giggenbach diyagramına göre genel olarak olgun olmayan sular sınıfına girerken bir örnek kısmen denge durumda olan sular sınıfına girmektedir. Termal suların silis jeotermometrelerine göre hesaplanan rezervuar sıcaklıkları genel olarak 18 °C- 152 °C arasında değişmektedir. Katyon jeotermometreleri ile hesaplanan rezervuar sıcaklıkları ise 32 °C- 338 °C arasındadır. İnceleme alanında açılan jeotermal kuyu ve termal kaynakların 20 °C – 89 °C arasında değişen kaynak ve rezervuar sıcaklık değerleri dikkate alındığında silis jeotermometrelerinin katyon jeotermometrelerine göre daha sağlıklı sonuçlar verdiği görülmektedir. Termal suların ?²H değerleri -81,47 ile -71,63 arasında değişirken ?¹?O değerleri ise -11,97 ile -7,05 değişim göstermektedir. ?¹?O- ?²H grafiğine göre bölgede sıcak suların oksijen içeriğinin kaya-su etkileşimine bağlı olarak arttığı belirlenmiştir. Sıcak su numunelerinde kalsit, dolomit, aragonit, jips, anhidrit, kuvars ve kolsedon minerallerinin doygunluk indeksi hesaplamaları değerlendirilmiştir. Bütün numunelerin ortak özellikleri dolomit, kalsit ve aragonit minerallerinin aşırı doygun olması ile kuvars, jips ve anhidrit minerallerinin doygun olmamasıdır.Master Thesis Beyşehir Üzümlü Çevresinin Jeoloji ve Hidrojeoloji İncelemesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2019) Ülvan, Ahmet Oğuzhan; Söğüt, Ali RızaBu çalışma, su kaynaklarının yetersiz olduğu ve oldukça yoğun nüfusa sahip olan Üzümlü (Beyşehir-Konya) bölgesinin içme, kullanım ve tarımsal sulama suyu ihtiyacının karşılanmasına yöneliktir. Araştırma alanının jeoloji ve hidrojeolojisi; ayrıntılı olarak çalışılıp, 1:25.000 ölçekli jeoloji haritası güncellenerek, insan hayvan ve bitki sağlığına uygun, yeraltı suyu içerebilen akiferler tespit edilmiş, ayrıca Üzümlü sulama göletindeki su kaçaklarını önlemeye yönelik çalışmalarda bulunulmuştur. Toros kuşağının Orta Toroslar bölümünde bulunan araştırma alanının jeolojisi; farklı stratigrafik, litolojik, tektonik ve metamorfik özellikler gösterebilen değişik birliklerden meydana gelmiştir. Yörede, göreceli otokton Geyikdağı Birliği ve allokton olarak da Bozkır ve Aladağ birlikleri gözlenmektedir. Bölgenin tektonik hareketlerden oldukça fazla etkilenmiş olması, yağış ve beslenme havzasının yeteri kadar büyük olmaması gibi nedenler, yeraltı suyunun elde edilmesini oldukça güçleştirmektedir. Yapılan hidrojeoloji haritasında; yeraltı suyu yönünün kuzeyde; güneydoğudan kuzeybatıya doğru, güneyde ise; kuzeybatıdan güneydoğuya olduğu belirlenmiştir. Schoeller diyagramı yardımıyla, suların kökenlerinin aynı olduğu sonucuna varılmış olup, suların Piper Diyagramında ise, CaCO3'lı sular sınıfında yer aldığı tespit edilmiştir. Wilcox diyagramına göre de çok iyi su sınıfına giren örnekler; ABD Tuzluluk laboratuvarı diyagramında ise, C2S1 sınıfına dahilen, ''orta tuzlu ve az sodyumlu sular'' özelliği göstermektedir.Doctoral Thesis Emirgazi (konya) ve Çevresindeki Volkanitlerdeki Anklavların Kökeni ve Bölge Volkanizmasının Gelişimindeki Petrolojik Önemi(Konya Teknik Üniversitesi, 2019) Korkmaz, Gülin Gençoğlu; Kurt, HüseyinKonya GD'sunda Karapınar-Emirgazi-Ereğli'ye kadar uzanan geniş bir alanda Neojen-Kuvaterner yaşlı volkanik kayalar yüzeylemektedir. Çalışma alanındaki lav akıntısı/domlar ve bunların piroklastikleri ile temsil edilen, ortaç-asidik bileşime sahip Neojen yaşlı volkanik kayalar "Karacadağ volkanitleri" olarak adlandırılmaktadır. Diğer taraftan, cüruf konileri, lav akıntıları ve maar piroklastikleri olarak yüzeyleyen Kuvaterner yaşlı mafik-ortaç volkanitler "Karapınar volkanitleri" olarak isimlendirilmektedir. Bu volkanitler Kapadokya Volkanik Provensinin güneybatı uzantısı olup Karapınar-Karacadağ Volkanik Kompleksi (KKVK) adı altında toplanmışlardır. Bu çalışmada KKVK'nın arazi çalışmasına dayanan mineralojik (majör-iz)-petrografik, jeokimyasal (tüm kaya majör-iz element ve Sr-Nd-Pb-O izotop) ve jeokronolojik özellikleri incelenmiştir. Karacadağ volkanitleri kalk-alkalen karakterli olup hakim olarak andezit, nadiren bazalt, dasit ve trakitlerden oluşmaktadır. Karapınar volkanitleri ise