Tez Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.13091/10

Browse

Recent Submissions

Now showing 1 - 20 of 1306
  • Master Thesis
    Defne (Laurus Nobilis) ve Kara Halile (Terminalia Chebula) Tohumlarının Hammadde Olarak Kullanıldığı Nano-Kompozitlerin Sentezi ve Sulu Ortamdan Bazı Boyar Maddelerin Uzaklaştırılması
    (2025) Karaselek, Ayşe Özer; Pehlivan, Erol
    Su, canlı yaşamının sürdürülebilir olması için gerekli vazgeçilmez bir yaşam kaynağıdır. Gelişen teknoloji ile oluşan kirli su kaynaklarının doğaya ve çevreye verdiği zararın boyutu her geçen gün hızla artmaktadır. Temiz su kaynaklarının azalması hatta yakın gelecekte tükenmesi söz konusu olduğundan, atık suların geri kazanım prosesleri geliştirilmektedir. Adsorpsiyon, atık su arıtımında yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Tekstil endüstrisi atık suları yüksek konsantrasyonlarda organik, inorganik kimyasalları, çözünmüş ve değişik yapıya sahip boyar maddeleri içermektedir. Çevrede özellikle canlılar üzerinde ciddi olumsuzluklar oluşturan boyar maddelerin sucul ortamdan giderimi, çevreye olan zararların en aza indirgenmesi ve kirlilik kontrolünün sağlanması bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, doğal kaynaklı adsorbanlardan defne tohumu (DT), kara halile (KH), defne tohumu biyoçarı (DT-BC), kara halile biyoçarı (KH-BC), Ca-aljinat defne tohumu biyoçarı kompoziti (Alj@DT-BC), Ca-aljinat kara halile biyoçarı kompoziti (Alj@KH-BC) ve nano-demir (manyetik) ile modifiye edilen biyoçar kompozitler (nMe0-Alj@DT-BC ve nMe0-Alj@KH-BC) olmak üzere toplam sekiz farklı adsorbanlar sentezlenmiştir. Elde edilen adsorbanlar ile (DT, KH, DT-BC, KH-BC, Alj@DT-BC, Alj@KH-BC, nMe0-Alj@DT-BC ve nMe0-Alj@KH-BC) sentetik olarak hazırlanan sulu çözeltilerden metil viyolet (MV) ve malahit yeşili (MG) boyar maddelerinin çözelti ortamından uzaklaştırılması için kesikli kap adsorpsiyon deneyleri gerçekleştirilmiştir. Sentezlenen adsorbanlar FT-IR, SEM, XRD ve EDX analizleri ile karakterize edilmiştir. Adsorpsiyon çalışmalarında boyar madde konsantrasyonu, temas süresi, çözelti pH'ı, adsorban miktarı ve sıcaklık gibi parametrelerin boyar madde giderimindeki etkileri araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre maksimum giderim sağlayan değerler; çözelti pH'ı bazik değerler arasında (pH 9,0-10,5), adsorban dozu; biyokütleler için 0,30 - 0,40 gram, biyoçarlar için 0,20 - 0,40 gram ve biyoçar kompozitler için 0,05 gram olarak bulunmuştur. Adsorpsiyon denge temas süresi, biyokütle adsorbanlar kullanıldığında 90-120 dk iken biyoçar ve biyoçar kompozit adsorbanlar için 120 dakikada gerçekleşmiştir. Denge izoterm çalışmalarına ait izotermler çizilerek uygun izotermlerden adsorbanların kapasiteleri hesaplanmıştır. Tüm adsorbanlar için denge izotermlerinin Langmuir izoterm modeline uygun olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen maksimum adsorplama kapasiteleri; MV boyar maddesi gideriminde, DT için 370,28 mg/g, KH için 183,92 mg/g, DT-BC için 370,11 mg/g ve KH-BC için 185,20 mg/g bulunmuştur. Biyoçar kompozit adsorbanların maksimum adsorplama kapasiteleri ise Alj@DT-BC için 357,21 mg/g, Alj@KH-BC için 180,47 mg/g, ve nMe0-Alj@DT-BC için 357,24 mg/g, nMe0-Alj@KH-BC için 370,48 mg/g olarak hesaplanmıştır. Elde edilen maksimum adsorplama kapasiteleri MG boyar maddesi gideriminde, DT için 370,41 mg/g, KH için 384,62 mg/g, DT-BC için 370,10 mg/g ve KH-BC için 370,37 mg/g bulunmuştur. Biyoçar kompozit adsorbanların maksimum adsorplama kapasiteleri ise Alj@DT-BC için 357,12 mg/g, Alj@KH-BC için 370,37 mg/g, ve nMe0-Alj@DT-BC için 357,14 mg/g, nMe0-Alj@KH-BC için 370,38 mg/g olarak hesaplanmıştır. Kinetik çalışmalar ile adsorpsiyonun yalancı-ikinci-derece kinetik model ile uyumlu olduğu gözlenmiştir. Sıcaklığın adsorpsiyon verimine etkisini belirlemek amacıyla 25°C, 35°C ve 45°C'de adsorpsiyon deneyleri yapılmıştır. Hesaplanan negatif ΔG° değerleri, MV ve MG boyar maddelerinin sentezlenen adsorbanlar ile adsorpsiyonunun termodinamik açıdan kendiliğinden gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Sıcaklık artışıyla birlikte ΔG° değerlerinin yükselmesi, boyar madde adsorpsiyon prosesinin düşük sıcaklıklarda daha elverişli olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, üretilen kompozit adsorbanların, atık su içerisindeki zararlı boyar maddelerin etkili bir şekilde uzaklaştırılmasında kullanılabileceği, çevreye duyarlı ve pratik bir çözüm sunarak su arıtma yöntemlerine yeni bir perspektif kazandırdığı anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Adsorpsiyon, Boyar madde, Defne tohumu, Denge Çalışmaları, Kara halile, Kinetik, Kompozit
  • Master Thesis
    Ti6Al4V Alaşımından Eklemeli İmalat Yöntemiyle Elde Edilen Parçanın Tornalama İşleminde İlerleme Hızının Yüzey Pürüzlülüğüne Etkisinin İncelenmesi
    (2025) Meydan, Dilara Gizem; Yılmaz, Yusuf
    Eklemeli imalat, 3 boyutlu katı model verilerinin kullanılmasıyla, bilgisayar kontrolünde ve otomasyon destekli olarak, geleneksel üretim yöntemlerine ihtiyaç duyulmadan fiziksel parçaların üretildiği çağdaş bir üretim tekniğidir. Bu süreçte, bilgisayar destekli tasarım (CAD) verileri STL formatına dönüştürülerek katmanlara ayrılır. Elde edilen kesit bilgileriyle, en alt katmandan başlanarak üst katmanlara doğru malzeme eklemesi gerçekleştirilir. Bu sayede, karmaşık yapıya sahip tasarımlar da kolaylıkla üretilebilir. Günümüzde eklemeli imalat, birçok endüstride yaygın olarak kullanılmakta ve sürekli gelişim gösteren önemli bir araştırma ve uygulama alanı olarak öne çıkmaktadır. Bu tezde eklemeli imalat ile elde edilen Ti6Al4V malzemesiyle silindirik geometride bir parçanın üretilmesi ve tornalama işlemi ile silindirik parçanın en düşük yüzey pürüzlülüğünü elde etmek için belirlenen en uygun kesme parametrelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Parça SLM toz yatağı yöntemiyle üretilmiştir. Kesme parametreleri; kesme hızı 90 m/dk,120 m/dk, 150 m/dk, ilerleme miktarı 0,10 mm/dev, 0,15 mm/dev, 0.20 mm/dev ve talaş derinliği 0,3 mm, 0,4 mm 0,5 mm olarak Taguchi dizininde deney listesi oluşturulmuştur. Deneylerin sonunda iş parçasının ortalama yüzey pürüzlülük değerleri (Ra) ölçülmüştür. Deney analizleri için Minitab programı kullanılmıştır. Minitab programı ile Anderson-Darling testi ile normallik analizi yapılmıştır. Normallik testi sonucunda p değeri 0,227 çıkarak değerlerin normal dağılıma sahip olduğu tespit edilmiştir. Taguchi tasarımı ile sinyal/gürültü (S/N) oranları bulunmuştur. Elde edilen S/N grafiğine göre ilerleme miktarı 0,10 mm/dev, kesme hızı 90 m/dk, talaş derinliği 0,3 mm olduğunda minimum yüzey pürüzlülüğü elde edilmiştir. Anova analiziyle ilerleme hızının Ra değerinde güven düzeyi belirlenmiştir. Anova analizine göre ilerleme miktarının yüzey pürüzlülüğü üzerindeki yüzde etkisi 94,949 bulunmuş olup, kesme hızının yüzey pürüzlülüğü üzerindeki yüzde etkisi 0,589 ve talaş derinliğinin yüzey pürüzlülüğü üzerindeki yüzde etkisi 3,004 olarak hesaplanmıştır. Deneylerin sonuçlarına göre üç parametre arasında ortalama yüzey pürüzlülüğü için en önemli etkinin ilerleme miktarı olduğu tespit edilmiştir. Anova ile elde edilen % 94,18 oranındaki R Sq(adj) değeri, giriş parametrelerinin yüzey pürüzlülüğünü açıklama yeteneğinin (>% 70) güçlü olduğunu gösterdiği tespit edilmiştir. Aynı zamanda Anova analiziyle ilerleme hızının Ra değerinde güven düzeyi belirlenmiştir. Bulunan optimum değerler ve tahmini değerlerle yapılan hesaplamalarda deneyin % 91'lik doğruluk oranı hesaplanmıştır.