geçişli (kalkalkalen-hafif alkalen) jeokimyasal karaktere sahip olup hakim olarak bazalt, daha az bazaltik-andezit ve andezitlerden oluşmaktadır. Bunların dışında incelenen volkanitlerde boyutları mikroskobikten makroskobik boyuta değişen çeşitli türde anklavlara rastlanmıştır. Karacadağ andezitlerinde magma segregasyonu ve magma karışımı anklavı olmak üzere iki tür, Karapınar bazaltlarında ise magma segregasyonu, magma karışımı ve ksenolit türü anklav olmak üzere 3 tür anklav görülmektedir. Ar-Ar jeokronolojisi sonucu Karacadağ volkanitlerine ait bazaltların yaşı 5.65 ± 0.06 My (tüm kaya), dasitlerin yaşı ise 5.45 ± 0.09 My (amfibol ayrımı) dır. Literatürde yayınlanmış veriler Karapınar volkanitlerini üreten volkanizmaın 2.5 My'dan tarihsel dönemlere kadar etkin olduğunu göstermektedir. KKVK'a ait volkanitler N-MORB-normalize iz element diyagramlarında orojenik veya kıtasal kabuktan kirlenmiş magmalar için tipik olan büyük iyon yarıçaplı element (BİYE; Rb, Sr, K) zenginleşmesi, negatif Nb-Ta ve pozitif Pb anomalisi göstermektedir. Karacadağ bazaltları Nb/Ta oranları (~12) ile kabuk bileşimine yakın Nb/Ta oranı (12-13) içermektedir ve bu durum kabuk kontaminasyonundan oldukça fazla etkilendiğini göstermektedir. Karapınar bazaltlarının ise Nb/Ta oranları (17-19) kondritik değere (17.5) yakın, fakat kabuktan oldukça yüksektir. Bu durum kabuk kontaminasyonundan az oranda etkilendiğini göstermektedir. KKVK'e ait kayaların 87Sr/86Sr oranları 0.704914-0.706355, 143Nd/144Nd oranları 0.51252-0.51309, 206Pb/204Pb oranları 18.882-18.925, 207Pb/204Pb oranları 15.66-15.72 ve 208Pb/204Pb oranları 39.03-39.19 arasında değişmektedir. Buna ek olarak, olivin ayrımları ve tüm kaya üzerinden yapılan 18O analiz sonuçları ise sırasıyla ‰ 5.7-7.5 ve ‰ 7.7-9.5 arasında değişmektedir. KKVK'e ait kayalar Sr-Nd-Pb-O izotopları açısından genel itibariyle zenginleşme göstermektedir. İncelenen volkanitlerin Sr-Nd-Pb izotop diyagramlarında oldukça farklı manto rezervuarları gösteriyor olmaları kıtasal kabuksal bileşenleri içeren manto kaynağının göstergesi olarak yorumlanmaktadır. Özellikle Pb izotop içeriklerindeki değişiklikler kayaların oluşumları sırasıda farklı kabuksal malzemeleri asimile ettiklerini göstermektedir. Özellikle mineral iz element kimyası ve izotop jeokimyası verileri göz önünde bulundurulduğunda incelenen Neojen yaşlı kalk-alkalen ve Kuvaterner yaşlı geçiş özellikli kayaların jenetik olarak birbirleri ile ilişkili oldukları, farklı diferansiyasyon süreçleri geçirerek farklı bir kimya kazandıkları düşünülmektedir. Pb-O diyagramlarında hipotetik modele göre, hipotetik bir mafik uç bileşen ile % 20-35 oranında kabuk-1 hipotetik uç bileşeninin ikili karışımı ile bazalt-1 türü kayaların, aynı mafik uç bileşenin, % 15-20 oranında kabuk-2 hipotetik uç bileşeni ile ikili karışımıyla ise bazalt-2 ve 3 türü kayaların oluşabileceği düşünülmektedir. Bazaltik kayaların içermiş oldukları olivinlerin iz element içerikleri incelendiğinde KKVK ait volkanitlerin köken kayalarının daha önceki çalışmalarda belirtilenin aksine spinel lerzolitik ve piroksenitik eriyiklerin karışımından türediği düşünülmektedir. Jeokimyasal ve izotopik kanıtlar, kayaların oluşumunda astenosferik manto ve metasomatize olmuş eski dalma-batma izlerini taşıyan litosferik mantonun reaksiyonunun etkisinin olduğunu göstermektedir. Dinamik magma odası süreçlerinin (magmanın yeniden beslenmesi, magma karışımı vb.) ve birbirinden farklı tür ve bileşimde anklav oluşumlarının volkanizmanın tetiklenmesinde önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Bu çalışmada Neojen'den Kuvaterner'e zamansal olarak kıta kabuğu bileşenlerinin etkisinin azaldığı ancak daha sonra Kuvaterner'de mekânsal olarak tekrar arttığı gözlenmektedir.Master Thesis Evciler (gölbaşı/ankara) Bazaltının Petrografik ve Petrokimyasal Özelliklerinin Demiryolu Balast ve Balastaltı Malzemesi Olarak Kullanılabilirliği Üzerine Etkisi(Konya Teknik Üniversitesi, 2019) Işlak, Hüseyin; Asan, KürşadBu çalışmada, Evciler (Elmadağ Volkanik Kompleksi (EVC) Gölbaşı/Ankara) Bazaltının arazi gözlemleri, petrografik, jeokimyasal ve fiziko-mekanik deneylerle demiryolu balast ve balast altı (balastaltı) malzemesi olarak kullanılabilirliği, balast ve balast altı malzeme şartnameleri gereği istenilen deney standartları ve standart doğrultusunda numune boyutlarına göre deney sonuç değişimleri araştırılmıştır. EVC Türkiye'de önemli Miyosen volkanik arazilerinden biridir, mafik alkalin ve ortaç-felsik kalk-alkalin lavlar içermektedir. Mafik lavlar Evciler Bazaltı olarak isimlendirilmiştir ve alkali bazalt bileşimindedir. Bazaltlar porfirik dokuludur ve başlıca plajiyoklaz, klinopiroksen daha az opak ve anortoklaz içeren hamur içerisinde dağılmış olivin ve klinopiroksen fenokristalleriyle karakteristiktir. Bazaltların arazi karakteristikleri "aa" tipi lavların özelliklerine benzemektedir. Arazi gözlemlerine dayanarak bazaltların birkaç metrelik soğuma biriminde üç farklı zon ayırtlanmıştır: (A) gözenekli üst zon, (B) masif iç zon, (C) alt breşik zon. Fiziko-mekanik deneyler sonrasında, deney numune boyutuna göre değişiklik gösterecek şekilde, B zonunun su emmesi düşük, Los Angeles aşınma ve MgSO4 don dayanımı yüksek fakat tane yoğunluğu değerinin diğer zonların değerlerine göre düşük olduğu gözlenmiştir. Elde edilen verilere dayanarak B ve C zonlarının sadece konvensiyonel demiryolu hatlarında kullanılacak balast ve balast altı malzemeleri için uygun olduğu gözlenmiştir. Ayrıca elde edilen bulgular küçük ölçekli düşey fiziksel heterojenitenin bir bazaltik lav akıntısında oldukça yüksek olduğunu göstermektedir ve böylece bazaltik volkanik arazilerden balast malzemesi seçiminde dikkatli olunması tavsiye edilmektedir.Doctoral Thesis Hadim Napı'nda (orta Toroslar) Başkıriyen-moskoviyen (alt ve Orta Pensilvaniyen) İstiflerinin Foraminifer Biyokronolojisi, Mikrofasiyes Analizi ve Ortamsal Yorumu(Konya Teknik Üniversitesi, 2020) Akbaş, Melikan; Okuyucu, CengizBu çalışma, Hadim Napı Başkıriyen ve Moskoviyen (Alt ve Orta Pensilvaniyen) yaşlı istiflerinin fusulin faunası, biyostratigrafik bölümlenmesi, mikrofasiyes özellikleri ve Geç Paleozoyik Gondvana buzullaşmasına ait kayıtları araştırmak amacıyla Orta Toroslar'da üç ölçülü stratigrafik kesitten (Yassıpınar, Bademli ve Gölbelen) derlenen örnekler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında fusulinid foraminiferlere ait yirmi beş cins ve bunlara ait yüz kırk altı türün varlığı saptanmıştır. Bir yeni cins ve on iki tür ilk kez bu çalışmada tanımlanmıştır. Bunlar; Depratina turani n. sp., Aljutovella typica n. sp., Tikhonovichiella praetikhonovichi n. sp., Beedeina minuta n. sp., Beedeina tauridiana n. sp., Praefusulinella guvenci n. gen. n. sp., Praefusulinella okuyucui n. gen. n. sp., Praefusulinella rhombiforma n. gen. n. sp., Praefusulinella tekini n. gen. n. sp., Fusulinella obtusa minuta n. sub. sp., Fusulinella absoluta n. sp. ve Fusulinella propriaforma n. sp'dir. Biyostratigrafik çalışmalarda, Hadim Napı Başkıriyen ve Moskoviyen istiflerinde dokuz fusulin zonu tanımlanmıştır. Bu zonlar alttan üste doğru, Plectostaffella jakhensis-Eostaffella postmosquensis postmosquensis-Eostaffella pseudostruvei angusta Topluluk Zonu, Plectostaffella bogdanovkensis-Plectostaffella varvariensis İlk Görünüm Zonu, Pseudostaffella antiqua-Pseudostaffella sofronizkyi İlk Görünüm Zonu, Staffellaeformes staffellaeformis-Staffellaeformes parva parva İlk Görünüm Zonu, Tikhonovichiella tikhonovichi-Verella spicata İlk Görünüm Zonu, Aljutovella aljutovica-Solovievaia ovata ovata İlk Görünüm Zonu, Priscoidella priscoidea-Eofusulina triangula İlk Görünüm Zonu, Fusulinella vozhgalensis devexa-Beedeina schellwieni İlk Görünüm Zonu ve Fusulinella bocki bocki İlk Görünüm Zonu'dur. Tanımlanan bu fusulin zonları ve içermiş oldukları fusulin toplulukları başta Moskova Havzası ve Güney Urallar olmak üzere Elburzlar, Donbass ve Donetz Havzaları gibi Misisipiyen ve Pensilvaniyen çökellerinin yaygın olarak gözlendiği bölgelerle oldukça uyumludur. Hadim Napı Serpuhoviyen-Başkıriyen kat geçişi Yassıpınar ÖSK'sında gözlenmiş ve Başkıriyen katının tabanı Plectostaffella bogdanovkensis Reitlinger ve Plectostaffella