  • Master Thesis
    Beyin Bilgisayar Arayüzü (BBA) İle Komut Elde Etme
    (2024) Yüzügül, Nuriye Berna; Özşen, Seral
    EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeden bir izleme yöntemi olup ilk olarak epilepsi bozukluklarını teşhis etmek için Nörobilim alanında ortaya çıkmıştır. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda, EEG sinyalleri, insan beyni ile bilgisayar arasında direkt bir yol oluşturduğundan, kişinin belirli uyaranlara verdiği tepkiyi tespit etmek için birçok çalışmada kullanılmıştır. BBA'da, beyinde oluşan elektriksel potansiyeller giriş sinyali olarak kullanılmaktadır. Bu sinyallerden birisi de durağan hal görsel uyarılmış potansiyellerdir (DHGUP). DHGUP tabanlı BCI, genellikle kullanıcının dikkatini belirli frekansta ışık yanıp sönen veya değişen görsel uyarıcılara vererek beyin aktivitesini izler. Bu görsel uyaranlar genellikle bir bilgisayar ekranında yer alır. Kullanıcının dikkati, beyindeki belirli frekanstaki bu görsel uyarıcılara yanıt olarak SSVEP sinyallerinin değişmesine neden olur. BCI sistemi, bu SSVEP sinyallerini algılayarak kullanıcının dikkatini tahmin edebilir ve belirli komutları gerçekleştirmek için bir arayüz sağlayabilir. Çalışma 8 kişi ile yapılmış olup katılımcıların yaş ortalaması 25,62'dir. Hazırlanan görsel uyaranlar; sağ, sol, ileri ve geri ok simgeleri olup sırasıyla 7,8,9,10 Hz. olarak kullanıcıya sunulmuş ve EEG kayıtları alınmıştır. EEG kayıtları Emotiv EPOC+ 14 kanallı başlık ile alınmış olup örnekleme frekansı 256Hz'dir. Toplam EEG kayıt süresi 1152sn olup kişi başı kayıt süresi 144sn'dir. Yapılan kayıtlar sonucunda bu çalışma için oksipital bölge kayıtlarının kullanılması için P7, P8, O1 ve O2 kanallarının sinyalleri alınarak 2-15 Hz. aralığında butterworth bant geçiren filtre ile filtrelenmiş ve normalize edilerek 5 saniyelik dilimlere ayrılmıştır. Daha sonrasında sinyaller FFT yöntemi ile frekans ortamına taşınmış ve PSD'leri alınmıştır. Sınıflandırma aşamasında SVM, YSA, KA ve NB algoritmaları kullanılarak ikili ve dörtlü sınıflandırmalar gerçekleştirilmiştir. İkili sınıflama KA algoritmasıyla %63,90 doğruluk oranı elde edilmiştir. Dörtlü sınıflandırma çalışmasında DVM algoritması ile %31,20'lik doğruluk oranına erişilmiştir.
  • Doctoral Thesis
    Arazi Toplulaştırma Projelerinin Ekonomik Analizinde Yapay Zeka Uygulaması
    (2024) Satılmış, Ramazan Yoldaş; Çay, Tayfun
    Arazi toplulaştırma projeleri ekonomik getirisi olan yatırımlar olduğu için getirisi yüksek alanlarda yapılması önemlidir. Bu noktada arazi toplulaştırma projelerinin ekonomik analizleri öne çıkmaktadır. Toplulaştırmanın ekonomik analizleri ile bir sahada toplulaştırmanın karlılığının ne kadar olduğu tespit edilebilir. Çalışmada ekonomik analizler üç farklı sahada yapılmıştır. Bunlar Denizli ili Tavas ilçesi Kızılcabölük mahallesi, Denizli ili Tavas ilçesi Vakıf mahallesi ve Burdur ili Gölhisar İlçesi Konak mahallesidir. Çalışmada öncelikle toplulaştırmanın ekonomik analizleri klasik yöntemle yapılmıştır. Ardından klasik yöntemle yapılan analiz sonuçları kullanılarak yapay zekâ analizleri için veri seti oluşturulmuştur. Oluşturulan veri seti kullanılarak yapay zekâ analizleri yapılmıştır. Klasik yöntemle analizler yapılırken bitkisel üretim değişkeni, emek girdi değişkeni, gübre girdi değişkeni ve su girdi değişkeni kullanılmıştır. Analizler sonunda toplulaştırma sonrası karlılık değişimi değişkeni elde edilmiştir. Yapılan toplulaştırma çalışmaları ile karlılıkta Kızılcabölük mahallesinde yaklaşık % 85, Vakıf mahallesinde yaklaşık % 70 ve Konak mahallesinde yaklaşık % 6 oranında bir artış meydana gelmiştir. Konak mahallesindeki düşük artışın önemli bir sebebi Konak mahallesine toplulaştırma ile sulama kanalı gelmemesidir. Kızılcabölük mahallesi ve Vakıf mahallesine sulama kanallarının gelmesiyle beraber yaşanan verim artışının yanı sıra ürün çeşitliliğinde de değişim gelmiştir ve tarımsal işletmeler mısır gibi karlılığı yüksek ürünlere yönelmiştir. Bu durum karlılık artışında önemli bir etkiye sahiptir. Yapay zekâ analizleri, veri setinin oluşturulması, normalizasyon, eğitim ve test verilerinin ayrılması, kümeleme, çapraz doğrulama ve test aşamalarından oluşmaktadır. Analizler yapılırken girdiler ve çıktılar ile model eğitilerek test verileri tahmin edilmiştir. Kullanılan girdiler tarımsal alan değişkeni, parsel sayısı değişkeni, bitkisel üretim değişkeni, emek girdi değişkeni, gübre girdi değişkeni ve su girdi değişkenleridir. Çıktı olarak ise toplulaştırma sonrası karlılık değişimi kullanılmıştır. Çalışma ile toplulaştırma öncesi duruma ait veriler kullanılarak toplulaştırma sonrası meydana gelen karlılık değişimi başarılı bir şekilde tahmin edilmiştir. Ayrıca kullanılan kriterlerin sonucun doğruluğundaki ağırlıklarını bulabilmek amacıyla girdi hassasiyet analizleri yapılmıştır. Çalışmada en doğru sonuçlar parsel alan, parsel sayısı ve emek girdi değişkenleri kullanılarak bulunmuştur.
  • Master Thesis
    Panoramik Radyografilerde Veri Ön İşleme ve Derin Öğrenme Kullanarak Diş Segmentasyonu
    (2024) Kocakuş, Mehmet; Uzbaş, Betül
    Dental segmentasyon, dental radyografik görüntülerde dişlerin ve çevresindeki anatomik yapıların sınırlarının belirlenmesi sürecidir. Bu süreç, dental yapıları dijital görüntüler üzerinde ayrı sınırlara ayırarak analiz edilebilir hale getirir. Özellikle Yapay Zekâ (YZ) destekli sistemlerde, dental segmentasyon; diş tespiti, çürük analizi, periodontal hastalıkların belirlenmesi ve ortodontik planlamalar gibi birçok klinik uygulamanın temelini oluşturmaktadır. Segmentasyonun amacı, tanı ve tedavi süreçlerinde doğru, hızlı ve tekrarlanabilir analizler sunarak klinik karar verme süreçlerini desteklemektir. Bu bağlamda, özellikle uzman eksikliği yaşanan bölgelerde otomatik dental segmentasyon sistemlerinin geliştirilmesi önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu çalışma, U-Net Derin Öğrenme (DÖ) modeli kullanılarak dental radyografilerde segmentasyon performansı üzerinde veri artırımı, ön işleme teknikleri ve dikkat bloklarının etkisini araştırmaktadır. Araştırmanın amacı, otomatik diş segmentasyonu için en etkili görüntü işleme filtreleri, veri artırımı stratejileri ve derin öğrenme mimarileri kombinasyonunu belirlemektir. Çalışmada, Tufts Üniversitesi tarafından sağlanan 1.000 dental radyografiden oluşan bir veri seti kullanılmıştır. Veri seti, %85 eğitim ve %15 test olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Görüntü kontrastını artırmak ve gürültüyü azaltmak amacıyla Kontrast Sınırlamalı Uyarlanabilir Histogram Eşitleme (Contrast-Limited Adaptive Histogram Equalization, CLAHE) Otsu eşikleme gibi ön işleme teknikleri ve, segmentasyon odak bölgelerini yorumlamak için Grad-CAM tabanlı ısı haritaları uygulanmıştır. Ayrıca, modelin genelleme yeteneğini artırmak için aynalama, 5° ve 10° derecelik döndürmeler ve öteleme gibi veri artırımı yöntemleri kullanılmıştır. Önerilen U-Net modeli, Adam optimizasyon algoritması kullanılarak 100 epok boyunca eğitilmiştir. Model performansını değerlendirmek amacıyla Dice skoru, Birleşim Üzerinden Kesişim (Intersection over Union, IoU) ve Piksel Doğruluğu (Pixel Accuracy, PA) ölçütleri kullanılmıştır. Veri artırma uygulanmadan gerçekleştirilen deneylerde, CLAHE ön işleme ve dikkat blokları içeren Attention U-Net modeli ile %91,01 Dice, %83,51 IoU ve %97,86 PA en yüksek başarı elde edilmiştir. CLAHE ön işleme ile veri artırma uygulandığında ise, aynalama yöntemi ile artırılmış veriler kullanılarak eğitilen klasik U-Net modeli %91,02 Dice, %83,51 IoU ve %97,86 PA değerleri ile en yüksek başarıyı göstermiştir. Elde edilen bulgular, uygun veri artırımı, ön işleme teknikleri ve dikkat bloklarının uygulanmasının, özellikle veri setinin sınırlı olduğu durumlarda, modelin güvenilirliğini ve doğruluğunu anlamlı düzeyde artırdığını göstermektedir. Çalışmada, veri ön işleme yöntemleri ve dikkat bloklarıyla desteklenen derin öğrenme modellerinin, diş segmentasyonu ve tanısının otomatikleştirilmesi yoluyla sağlık profesyonellerine destek olması amaçlanmaktadır. Bu yaklaşım, özellikle uzman radyologlara erişimin kısıtlı olduğu uzak bölgelerdeki sağlık kuruluşları için önemli bir değer taşımaktadır.
  • Master Thesis
    Çift-Çift Kompozitlerde Termal Burkulmanın Birinci Mertebe Kayma-Deformasyon Teorisi İle Modellenmesi ve Parçacık Sürü Optimizasyonu Yöntemiyle Optimizasyonu
    (2025) Akhan, Ahmet Emre; Şahin, Ömer Sinan
    Bu tez çalışmasında, Tsai'nin önerdiği çift-çift kompozit levha tasarım yaklaşımı için Klasik Kompozit Plaka Teorisi (CLPT) ve Birinci Dereceden Kayma Deformasyon Teorisi (FSDT) denklemleri yardımıyla MATLAB ortamında kompozit plaka için A, B ve D rijitlik matrisleri hesaplanmıştır. Plakanın kuvvet- moment denge denklemleri, A ve D rijitlik matrisleri yardımıyla burkulma denklemi oluşturulmuştur. Düzlem içi gerilmelerin kompozit A matrisi ve orta düzlem şekil değişimi ile ilişkilendirilmesi kritik sıcaklık farkının elde edilmesini sağlamaktadır. Kompozit bir plaka için geliştirilen kod yardımıyla, burkulmanın meydana geldiği en yüksek sıcaklık farkı; çift-çift kompozit dizilim kuralları, değişken tabaka kalınlıkları ve farklı sınır koşulları (SSSS, SSCC, CCSS, CCCC) dikkate alınarak Parçacık Sürü Optimizasyonu (PSO) algoritması ile hesaplanmıştır. Kritik sıcaklık farkının belirlenmesinde iki temel kısıtlama kullanılmıştır. Birinci kısıtlama, tabakalar arası kayma gerilmesinin (ILSS) tabakalar arası kayma mukavemetinden (ILS) küçük olmasıdır. Bu kapsamda, epoksi matrisli cam elyaf ve karbon elyaf takviyeli iki farklı çift-çift kompozit levha için standartlardan alınan tabakalar arası mukavemet değerleri dikkate alınmış ve bu değeri aşmayan dizilimler belirlenmiştir. Bu kısıtlama, tabakaların ayrılmasını önlemeyi amaçlamaktadır. İkinci kısıtlama ise, elde edilen kritik sıcaklık farkının Tsai-Hill hasar kriterini sağlamasıdır. Belirtilen kısıtlamalar için MATLAB koduna penaltı fonksiyonu eklenmiştir. Bu penaltı fonksiyonu dışında kalan optimum tasarım parametreleri PSO algoritması ile elde edilmiştir. Burkulmanın gerçekleştiği en yüksek sıcaklığı veren sürü değerleri; ilk açı (θ1), ikinci açı (θ2), tabaka kalınlığı (t) plaka boyu/ plaka eni (a/b) kullanılarak elde edilen kritik sıcaklık farkı değeri pozitif bir değer olmasına rağmen, PSO algoritması maliyet fonksiyonunu minimize etmeye çalıştığı için maliyet fonksiyonu negatif değeri alınmıştır. Kritik sıcaklık farkı ΔT'nin maksimum değeri, maliyet fonksiyonunun minimumu olarak değerlendirilmekte ve PSO tarafından en uygun çözüm olarak seçilmektedir. PSO algoritması, farklı tabaka sayıları (K = 8, 16, 32 ve 40) için küresel en iyi değerleri hesaplamakta, ardından bu değerler içinden optimum değerli seçmektedir. Örnek vermek gerekirse SSSS sınır şartında çift eksenli yükleme ve grafit/epoksi malzeme için burkulmanın gerçekleştiği en yüksek sıcaklık farkı değeri (maliyet fonksiyonu) -278.54 olarak hesaplanmıştır. Bu maliyet fonksiyonunun sürü değerleri ise θ1:16°, θ2:16°, t: 0.0004m, K: 40, a/b:1.5 olacak şekilde hesaplanmıştır. Sonuçlar kısmında PSO algoritması sonucunda edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır.