varvariensis (Brazhnikova ve Potievskaya) fusulin türlerinin ilk ortaya çıkışıyla belirlenmiştir. Zengin bir fusulin topluluğu ile temsil edilen Başkıriyen-Moskoviyen sınırı sadece Yassıpınar ve Gölbelen ÖSK'larında gözlenmiş, Moskoviyen katının tabanı ise Aljutovella aljutovica-Solovievaia ovata ovata İlk Görünüm Zonunun indeks türlerinden olan Aljutovella aljutovica (Rauzer-Chernousova) fusulin türünün ilk ortaya çıkışı ile tanımlanmıştır. Çökelme ortamının belirlenmesine yönelik yapılan çalışmalarda detaylı mikrofasiyes çalışmaları gerçekleştirilmiş ve bu mikrofasiyes tiplerinin ise deniz seviyesi değişimi ile kontrol edildiği, bunun da litoloji ve biyoçeşitlilik üzerinde olumlu/olumsuz etkilerinin olduğu gözlenmiştir. Üst Serpuhoviyen-alt Başkıriyen çökellerinin büyük oranda oldukça sığ denizel ortamsal koşulları yansıttığı ve yaygın olarak kumtaşı ve düşük biyoçeşitliliğe sahip ooidli tanetaşı mikrofasiyes tipleri ile temsil edildiği gözlenmiştir. Üst Başkıriyen'den başlayarak Moskoviyen katının sonuna kadar kısmi yerel sığlaşmalar olsa da çökelme ortamının göreceli olarak giderek derinleştiği ve daha çok biyoklastlı tanetaşı mikrofasiyes tipini kapsadığı, fusulin topluluklarının bolluk ve çeşitliliğinde ise artış olduğu görülmüştür. Kasimoviyen katının tabanı yaygın olarak kumtaşı mikrofasiyesi ile temsil edilmekte, bu da Moskoviyen sonrası ciddi bir sığlaşmayı göstermektedir. Yassıpınar, Gölbelen ve Bademli ÖSK'larında yürütülen izotop çalışmalarında ?13C izotop verileri esas alınarak Hadim Napı Misisipiyen ve Pensilvaniyen istfilerinin Geç Paleozoyik Gondvana buzullaşmaları (Buzul Dönem II-III) ile doğu Avustralya ara buzul dönemlerine (C3 ve C4) ait kayıtlar içerdiği ortaya konmuştur. Serpuhoviyen-Başkıriyen sınırında gözlenen ve Geç Paleozoyik Gondvana Buzul Dönemi II ile ilişkili olan küresel ölçekteki deniz seviyesi düşüşüne ait veriler, Yassıpınar ÖSK'sından elde edilen ?13C izotop değerleri ve düşük fauna içeriğine sahip mikrofasiyes tipleri ile Hadim Napı kesitlerinde ortaya konulmuştur. Başkıriyen katının ortalarından başlayarak Moskoviyen katının Kashiriyen askatına kadar ?13C izotop değerlerinin pozitif yöndeki eğilimi, bu düzeylerdeki karbonatça baskın çökeller ve ilişkili mikrofasiyesler kronostratigrafik olarak önceki seviyelerle kıyaslandığında kısmen daha derin ortamsal koşulları yansıtırken, iklimin de daha ılıman olduğunu işaret eder. Yassıpınar ve Gölbelen ÖSK'larında elde edilen ve Kashiriyen askatından Moskoviyen sonuna kadar devam eden negatif yöndeki ?13C izotop verileri deniz seviyesinin daha çok duraylı olduğunu ancak yer yer düşüşlerin de varlığını göstermektedir. Her iki kesitte de (Yassıpınar ve Gölbelen ÖSK'ları) deniz seviyesindeki esas düşüşün Kasimoviyen katının tabanında gerçekleştiği ve bunun da kumtaşı mikrofasiyeslerinin bu düzeydeki bolluğu ve negatif yöndeki ?13C izotop değerleri ile uyumlu olduğu görülmüştür. Kasimoviyen katının tabanında gerçekleşen deniz seviyesi düşüşünün Geç Paleozoyik Gondava Buzul Dönemi III'ün başlaması ve yeni bir soğuk döneme girilmesi ile ilişkili olduğu düşünülmektedir.Master Thesis Hanönü (akpınar Güneyi, Konya) Çevresindeki Üst Triyasik – Alt Jurasik Kızılören Formasyonu Bitümlü Kireçtaşlarının Kaynak Kayaç Özelliklerinin İncelemesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2020) Gündüz, Onur; Özkan, Ali MüjdatBu çalışmada Hanönü (Akpınar güneyi, Konya) çevresini kapsayan muhtemel petrol sahasındaki Geç Triyas - Erken Jura yaşlı Kızılören formasyonu karbonatlarının kaynak kayaç özelliği taşıyıp taşımadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Dolayısıyla, Kaynak kayaçtan toplanan numuneler üzerinde kaya-eval pirolizi ve palinofasiyes analizleri yapılarak, örneklerin içerdiği organik madde miktarı, olgunlaşma derecesi ve gaz ya da petrol üretip üretemeyeceği gibi özellikler ve paleoortamsal özell ikler belirlenmeye çalışılmıştır. İnceleme alanımızda kireçtaşları şeklinde gözlenen Kızılören formasyonu, koyu gri, gri renkli, ince–orta tabakalı seviyeler sunmakta ve yoğun kalsitik damarlar ile sitilolitler içermektedir. Kızılören