  • Master Thesis
    Yatay Eksenli Rüzgar Türbini Kanat Tahrik Sisteminin Matematiksel Modellemesi ve Bulanık Mantık İle Kontrolü
    (2025) Bezmez, Bilal; Kavlak, Koray
    Bu tez çalışmasında, rüzgâr türbini sistemleri için kullanılan klasik PI denetleyicilerine alternatif olarak, aerodinamik duyarlılığa (dP/dθ) dayalı kazanç zamanlamalı Bulanık-PI denetleyici tasarımı gerçekleştirilmiştir. Mevcut literatürde rotor hızı veya sabit çalışma bölgelerine göre yapılan kazanç ayarlamalarına karşın, bu çalışmada türbinin aerodinamik davranışına duyarlı bir kontrol yapısı önerilmiştir. Geliştirilen yöntem kapsamında, hata (e), hata değişimi (de) ve aerodinamik duyarlılık (dP/dθ) değişkenlerini giriş olarak alan iki adet Sugeno tipi bulanık çıkarım sistemi (FIS) oluşturulmuş ve K_p ile K_i kazançları ayrı ayrı hesaplanmıştır. Önerilen bulanık denetleyici, NREL 5MW referans türbin modeli kullanılarak Simulink ortamında test edilmiş ve klasik PI ile karşılaştırılmıştır. Simülasyon sonuçları, önerilen yöntemin aşırı salınımları azalttığını, geçici rejim yanıtlarını iyileştirdiğini ve daha kararlı bir rotor hız kontrolü sağladığını göstermiştir. Ayrıca, bu kontrol yapısının rüzgâr hızı değişimlerine daha duyarlı ve adaptif olduğu gözlemlenmiştir. Bulanık-PI ve S-Bulanık PI kontrolcülerinin, PI kontrolcüsüne göre daha az salınım ve daha hızlı stabilizasyon sağladığı, özellikle rüzgâr hızındaki ani değişikliklere karşı daha dayanıklı olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma, aerodinamik duyarlılık tabanlı kazanç programlamasının, rüzgâr türbini kontrol sistemlerinde uygulanabilir ve etkili bir yaklaşım olduğunu ortaya koymuş, türbinin aerodinamik davranışına duyarlı bir kontrol stratejisinin avantajlarını vurgulamıştır. Sonuçlar, Bulanık-PI denetleyicilerin, türbin sistemlerinin daha verimli ve güvenilir çalışmasını sağlamak için özellikle büyük türbinlerde tercih edilebileceğini göstermektedir.
  • Master Thesis
    U Kesitli Metal Körüklerin Hidro Şekillendirme İle İmalatının Deneysel ve Sayısal Yöntemlerle İncelenmesi
    (2025) Gün, Mehmet; Halkacı, Hüseyin Selçuk
    Körüklü metal borular; titreşimlerin sönümlenmesi, ısı iletiminin artırılması, sıcaklık değişimlerinden kaynaklanan genleşmelerin telafi edilmesi ve ölçme aletleri ile sensörlerde hassas boyut değişimlerinin algılanması gibi farklı amaçlarla yaygın olarak kullanılmaktadır. Körükler, çap, malzeme, cidar kalınlığı ve geometrik özelliklerine bağlı olarak çok çeşitli tiplerde üretilebilmektedir. Bu yüksek lisans tezinde, sanayide sıklıkla kullanılan körüklü boruların, ülkemizde yaygın olmayan hidro şekillendirme yöntemiyle üretilebilirliği araştırılmıştır. Tüp hidro şekillendirme yönteminde kritik proses parametreleri olan ön şekillendirme basıncı, katlama sıvı basıncı, eksenel ilerleme ve bunların birbirine bağlı değişimlerini ifade eden yükleme eğrileri incelenmiştir. Yapılan çalışmalarda ilk olarak 16 mm dış çap ve 0,4–0,5 mm cidar kalınlığına sahip ST 37 (S235JR) çelik borular kullanılarak ön deneyler yapılmıştır. Bunun sonucunda; kalınlık/çap oranının yüksek (0,025–0,03) olması, pres kuvvetlerinin yetersizliği nedeniyle başarılı sonuç elde edilmesi zorlaşmıştır. Bunun yanında; kıvrımlı yapıyı oluşturacak kalıp dilimlerinin ara mesafelerinin uzunluğunun borunun üst bölgesindeki yükleme ve basınçlandırma yapılan bölgeden daha kısa olması ilave burkulma yüklerine neden olmuş olup ön deneylerde boru çapında neredeyse 2/1 oranında şişmeler meydana gelmiştir. Aynı boyutlardaki 321 Paslanmaz numunelerde ise doğrudan üst bölgede yırtılmalar meydana gelmiştir. Bu durum sade karbon çeliği ile yüksek korozyon direncine sahip paslanmaz çelik arasındaki şekillenebilme kabiliyeti farkını ortaya koymaktadır. Yine sade karbon çeliği ile yapılan diğer denemelerde ise borunun boğaz bölgesinin genişlemesi önlenmiş ve körüklü yapının şekillenme başlangıcı elde edilebilmiştir. Son olarak; ön deneyler, yapılan çalışmalarda kalıp tasarımında, figür boşluğunu oluşturacak bölgelerdeki gereksiz hacimsel boşlukların basınçla şekillenme esnasında malzeme kaymasına ve kaçaklarına neden olacağı anlaşılmıştır. Ardından; ön deneylerin ardından çıkarılan sonuçlara göre hataları optimize etmek için genişletilmiş boru boyutlarına göre yeni kalıp tasarımı ve imalatı yapılmıştır. Önceki boyutlara nazaran kalınlık/çap oranı neredeyse 1/3 oranında düşürülmüş olan 0,011 kalınlık/çap oranına sahip olan 25 mm çap ve 0,28 mm kalınlığındaki AISI 316 paslanmaz çelik borular seçilerek başarıya ulaşmak istenmiştir. Körüklü boru üretimi için seçilen ve kısmen daha ince cidarlı olan 316 paslanmaz boru ile imal edilmek istenen boyutlarda ki borunun proses değişkenlerini belirlemek için imalat aşaması önden LS-DYNA sonlu elemanlar yazılımı ile modellenerek simüle edilmiş olup, yükleme eğrileri de benzetimlerde sınamayanılma yöntemiyle belirlenmiştir. Üretilen parçalar tel erozyon yöntemi ile simetri ekseni boyunca kesilmiş, körük profilleri ise optik komparatör, CMM, 2D optik ölçüm cihazı ve form tarayıcı sistemleri kullanılarak ölçülmüştür. Elde edilen sonuçlar, dip ve tepe kıvrımları ile cidar kalınlıklarındaki değişimlerin tekrarlanabilir olduğunu ve profillerin kabul edilebilir toleranslarda üretilebileceğini göstermiştir. Bir körüklü boru üretimindeki %10' un altı ideal ve kabul edilebilir belirlenen %10-15 kalınlık incelmesi, tepe noktalarında sonlu elemanlar yazılımı sonuçlarına göre %11,7 çıkarken proses sonrası üretilen ürünlerde ise %7-%14 arasında normal değerler arasında ölçülmüştür. Ayrıca; yapılan ölçümlere göre körük kıvrımlarının toplam genişliğinde; kalıp kapanma mesafesi / kıvrım boyu = %80 oranında bir geri yaylanma hareketi görülmüştür. Istampa kuvveti ile uygulanan kapanma yükü ile 14 mm olan genişlik, yük kaldırıldıktan sonra yaklaşık 18 mm' ye genişlemiştir
  • Master Thesis
    Mineral Katkı ve Metal Cürufu İle Zenginleştirilmiş Çimento Esaslı Enjeksiyon Şerbetlerinin Karakterizasyonu
    (2025) Yönel, Ali; Keskin, Ülkü Sultan; Kumcu, Şerife Yurdagül
    Birçok yapıda yeraltı suyu yapı güvenliği bakımından önemli problemler meydana getirmektedir. Yeraltındaki su sızıntılarına karşı yapıların güvenliğinin sağlanması amacı için en sık başvurulan yöntem yapıların zeminlerine, su yapılarında ise, yapının su ile temas eden gövde kısımlarına enjeksiyon uygulamalarıdır. Bu çalışma kapsamında, çimento esaslı enjeksiyon şerbetlerinde kullanılan çimento miktarını azaltarak çimento yerine ikame edilebilecek metal cürufu, uçucu kül ve doğal puzolan kullanılması araştırılmıştır. Çimento kullanımının azalması çimento üretiminde meydana gelen karbon salınımının düşürülmesi ve atık sanayi ürünlerinin kullanımı ile ekonomik fayda sağlanması amaçlanmıştır. İlk olarak metal cürufu, uçucu kül ve doğal puzolan çimento içerisinde tek olarak sırasıyla ağırlıkça %0, %5, %10, %15, %20, %25, %30 oranlarında çimento yerine ikame edilip, basınç, viskozite ve çökelme deneyleri yapılmıştır. Yapılan bu deneyler ile hazırlanan numunelerin dayanım, akışkanlık ve çökelme değişimleri hesaplanmış çıkan sonuçlar Taguchi Yöntemi kullanarak üç malzemenin aynı anda kullanıldığı optimumum karışımlar hazırlanmıştır. Hazırlanan enjeksiyon şerbeti karışımları basınç dayanımı, marsh hunisi, çökelme, geçirimsizlik, priz başlangıç ve priz sonu deneylerine tabi tutulmuş çıkan sonuçlar karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar ışığında metal cürufu akışkanlığı ve çökelmeyi arttırdığı, uçucu kül ve doğal puzolanın çökelmeyi ve akışkanlığı azalttığı belirlenmiştir. Her üç malzemenin de kullanımı arttıkça basınç dayanımda düşüşler görülmüştür. Taguchi Yöntemi kullanılarak hazırlanan enjeksiyon şerbeti karışımlarında çimento miktarının %7,5 oranında UK,%5 oranında doğal puzolan ve %2,5 oranında metal cürufu ikame edilmesi ile istenilen sonuçların alınabileceği saptanmıştır. Uçucu külün priz bitiş süresini uzatıp başlangıç süresini kısalttığı, doğal puzolanın priz başlangıç ve bitiş süresini uzattığı metal cürufunun ise priz başlangıç ve bitişi süresine etki etmediği saptanmıştır. Hem en iyi geçirimsizlik sonucu verecek hem de çimento yerine en fazla ikame malzeme kullanılabilecek enjeksiyon şerbeti karışımının %5 UK, %7,5 doğal puzolan ve %2,5 metal cürufu ikame ederek hazırlanan K5UK7,5P2,5M şerbet karışımının olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre UK, doğal puzolan ve metal cürufu kullanarak optimum nihai enjeksiyon karışımları ile elde edilen verilere göre çimento enjeksiyon şerbetlerinde çimento yerine %7,5 UK, %5 P, %2,5 M ikame edilerek toplamda %15 oranında ikame malzeme kullanılabileceği bundan dolayı çimentonun miktar olarak %85 oranına kadar düşürülebileceği tespit edilmiştir.
  • Master Thesis
    Küçük Ölçekli Bir Güneş Bacası Sisteminin Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği Yöntemiyle İncelenmesi
    (2025) Diallo, Ousmane; Köse, Faruk
    Dünya nufusunun artması ve teknolojik gelişmeler sebebiyle enerjiye olan ihtiyaç çok fazla artımıştır. Çevre kirliliği önlemek ve azaltmak için de yenilebilir enerjilere olan ilgi artmıştır. Yenilebilir enerji kaynakları arasında yer alan güneş enerjisine yönelim de son yıllarda önemli ölçüde artış göstermiştir. Bu çalışmada, Konya Teknik Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü'nde var olan güneş bacası sisteminin üzerinde araştırma yapılmıştır. Güneş bacasında Konya iline ait 2024 yılı aylık ortalama meteorolojik veriler kullanılarak kollektör içindeki hava akış hızı ile oluşan sıcaklık farkı incelenmiş; bu doğrultuda hem kollektör verimi hem de güneş bacası sistem verimi analizi yapılmıştır. Söz konusu yıllık ve uzun dönem veriler temel alınarak teorik analizler, hesaplamalar ve Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği (HAD) simülasyonları kullanılarak modellemeler yapılmıştır. 2024 mayıs ayı meteoroloji aylık ortalama verileri ile kollektör giriş hızı 0,53 m/s iken kollektör verimi %68,3 ve sistem verimi de %1,85 olarak en yüksek değerler olarak elde edilmiştir. Analiz sonuçları ile simülasyon çıktıları karşılaştırılmış, elde edilen bulguların doğruluğu ve tutarlılığı değerlendirilmiştir. Ayrıca baca girişinde hava akış hızları 1 m/s, 2 m/s, 3 m/s, 4 m/s ve 5 m/s olacak şekilde teorik analizler yapılmış; bu sonuçlar HAD (Fluent) analizleri ile karşılaştırılmış ve elde edilen sonuçların birbirine yakın oldukları görülmüştür. Sonuç olarak, teorik analizler ile HAD simülasyonları arasında belli bir uyum olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar HAD tabanlı analiz tekniklerinin akışkan mekaniği ve meteorolojik veriler için güvenilir bir yöntem olduğunu göstermektedir. Elde edilen sonuçlar da literatür verilenleri ile uyumludur. Anahtar Kelimeler: Yenilenebilir enerji, Güneş bacası, Meteoroloji, Kollektör, Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği (HAD) fluent, Hava durumu.
  • Master Thesis
    Ortogörüntü Üretiminde Kullanılan Farklı Yükseklik Verilerinin Yatay Konumsal Doğruluğa Etkisinin Araştırılması: Göktürk-1 Uydusu Örneği
    (2025) Kişi, Metehan; Yıldız, Ferruh; Kaya, Şinasi
    Günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesiyle birlikte, veri erişimi ve işleme süreçlerinin kolaylaşması, uzaktan algılama teknolojilerinin stratejik önemini artırmıştır. Türkiye'nin uzay alanındaki yatırımları ile Göktürk-2, Göktürk-1 ve Göktürk-2B gibi uydu projeleri, yeryüzünden yüksek çözünürlüklü verilerin elde edilmesini sağlayarak hem askerî hem de sivil uygulamalarda önemli avantajlar sunmaktadır. Uydu görüntülerinin geniş alanlardan veri toplama yeteneği ve geleneksel yersel yöntemlere olan ihtiyacı azaltması, bu teknolojiyi ekonomik ve operasyonel açıdan cazip hale getirmektedir. Bu bağlamda, uzaktan algılama teknolojilerinin sunduğu olanakların doğru şekilde değerlendirilerek katma değeri yüksek ürünlere dönüştürülmesi her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır. Göktürk-1 uydusu gibi yeni nesil uydulardan elde edilen ortogörüntülerin, farklı yükseklik verileri ve üretim senaryolarının birlikte kullanıldığı, özellikle topoğrafyası karmaşık bölgelerde ortogörüntülerin yatay konumsal doğruluğunu ne ölçüde etkilediğine ilişkin kapsamlı ve karşılaştırmalı bir çalışmaya ihtiyaç duyulmuştur. Bu tez çalışmasında, Göktürk-1 uydusundan elde edilen üçlü set (tri-stereo) yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri kullanılarak, farklı yükseklik verileri ile üretilen ortogörüntülerin yatay konumsal doğrulukları değerlendirilmiş ve karşılaştırılmıştır. Çalışma kapsamında DTED-2, ALOS, TREx ve Göktürk-1 stereo görüntülerinden elde edilen Sayısal Yükseklik Modelleri (SYM) ile hem Yer Kontrol Noktası (YKN) kullanılmadan hem de YKN'li olmak üzere iki üretim senaryosu gerçekleştirilmiştir. Antalya ilinin topoğrafik çeşitliliği yüksek olan Kepez, Konyaaltı ve Döşemealtı ilçelerini kapsayan uygulama alanında, Harita Genel Müdürlüğü'nden temin edilen dengelenmiş stereo hava fotoğraflarından elde edilen 0,5 m yatay ve 1 m düşey doğruluğa sahip 20 adet detay noktası, referans veri olarak kullanılmıştır. Üretilen ortogörüntülerin doğruluğu bu noktalarla