kireçtaşları ince kesit incelemesinde %0-28 fosil, %0-25 pellet, %0-7 intraklast, %0-2 ooid, %49-99 mikrit, %0-12 sparit bulunarak kayaçta çamurtaşı, vaketaşı ve istiftaşı fasiyesleri tanımlanmıştır. Kaya-eval piroliz sonuçlarına göre Kızılören formasyonu örneklerinin toplam organik karbon içeriği çok düşük (<‰5) olup, zayıf kaynak kaya özelliği göstermektedir. Bu durum, Kızılören formasyonu örneklerinin S2 değerlerinin de çok düşük (<2.5 mg/g) olması ile de desteklenmektedir. Kızılören formasyonunun inceleme alanımızdaki kısmında toplam organik karbon miktarının çok düşük olması (<‰5), çökelme ortamı şartlarının organik madde birikimi için pek uygun olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla Kızılören formasyonunun çökeldiği ortam sığ denizel ve oksijen açısından zengin bir ortamdır. Kızılören formasyonu örneklerindeki hidrojen indeksi değerlerinin düşük ve orta, oksijen indeksi değerlerinin ise orta ve yüksek olduğu gözlenmiştir. Dolayısıyla, bu değerler Kızılören formasyonu kireçtaşlarının karışık Tip II/III kerojene sahip olduğunu vurgulamaktadır. Kerojen oluşturan materyalin Kızılören formasyonu kireçtaşlarının çökeldiği ortamda ya çok az olduğu ya da korunma oranının düşük olduğu sonucuna varılmıştır. Kızılören formasyonu örneklerinin Tmax değerleri Hanönü kesitinde 337–451oC, Küllükgözü kesitinde 430– 449oC arasında değişmekte olup olgun evreye düşmektedir. Bu da Kızılören formasyonu numunelerinin çoğunun petrol penceresinde olduğunu ifade etmektedir. Karışık hidrokarbon kaynaklarını gösteren Kızılören formasyonu örneklerinin vitrinit değerleri, olgunluk (petrol penceresi) aralığına düşmektedir. Kızılören formasyonu üretim indeksi düşük olup, Hanönü kesitinde tüm örnekler olgun alana düşerken, Küllükgözü kesitinde ise çoğunlukla olgun alana düşmektedir. Kızılören formasyonu örnekleri genel olarak, orta-iyi korunmuş, az miktarda palinomorf ve az-orta-bol mertebesinde organik madde içeriğine sahiptir. Örneklerimizin tamamında geniş stratigrafik yayılıma (Paleozoyik-Güncel) sahip Bisaccate pollen baskın olarak gözlenmiştir.Master Thesis Ilgın (konya) Yerleşim Alanı Zeminlerinin Jeoteknik Özelliklerinin Araştırılması(Konya Teknik Üniversitesi, 2019) Özlen, Nagihan; Nalbantçılar, Mahmut TahirKonya'nın kuzey batısında, 1. Derece deprem bölgesinde bulunan Ilgın ilçesi yerleşim alanında, temel birimler üzerinde yer alan kohezyonlu ve kohezyonsuz özellikteki zeminler ile bunların yeraltı suyuyla doygunlaşması önemli zemin problemlerine neden olmaktadır. Bu problemler zeminin sıkı-gevşek olmasına, yeraltı suyunun yüzeye yakın olmasına, yeraltı suyunun kimyasal özelliğine, zemin tane boyu dağılımına, zeminin kil içeriğine, zeminin üst yüzeyinde geçirimsiz bir örtü tabakasının bulunup-bulunmamasına ve boşluk suyu basıncının değerine bağlı olarak değişmektedir. Kohezyonsuz zeminler yeraltı suyu ve deprem etkisiyle taşıma gücü kaybı, akma, kayma, aşırı oturma, sıvılaşma ve benzeri birçok zemin problemlerine yol açtığı bilinmektedir. Bu öngörüler çerçevesinde inceleme alanındaki zeminlerin özellikleri, zemin mekaniği ve mühendisliği prensiplerine uygun olarak, Standart Penetrasyon Deneyi (SPT) gibi arazi yöntemlerini kullanan gerilme yaklaşımı ve ilgili laboratuvar deneyleri ile araştırılmıştır. Laboratuvar deneyleri sonucunda yapılan taşıma gücü hesaplamalarında emniyetli taşıma gücünün 0.74 kg/cm2 ile 1.59 kg/cm2 aralığında, oturma miktarının 8.31 cm ile 17.41 cm aralığında ve sıvılaşma enerjisi potansiyelinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu veriler ışığında inceleme alanının taşıma gücü, oturma ve sıvılaşma problemlerinin olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle elde edilen değerlere bağlı olarak yapıların planlanması gerekmektedir. Ayrıca olası deprem hasarlarını en aza indirgeyecek şekilde mevcut yapılarda statik durumlarında iyileştirmelerin yapılması gerekmektedir.Master Thesis Karaisalı (adana) Bölgesindeki Mermerlerin Fiziksel ve Mekanik Özellikleri(Konya Teknik Üniversitesi, 2019) Karpuz, Betül Zehra; Döyen, Adnanİlk çağlardan günümüze kadar insanlar yapı, konut ve