karşılaştırılarak yatay konumsal doğruluk istatistikleri hesaplanmış ve her bir yükseklik verisinin performansı detaylı biçimde analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında ayrıca, kullanılan yükseklik verilerinin düşey konumsal doğruluğu da incelenmiş; bu doğruluk değerleri, ortogörüntü üretiminde sağlanan yatay doğruluk performanslarının değerlendirilmesine katkı sağlamıştır. Bu çerçevede, YKN kullanılarak üretilen Göktürk-1 L4B SYM verisi ±1,62 m LE90 değeri ile en başarılı SYM olarak belirlenmiş, onu sırasıyla TREx (±3,30 m), YKN kullanılmadan üretilen Göktürk-1 L4A SYM verisi (±3,31 m), ALOS (±8,15 m) ve DTED-2 (±8,32 m) verilerinin takip ettiği görülmüştür. YKN kullanılmadan üretilen Göktürk-1 ortogörüntüsünün (L3A) yatay konumsal doğruluk analizlerinde Göktürk-1 L4B yükseklik verisi ile üretilen ortogörüntü 8,33 m CE90 değeri ile en yüksek doğruluğa ulaşmış, onu sırasıyla TREx (8,43 m), ALOS (8,68 m) ve DTED-2 (8,69 m) verileri ile üretilen ortogörüntüler takip etmiştir. YKN kullanılarak üretilen Göktürk-1 ortogörüntüsünün (L3B) yatay konumsal doğruluk analizlerinde ise Göktürk-1 L4B yükseklik verisi ile üretilen ortogörüntü 1,89 m CE90 değeri ile en yüksek doğruluğa ulaşmış, onu sırasıyla TREx (1,96 m), ALOS (2,04 m) ve DTED-2 (2,31 m) takip etmiştir. Elde edilen sonuçlarda, özellikle topoğrafyası engebeli bölgelerde düşük çözünürlüklü yükseklik verilerinin (DTED-2 ve ALOS) doğruluk kaybına yol açtığı; buna karşın yüksek çözünürlüklü SYM'lerin (TREx ve Göktürk-1 L4B) daha tutarlı sonuçlar verdiği tespit edilmiştir. Ayrıca, YKN kullanımının tüm yükseklik verilerinde doğruluğu belirgin ölçüde artırdığı, özellikle düşük çözünürlüklü SYM'lerde bu iyileşmenin daha belirgin olduğu görülmüştür. Bu çalışmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, özellikle topoğrafyası engebeli bölgelerde ortogörüntü üretiminde yüksek çözünürlüklü sayısal yükseklik modellerinin, jeodezik yöntemlerle elde edilen yer kontrol noktalarıyla birlikte kullanılması önerilmektedir. Bu yaklaşım hem yatay hem de düşey konumsal doğruluğun artırılmasına ve karmaşık arazi koşullarında daha güvenilir ortogörüntülerin elde edilmesine katkı sağlayacaktır.
  • Master Thesis
    Ermenek Havzasındaki Kömür Madenlerinin Mekanizasyona Dönüşüm Parametrelerinin Araştırılması Uygun Yöntem ve Tekniklerin Belirlenmesi: Üçpınar Madencilik Ermenek Kömür İşletmesi Örneği
    (2025) Yılmaz, Yücel; Bilim, Niyazi
    Ülkemizde kömür üretimi yapılmakta olan bir çok kömür havzalarında faaliyet yapmakta olan küçük ve orta ölçekli mevcut yeraltı kömür işletmelerinin 2014 yılında yaşanan Soma ve Ermenek maden kazalarından sonra ortaya çıkan sektörel sosyo-ekonomik travma; yapılan mevzuat değişikliği sonucunda başta işçilik olmak üzere artan maliyetler, iş güvenliği önlemleri ile yapılan denetim teftişler sonucunda iş durdurma yaptırımlarında hemen hepsindeki ortak paydanın; klasik yöntem ve emek yoğun iş gücü ile faaliyet yapmakta olan işletmeler oldukları gerçeğini ortaya çıkmıştır. Ermenek kömür havzasındaki ve ülkemizdeki benzer nitelikteki halen klasik sistemle emek yoğun iş gücü ile faaliyet yapmakta olan mevcut yeraltı kömür işletmelerinin; iş sağlığı ve güvenliği öncelikli, yüksek randımanlı, optimum sayıda iş gücü ile modernize edilerek, tam veya yarı mekanize sistemle üretim yapan işletmelere dönüştürülmesi, mekanizasyon dönüşümü için gerekli veya yeterli ön şartlar dikkate alınarak uygun parametrelerin araştırılarak, uygun teknik ve yöntemlerin belirlenmesi ülkemiz yeraltı kömür madenciliğinin geleceği ve sürdürülebilirliği açısından hayati önem arz etmektedir. Bu çalışma; yukarıda sözü edilen bahse konu mevcut işletmelerin mekanizasyona dönüşümünün Ermenek'te seçilen pilot bir işletme örneği üzerinden sağlanması ile fizibilite etütleri yapılmış, henüz projesi safhasındaki yeni açılması planlanan benzer nitelikteki yeraltı işletmelerinin mekanize sisteme göre projelendirilmeleri amacıyla alternatif referans kaynak olması amacını taşımaktadır.
  • Master Thesis
    Gelibolu'nun Tarihsel Süreç İçerisinde Morfolojik Değişiminin Sayısal Yaklaşımlarla İncelenmesi
    (2025) Ateş, Oğuz Güven; Topçu, Mehmet
    Bu tez çalışmasının amacı, köklü bir tarihi geçmişe sahip ve farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir kentsel dokuda, belirli zaman periyotları içerisinde meydana gelen fiziksel dönüşümleri, çeşitli morfolojik yöntem ve teknikler aracılığıyla analiz etmektir. Çalışmada, kentsel doku formları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya konularak, yeni bir kentsel form oluşturulmasının gerekliliği değerlendirilmektedir. Farklı kültürlerin mekânsal izlerini barındıran ve tarihsel sürekliliği yüksek bir yerleşmenin incelenmesi amacıyla araştırma alanı olarak Çanakkale ilinin Gelibolu ilçesi seçilmiştir. Araştırma yöntemi dört aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada çalışma alanı ve örneklem alanları, morfolojik bölgeleme yöntemi kullanılarak tanımlanmıştır. İkinci aşamada, seçilen örneklem alanların zamansal değişimleri Mekân Dizimi (Space Syntax) ve Fraktal geometrik analiz yöntemleri ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Üçüncü aşamada, elde edilen veriler mekânsal bütünleşme, sinerji, anlaşılabilirlik ve karmaşıklık göstergeleri üzerinden değerlendirilmiştir. Son aşamada ise bulgular yorumlanarak sonuçlar ve öneriler geliştirilmiştir. Analizler sonucunda üç farklı doku tipi belirlenmiştir: Camikebir Mahallesi Kilise ve çevresi, Camikebir Mahallesi Gazi Süleyman Paşa Camii ve çevresi, ile Yazıcızade Mahallesi Havra ve çevresi. Bulgular, 1939 yılından itibaren kent dokusunda belirgin bir değişim yaşandığını; Yahudi ve Hristiyan mahallelerinin ortadan kalktığını, Müslüman mahalle dokusunun ise dönüşüme uğradığını göstermektedir. Kilise ve Havra çevresindeki geleneksel dokular büyük ölçüde yok olmuş ve bu alanlar yeni yapılaşmalara açılmıştır. Gazi Süleyman Paşa Camii ve çevresi ise tarihsel süreç boyunca en istikrarlı dokuya sahip bölge olarak mekânsal sürekliliğini korumuştur. Mekân dizimi analizleri ise kentin erişilebilirlik düzeyi ile mekânsal bağlantılarında önemli değişimlerin yaşandığını göstermektedir. Fraktal Geometri analiz sonuçları, kentin morfolojik karmaşıklığının zaman içerisinde arttığını, ancak 2002 sonrasında bazı bölgelerde mekânsal stabilizasyonun gözlendiğini ortaya koymaktadır. 1975-2002 döneminde apartmanlaşma eğiliminin hızlanmasıyla birlikte yapı yoğunluğu artmış, bu süreçte geleneksel mahalle dokusu büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.