kullandıkları diğer alanları doğal taş yapmaya özen göstermişlerdir. Yaşam seviyesi giderek artan toplumların gösterişli ve dayanıklı malzeme arayışı doğal taşlara olan ilgiyi artırmıştır. Bu ihtiyaçlar doğrultusunda, bu çalışmada, kullanım alanının belirlenmesinde kireçtaşlarının (mermerlerin) fiziksel ve mekanik özelliklerinin saptanması amaçlanmıştır. İnceleme alanında Paleozoyik- Mesozoyik yaşlı Demirkazık Formasyonu; açık - koyu gri renkli, orta-kalın tabakalı, çatlaklı ve çatlakların arası kalsit dolgulu, involutina sp. ile alg dışında pek fosil içermeyen çoğunlukla mikritik yapılı kireçtaşlarıdır. Kireçtaşlarının taze yüzeylerinden 30x30x40 cm ebatında 2 adet blok numune ve karotlardan silindirik numune alınarak fiziksel ve mekanik özellikler belirlenmiştir. Bu testler için örnekler TSE 'ye göre uygun boyutlarda ve istenilen sayılarda kesilmiştir. Örneklerin görünür yoğunluğu 2.698 gr/cm3, gerçek yoğunluğu 2.72 gr/cm3, açık gözenekliliği % 0.4, toplam gözenekliliği % 0.8, doluluk oranı % 99.04, atmosfer basıncı altında kütlece su emmesi % 0.1, atmosfer basıncı altında hacimce su emmesi % 0.4, sertliği 4 Mohs , darbe dayanımı 16.7 Mpa, tek eksenli basınç dayanımı: 104,9±11.9 MPa, don sonrası basınç dayanımı: 198.8±11.9 MPa, , don sonrası kütle kaybı: %0.019, aşınma dayanımı (böhme): 13.19±0.4 cm3/50 cm2, P- dalga hızı: 6395±79 m/s olarak belirlenmiştir. Bu veriler ışığında Karaisalı (Adana) bölgesindeki kireçtaşlarının fiziksel ve mekanik özelliklerinin inşaat sektöründe kullanımına uygun olduğu tespit edilmiştir.Master Thesis Niğde Masifi'nin Doğu Kesiminin (eynelli-bademdere-dikilitaş) Jeolojisi ve Yapısal Özellikleri(Konya Teknik Üniversitesi, 2019) Çoban, Muhamed; Eren, YaşarKırşehir Bloku'nun en güney ucunda yer alan inceleme alanında, temeli Paleozoyik-Mesozoyik yaşlı Niğde Masifi'ne ait yüksek dereceli metamorfik kayaçlar oluşturmaktadır. Niğde Masifi'nin tabanında mikaşist, migmatit, amfibolit, kuvarsit ve kalkşistten oluşan Geç Devoniyen yaşlı Gümüşler formasyonu bulunmaktadır. Bu birimin üzerine uyumlu olarak mermer, şist ve kuvarsitten oluşan Karbonifer-Erken Permiyen yaşlı Kaleboynu formasyonu gelir. Bu birimlerin üzerine uyumsuz olarak bloklu metafliş karakterli Geç Kretase yaşlı Aşıgediği formasyonu gelir. Masife ait bütün bu birimler, İç-Torid Okyanusu'nun kalıntısı olan Alihoca ofiyoliti tarafından tektonik olarak üzerlenir. Geç Kretase yaşlı Üçkapılı granitoyidi ise temeldeki bütün birimleri keser konumda yer almaktadır. Paleozoyik-Mesozoyik yaşlı kayaç toplulukları, Geç Paleosen-Orta Eosen yaşlı volkanik ve sedimanter kayaçlardan oluşan Ulukışla grubu tarafından açısal uyumsuzlukla örtülür. Karasal kökenli kayaçlardan oluşan Oligosen yaşlı Çukurbağ formasyonu ise Oligosen öncesi yaşlı tüm birimleri açısal uyumsuzlukla örter. İnceleme alanının en genç kayaçlarını Miyosen-Kuvaterner yaşlı karasal kökenli sedimanter ve volkanik kayaçlar oluşturur. İnceleme alanında yer alan Paleozoyik-Mesozoyik yaşlı masife ait kayaçlar Geç Kretase öncesinde çok-evreli deformasyona, yüksek dereceli başkalaşıma uğrayarak yapraklanmalı bir yapı kazanmışlardır. Oligosen öncesinde, İç-Torid Okyanusu'nun kapanmasına bağlı olarak Ulukışla grubu ve masif beraberce deformasyona uğrayarak kıvrımlanmış ve kırılmışlardır. Neotektonik dönemde ise bölgede doğrultu atımlı ve normal faylar gelişmiştir.Master Thesis Orta Toroslardaki Kızıltepe (bolkardağı-ulukışla-niğde) Altın- Gümüş-çinko-kurşun Yatağının Bazı Jeolojik, Mineralojik ve Jeokimyasal Özelliklerinin İncelenmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2021) Gültekin, Mehmet; Küpeli, ŞuayipGüney Türkiye'de, Orta Torosların doğusundaki Bolkardağları'nda yer alan sülfürlü ve sülfürsüz Kızıltepe Au-Ag-Zn-Pb yatağı jeolojik, mineralojik ve jeokimyasal özelliklerinin yanı sıra oluşum mekanizmasını anlamak amacıyla incelenmiştir. Yataktaki sülfürlü ve sülfürsüz cevherler Permo-Triyas yaşlı düşük dereceli metamorfik platform tipi Bolkardağ karbonatları içerisindeki devrik bir antiklinalin çatlak, kırık, fay ve breşik zonları ile yer yer de tabaka düzlemleri boyunca yer