  • Master Thesis
    Perovskite Nanokristallerin Sentezi ve Organik Güneş Hücrelerindeki Uygulamaları
    (2025) Atak, Medine; Kurukavak, Çisem Kırbıyık
    Perovskit, son yıllarda yüksek verimli fotovoltaik malzemeler olarak dikkat çekmiş ve özellikle nanokristal uygulamalarında önemli bir rol oynamıştır. Perovskit nanokristaller, güneş enerjisinin dönüşüm verimliliğini artırma potansiyeline sahip, bu da organik güneş hücreleri için önemli bir gelişme sağlamaktadır. Bu çalışmada, toksik ve çevresel zorluklar nedeniyle organik-inorganik kurşun esaslı perovskit bileşiklere alternatif olarak görülen CsPbX3 (X=Cl, Br, I) perovskit nanokristallerinin (Per-NK) sentezi ve organik güneş hücrelerinde (OGH) kullanımı incelenmiştir. Per-NK'ların sentezi için ligand destekli yeniden çöktürme yöntemi kullanılmıştır. P3HT:PCBM çözeltisi içerisine çeşitli halojen bileşimlerine sahip 3 farklı Per-NK katkılanarak ITO/PEDOT:PSS/P3HT:PCBM:Per-NK/Ag konfigürasyona sahip OGH' leri üretilmiştir. Bant aralıkları enerjisi CsPbClxBr3-x, CsPbIxCl3-x ve CsPbIxBr3-x için sırasıyla 2,01, 2,25 ve 2,41 eV olarak hesaplanmıştır. Katkısız P3HT:PCBM yüzeyinin Eg değeri, 1,889 eV olarak belirlenmiştir. CsPbClxBr3-x, CsPbIxCl3-x ve CsPbIxBr3-x katkılanmış P3HT:PCBM ince filmleri için sırasıyla 1,875, 1,884 ve 1,866 eV' a düştüğü görülmektedir. Referans hücrede 5,797 mA cm -2 Jsc, 0,296 V Voc, %29,1 dolum faktörü (FF) ve %0,495 enerji dönüşüm verimi elde edilmiştir. CsPbIxBr3-x ile hazırlanan aygıt, 6,904 mA cm -2 Jsc, 0,31 V Voc ve %30,4 FF ile enerji dönüşüm veriminde %0,650'lik bir değerle referans aygıta göre gelişme göstermiştir. Bu aygıtın verimlilik artışı temel olarak Voc, Jsc ve FF artışı ile ilişkilendirilmiştir. Bu araştırma, organik güneş pillerinin performansı iyileştirmesi için yeni stratejiler geliştirilmesine yönelik önemli bulgular sunmayı amaçlamaktadır.
  • Master Thesis
    06 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremi Sonrasında Betonarme Bir Yapıda Oluşan Hasarın, Performans Analizi Sonuçlarıyla Karşılaştırılması
    (2025) Küçüksayacı, Bekir; Yılmaz, Tolga
    Deprem sırasında can güvenliğini sağlayacak ve yalnızca onarılabilir düzeyde hasar oluşmasına izin verecek binaların ekonomik olarak tasarlanması hedeflenmektedir. Yönetmeliklere göre bu şekilde tasarlanan binalara etki edecek deprem yüklerinin belirlenmesinde, doğrusal ve doğrusal olmayan hesap yöntemleri ile gelişmiş yazılım teknolojilerinden yararlanılarak gerçeğe yakın sonuçlar elde edilebilmektedir. Bu tez çalışmasında, OpenSees yazılımı ile entegre çalışan ProtaStructure programı kullanılarak 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depreminde hasar gören bir binanın doğrusal olmayan yöntemlerle performans analizi yapılmış ve elde edilen sonuçlar ile gözlenen hasarlar karşılaştırılmıştır. Çalışmanın materyal ve yöntem bölümünde, bölgenin depremselliği tarihsel depremler ışığında incelenmiş; Kahramanmaraş depremleriyle birlikte tez konusu binaya yakın yedi istasyondan kaydedilen Mw=7.7 büyüklüğündeki yer hareketine ait ivme kayıtları ve tepki spektrumları değerlendirilmiştir. Ayrıca, zaman tanım alanı analizlerinde kullanılmak üzere bölgenin deprem özelliklerine uygun 11 yer hareketi, PEER veri tabanından seçilerek ölçeklendirilmiştir. Araştırma sonuçları bölümünde, binanın tasarım aşamasındaki durumuna göre performans analizleri tek modlu itme, çok modlu itme ve ölçeklendirilmiş 11 yer hareketine dayalı zaman tanım alanı yöntemleriyle gerçekleştirilmiş ve olası eleman hasarları belirlenmiştir. Bunun yanında, Mw=7.7 büyüklüğündeki deprem sırasında bina yakınındaki istasyonlardan kaydedilen ölçeklendirilmemiş ivme kayıtlarıyla yapılan zaman tanım alanı analizlerinin sonuçları da sunulmuştur. Sonuç olarak, binanın tasarım aşamasındaki performans analizleriyle tahmin edilen eleman hasarları ile deprem sonrasında meydana gelen hasarlar karşılaştırılmıştır.
  • Master Thesis
    Konya İli Büyükşehir Caddesinde Yağmur Hasadı Uygulaması
    (2025) Yıldız, Bilgin; Onüçyıldız, Mustafa
    Bilindiği üzere aşırı ve ani yağışlar dünyamızın bazı noktalarında özellikle yerleşim alanlarında su baskınlarına sebep olmakta, ciddi sıkıntılar meydana getirmekte, altyapı hatlarını büyük oranda zarara uğratmakta kısmen çalışamaz hale getirmektedir. Yerleşim yerlerinde görülen kısa süreli şiddetli yağışlar, yanlış planlama, yetersiz altyapı, yeşil alan eksikliği ve betonlaşma gibi sorunlar sebebiyle zeminin sızma kapasitesinde görülen azalma sonucunda su baskınlarına sebep olmaktadır. Yağış sırasında akışa geçmesi muhtemel su önceden belirlenen yeşil alanlarda tutularak, yapay gölet gibi bazı alanlara yönlendirilerek, depolanarak yeraltına sızması zamana yayılarak sızma miktarının artırılması işlemleri Yağmur Hasadı olarak adlandırılmaktadır. İlk olarak Çin Halk Cumhuriyeti'nde uygulamaya konulan yağmur hasadı projelerinde günümüz itibariyle önemli aşamalar kaydedilmiştir. Bu sayede depolanan suların tekrar kullanılması ile iklim değişikliği ve su kıtlığının yaşandığı dünyamızda önemli kazanımlar elde edilmekte ve yeraltı sularının zenginleşmesine ciddi katkılar sağlanmaktadır. Yağmur sularının yüzey akışına geçmesini engelleyen sistemlere sahip şehirler, sünger şehir olarak adlandırılmaktadır. Bu yaklaşımda, yağmur sularının toprak tarafından emilmesi ve tekrar kullanılmak üzere depolanması esas alınmaktadır. Sünger şehirler yağmur sularını emen geçirimli yüzeylere sahiptirler. Bu sayede yeşil alan sulamalarında kullanılacak su ile hayvanların su ihtiyacının bir kısmı hasat edilen bu yağmur sularından karşılanabilmektedir. Böylelikle su baskınlarının yol açacağı can ve mal kayıplarının da büyük ölçüde önüne geçilebilmektedir. Bu çalışmada; yağmur hasadı ile ilgili olarak Yağmursuyu Toplama, Depolama ve Deşarj Sistemleri Hakkında Yönetmelik ve Ekleri esas alınacaktır. Yağmur hasadı uygulamalarının geliştirilmesine yardımcı olmak amacıyla, Konya İli Selçuklu İlçesi Yazır Mahallesi Büyükşehir Caddesi'nde bulunan kanalizasyon ve yağmur suyu (birleşik sistem) hattı göz önüne alınarak su baskınlarını önleyici yağmur suyu hasadı çalışması yapılacaktır. Bu amaçla belirlenen bölgede ayrık sisteme uygun yağmur suyu şebekesi, bölgedeki park alanlarının su depolamaya uygun kotta planlaması ve belirlenen yerlerde yeraltı depolaması yapılması planlanacaktır. Ayrıca hasadı yapılan yağmur suyunun ihtiyaç olan noktalarda kullanılmasının sağlanması amacıyla çeşitli önerilerde bulunulacaktır. Bu tesislerin yapımının gerçekleşmesi durumunda Büyükşehir Caddesi'ne çalışma bölgesinden yağmur suyu iletimi en aza indirgenerek caddede sel oluşumu önlenecektir. Anahtar Kelimeler: Yağmur Hasadı, Sünger Şehir, Gri Su, Konya Büyükşehir Caddesi