almaktadırlar. Başlıca pirit, galenit, sfalerit, fahlerz minarellerden oluştuklarını ve piritlerin yer yer markazitlere dönüştüğü, piritlere seyrek olarak da arsenopirit minerallerin eşlik ettiği belirlenmiştir. Eser oranlarda gümüşlü? sulfotuz ve kovellin gibi minerallerden oluşan birincil sülfürlü cevher kalıntıları, Zn-Pb karbonatlar, Zn silikatlar ve Fe-Mn oksi-hidroksitlerden oluşan ikincil ve üçüncül sülfürsüz cevherler ve yan kayaçlar içerisinde kısmen de olsa korunabilmişlerdir. Birincil sülfürlü cevherlere göre çok daha baskın olan ikincil ve üçüncül sülfürsüz cevherler, ya yüzeysel ayrışma süreçleri ile birincil sülfürlü cevher kütlelerinin yerini almışlar (otokton) ya da açık tektonik hatlar ve bunlarla ilişkili karstik boşluklar içerisinde yeniden depolanmışlardır (allokton). Mineralojik ve petrografik incelemeler saha gözlemlerinin yanı sıra ince ve parlak kesit mikroskop, XRD ve SEM-EDS çalışmaları ile yürütülmüştür. SEM-EDS çalışmaları sırasında yapılan elementel ölçekli noktasal analizler ile ICP-MS ve ICP-OS cihazları ile gerçekleştirilen tüm kayaç ana ve iz element analizleri jeokimyasal çalışmaların temelini oluşturmuştur. Birincil sülfürlü cevherler ortalama %32.08 Pb, %26.8 S, %20.41 Fe2O3, %15.22 Zn, %13.29 AK, %4.04 CaO ve %1,84 SiO2 içermektedirler. İstatistiksel analizlerde Fe-S, Al-K ve Zn-Fe arasında kuvvetli; Zn-Ca, Mg-Ca, Pb-Ca, Al-Si ve Mn-Fe arasında ise zayıf ya da çok zayıf pozitif korelasyonlar buna karşın Pb-AK ve Pb-Fe arasında ise kuvvetli; Zn-Pb ve Pb-Mg arasında da zayıf ya da çok zayıf negatif korelasyonlar belirlenmiştir. Birincil sülfürlü cevherlerden türeyen ikincil ve üçüncül sülfürsüz cevherler ortalama % 30.81 Fe2O3, %11,73 AK, % 11.27% MnO, % 10.09 Pb, %5.06 Zn ve % 3.42 CaO içerirler. Bu bileşenlerden K-Al; S-Fe arasında kuvvetli; Mg-Al, Pb-Fe arasında zayıf pozitif, buna karşın S-Mn, S-P arasında kuvvetli, Mn-Fe, Fe-Si, P-Ca ve Mn-Pb arasında da zayıf ya da çok zayıf negatif korelasyonlar görülmektedir. Sülfürsüz ikincil-üçüncül cevherler, sülfürlü birincil cevherlere göre Mn, Si, K, Al, Fe, C bakımından zenginleşirken S, Mg, Pb, ve P bakımından da fakirleşmişlerdir. Birincil sülfürlü cevherlerde diğer iz elementlere göre daha yüksek oranlarda bulunan As, Cu, Sb, Cd ve Sn içerikleri sırasıyla 2518.2 ppm; 1181.9 ppm; 1107.6 ppm; 810.6 ppm ve 730.4 ppm dir. Bunlardan yüksek Cu, Sn ve Cd değerleri yüksek ısılı, As ve Sb değerleri ise düşük ısılı bir oluşuma işaret etmektedirler. Çok evreli yüzeysel ayrışma ve karstlaşma süreçleri, birincil sülfürlü Zn-Pb cevherlerini özellikle Au (1686.46 ppb) ve Ag (>100 ppm) bakımından zenginleştirerek onları sadece Zn ve Pb için değil aynı zamanda Au ve Ag için de işletilebilir düzeyde tenörlere sahip olan polimetalik ikincil-üçüncül sülfürsüz Zn-(Pb) cevherlerine dönüştürmüştür. Sülfürlü birincil cevherler toplam 8.66 ppm toplam NTE+Y; sülfürsüz ikincil cevherler ise 18,16 ppm toplam NTE+Y içeriklerine sahiptirler. Şeyl normalize birincil sülfürlü cevher örnekleri zayıf negatif Ce (Ce/Ce*=0.79 Ortalama ) ve kuvvetli pozitif Eu (Eu/Eu*=1.83 Ortalama ) anomalileri ile kondritik Y/Ho oranlarına (Ortalama 26) sahip birbirlerine benzer düz veya düze yakın NTE desenleri sunmaktadırlar. Sülfürsüz ikincil-üçüncül cevherler belirgin negatif Ce (Ortalama Ce/Ce*= 0,77) ve kuvvetli pozitif Eu (Ortalama Eu/Eu* = 10.17) anomalileri ile süper kondritik Y/Ho oranlarına (Ortalama 39.7) sahip olan birbirlerine çok benzeyen düz veya düze yakın NTE desenleri gösterirler. Şeyl ile birincil ve ikincil-üçüncül cevherler arasındaki en önemli fark, NTE+Y içeriklerinin Şeyl'e göre özellikle birincil cevherlerde, daha az oranda da ikincil cevherlerde daha düşük olmasıdır. Bu belirgin farklılığın nedeni cevher yapıcı hidrotermal çözeltilerin asıl kaynağı durumundaki litosferik manto kökenli Horoz granodiyoriti ile ilişkili sıcak çözeltilerin NTE içeriklerinin kabuk kökenli bir magma ile ilişkili hidrotermal çözeltilere göre daha fakir olması olabilir. Elde edilen jeolojik, mineralojik, petrografik ve jeokimyasal veriler, Kızıltepe Au-Ag-Zn-Pb yatağının üç evreli bir oluşum modeline sahip olduğunu göstermektedir. Birinci evre Geç Kretase'den itibaren başlayan ve Geç Paleosen-Erken Eosen döneminde giderek etkinleşen Neotetis okyanusunun güney kolunun kapanması ile ilişkili kompresyonel tektonik rejim altındaki dalma-batma, çarpışma ve kabuk kalınlaşması gibi bir dizi tektonik olay sırasında Horoz Granodiyoriti'nin Permo-Triyas yaşlı Bolkardağ karbonatları içerisine sokulum yapması ve eş zamanlı hidrotermal çözeltilerden tektonik kontrollü hipojen-epijenetik karakterli birincil sülfürlü Zn-Pb cevher damar, mercek ve kütlelerinin çökelmesidir. İkinci evre birincil sülfürlü Zn-Pb cevherlerinin erken yüzeysel ayrışma ve karstlaşma süreçleri sonucunda Zn-Pb karbonat, -silikat ve Fe-Mn oksi-hidroksitlerden oluşan toprağımsı-kabuğumsu-böbreğimsi ikincil sülfürsüz Zn-Pb cevherlerine dönüşmesidir. Üçüncü evre ise çok evreli geç yüzeysel ayrışma ve iç karstlaşma süreçleri ile birlikte hem birincil sülfürlü cevher kalıntılarının hem de ikincil sülfürsüz cevherlerin Zn karbonat, Zn-silikat, Zn-hidrat ve Fe-Mn oksi-hidroksit minerallerine dönüşerek üçüncül sülfürsüz Zn-(Pb) cevherlerini oluşturması ve daha önce oluşmuş olan birincil ve ikincil cevherlerle birlikte çok karmaşık bir şekilde karst sedimanları şeklinde iç içe yeniden çökelmeleridir.Doctoral Thesis Tuz Gölü Havzası Güneyinde Yer Alan Neojen Yaşlı Halit Çökellerinin Kökeninin Belirlenmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2019) Ünal Ercan, Hatice; Karakaya, Muazzez ÇelikKonya Kapalı Havzası'nın güneyinde bulunan çalışma alanı, İç Anadolu'daki en büyük Miyosen iç havzasıdır. Bu tezin amacı, Miyosen yaşlı halit çökellerinin mineralojik özelliklerini ve kökenini belirlemektir. Bu amaçla, Tuz Gölü havzasının güneyindeki üç farklı sondajdan alınan halit örneklerinin mineralojik, jeokimyasal ve izotopik özellikleri incelenmiştir. Halitce zengin numunelerin, klor (% 60.20-61.00) ve sodyum (% 39.00-39.40) içerikleri teorik değerlere yakınken brom içeriği (5-637 ppm) geniş bir aralıkta değişmiştir. Cl-, Br-, Ca2+, Mg2+, SO42-, K+ ve Cl/Br (948-86428) oranları ve dokuz saf halit örneğinin sıvı kapanımı analizleri (K+, Mg2+, SO42-) değerlendirilerek Tuz Gölü havzasında Miyosen yaşlı halitlerin oluşumunda, farklı bileşime ve kökene sahip çözeltilerin etkili olduğu belirlenmiştir. Saf halit örneklerinin yüksek Br- (> 40 ppm) içeriği, denizel kökeni işaret ederken, düşük Br- içeriği, önceden çökelmiş halitlerin çözünmesi ve yeniden kristallenmesi ile ilişkilidir. Çalışma alanı çevresinde daha önceden çökelmiş olan jipslerin çözünmesi ve de-dolomitleşme mekanizmaları Tuz Gölü havzası ve çevresindeki halitlerin Mg2+ ve SO42- içeriklerinin yükselmesine neden olmuştur. Saf halitlerin ?81Br, ?37Cl, ?7Li ve ?11B izotop bileşimleri sırasıyla -0.82 ? 0.06, -0.80 ? 1.28, -0.70 ? 30.60 ve -14.70 ? 11.60 arasında değişmektedir. Düşük ?37Cl (-0.06 ? 0.06 ‰), düşük ?81Br (0.03 ? 0.95 ‰), yüksek ?11B (-6.40 ? 11.60 ‰) ve yüksek ?7Li (26.00 ? 30.60 ‰) değerleri, Tuz Gölü havzasında çökelen halitlerin büyük ölçüde, Orta Miyosen Optimum İklimsel (MMCO) döneminde deniz suyundan türemiş olduklarına işaret eder. Ayrıca, Tuz Gölü numunelerinin Cl-, Br-, Ca2+, Mg2+, SO42- içerikleri ve orta yükseklikte ki ?81Br (0.34 - 0.95 ‰) değerleri, havzada daha önceden çökelen halitlerin kökeninin sadece denizel olmadığını, farklı bileşim, oran veya kökenli (deniz suyu veya tuzlu su ve yeraltı suyu/tatlı su vb.) çözeltilerin karışımı olduğunu belirtir. Oldukça karmaşık farklı fiziko-kimyasal mekanizmaların etkisi altında meydana gelen bir sedimanter havza olan Tuz Gölü havzasında kimyasal ve fiziksel farklılıklara neden olan olası etkili mekanizmalar: (1) Farkı köken ve bileşime sahip çözeltilerin eskiden çökelmiş olan evaporitleri çözmesi ve yeniden kristallenmenin gerçekleşmesi, (2) de-dolomizasyon ve (3) deniz suyu girişimi olabileceği ilk defa bu çalışmada ortaya konmuştur. Ayrıca Orta Miyosende deniz seviyesinin yükselmesine ek olarak fay ve karstik boşlukların havzaya deniz suyu girişinde önemli bir rol oynadığı ilk kez bu çalışmayla tespit edilmiştir.