  • Master Thesis
    Atık Kauçuk Katkılı Ön Gerilmeli Polimer Kompozit Geliştirilmesi ve Mekanik Özelliklerinin Araştırılması
    (2025) Ekem, Hakkı; Şahin, Ömer Sinan
    Tez çalışmasının ana hedefi, hurda lastiklerden elde edilen geri dönüştürülmüş atık kauçuk partiküllerinin polimer bileşimine katılarak değerlendirilmesi, ön gerilmeli elemanlar ile performansının artırılarak çevreye duyarlı, dayanıklı yeni nesil bir malzeme geliştirilmesidir. Çalışma kapsamında, belirli oranlarda atık kauçuk partikülleri, epoksi reçine ile karıştırılarak elde edilen farklı karışım oranlarına sahip küp numuneler üzerinde Shore HL sertlik ölçümleri ile Arşimet prensibine dayalı yoğunluk ölçümleri yapılmıştır. İkinci aşamada, belirli oranlarda atık kauçuk partikülleri içeren kiriş numuneler içerisine yerleştirilen çelik elemanlara belirli oranlarda ön gerilme uygulanarak elde edilen numuneler üzerinde darbeli çekiç testi ve üç nokta eğilme testi uygulanmıştır. Yapılan testlerden elde edilen sonuçlara göre atık kauçuk oranının artması ile malzemenin dayanım, tokluk değeri, elastisite modülü, doğal frekans ve sertlik değerlerinde azalma damping değerinde ise kısmen artış görülmüştür. Ön gerilme oranının ise elastisite modülünde kısmen bir azalmaya sebep olduğu, diğer parametreler üzerinde belirgin bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir.
  • Master Thesis
    Toplu Taşımada Beacon Destekli Temassız Geçiş ve Dinamik Ücretlendirme Modeli
    (2025) Can, Ali Enez; Koç, İsmail
    Bu çalışma, şehir içi toplu taşımada Bluetooth Low Energy (BLE) beacon teknolojisini kullanarak temassız biletleme ve dinamik fiyatlandırma odaklı yenilikçi bir sistem önermektedir. Çalışmanın temel amacı, manuel kullanıcı etkileşimine dayalı kart tabanlı sistemlerin yerine, tamamen otomatik ve arka planda çalışan bir yapının geliştirilmesidir. Önerilen sistemde, otobüs ve duraklara yerleştirilen BLE beacon cihazları, mobil uygulama ile etkileşime geçerek yolcunun biniş ve iniş noktalarını yüksek doğrulukla tespit etmektedir. Mobil uygulama, beacon sinyallerini pasif biçimde algılayarak GPS verileriyle biniş konumunu doğrular; durak beacon'ları ise iniş noktalarını belirleyerek mesafe bazlı ücretlendirme modelinin uygulanmasını sağlar. Fiziksel kart veya QR kod kullanımının ortadan kalkması, yolcu deneyimini hızlandırmakta ve işlem sürelerini azaltmaktadır. Bununla birlikte, sistem anonim ve güvenli veri toplayarak güzergâh optimizasyonu ve ulaşım planlaması için önemli katkılar sunmaktadır. Geliştirilen mimari, beacon donanımı, Flutter tabanlı bir mobil uygulama ve REST, SOAP ile gRPC protokollerini destekleyen sunucu altyapısından oluşmaktadır. Bu protokoller performans, gecikme süresi, ağ trafiği ve kaynak kullanımı açısından kıyaslanmıştır. Sonuçlar, gRPC'nin CPU, bellek ve ağ verimliliği bakımından ortalama %25–30 daha iyi performans sergilediğini; REST'in yüksek işlem kapasitesi, SOAP'ın ise güvenlik açısından avantajlı olduğunu göstermiştir. Ayrıca, sistem saha testlerinde yolcu başına ortalama 2 saniye zaman tasarrufu sağlamış ve kuyruk uzunluklarını %20 azaltmıştır. Bu sonuçlar, BLE tabanlı otomatik ücretlendirme modellerinin hem kullanıcı deneyimi hem de operasyonel verimlilik açısından önemli potansiyele sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
  • Master Thesis
    Ekoköylerin Çok Boyutlu İncelenmesi: Tanım, Sınıflandırma ve Yasal Çerçeve Üzerine Bir Değerlendirme
    (2025) Kaçar, Beyza; Canan, Fatih
    Sanayi Devrimi sonrasında yaşanan enerji krizleri ve kent yaşamındaki dönüşümler, kırsal alanlarda önemli sosyo-ekonomik değişimlere yol açmıştır. Bireysel üretimin azalması, yaşam pratiklerindeki dönüşüm ve doğal kaynak kullanımındaki baskılar, kırsal yaşam biçimlerini etkilemiştir. Salgınlar ve artan afet riskleri ise doğa ile uyumlu, topluluk temelli yaşam modellerine olan ilgiyi artırmıştır. Bu bağlamda ekoköyler; doğal kaynakların korunmasını, yerel ekonominin desteklenmesini ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesini amaçlayan sürdürülebilir yerleşim modelleri olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışma, dünya genelinde ve Türkiye'de ekoköy kavramını kapsamlı biçimde ele almakta; tanımı, tarihsel gelişimi, temel özellikleri ve farklı sınıflandırma yaklaşımlarını incelemektedir. Yöntem olarak literatür taraması, vaka analizi ve saha çalışması kullanılmış; dünya ve Türkiye'den seçilen ekoköy örnekleri üzerinden elde edilen veriler doğrultusunda, ekoköyleri tanımlayan bileşenler ortaya konulmuştur. Bu bileşenler temelinde, ekoköylerin çevresel, sosyal, ekonomik ve yönetsel sürdürülebilirlik düzeylerini karşılaştırmalı biçimde değerlendirmek amacıyla özgün bir 'Ekoköy Sınıflandırma Matrisi' geliştirilmiştir. Ayrıca nesnel ölçüm için 'Ekoköy Ön Değerlendirme ve Tanıma Formu' hazırlanmış; uygulama bölümünde Sonsuz Şükran Köyü üzerinden test edilmiştir. Çalışmada ayrıca Türkiye'deki yasal mevzuat incelenmiş, kavramsal ve uygulamalı boşluklar tespit edilmiş ve sürdürülebilir kırsal yerleşim politikalarının güçlendirilmesine yönelik yönetmelik önerisi geliştirilmiştir. Sonuç olarak, çalışma; ekoköylerin tanımı, sınıflandırılması ve Türkiye'deki yasal çerçevesine ilişkin bütüncül bir değerlendirme sunmakta; planlama ve tasarım süreçlerine nesnel değerlendirme araçları kazandırmakta ve sürdürülebilir kırsal yerleşim politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamaktadır.
  • Master Thesis
    Korozyon Hasarlı Kolon-Kiriş Birleşim Bölgelerinin Kompozit Malzemelerle Güçlendirilmesi
    (2025) Doğantimur, Hasan; Koçer, Mustafa
    Deprem yüküne maruz kalan betonarme yapılarda korozyon hasarlarının yol açtığı performans kayıplarını minimize etmek ve gerekli güçlendirmeleri sağlamak amacıyla belirli çalışmalar yapılmıştır. Betonarme yapılarda donatılardaki korozyon, çevresel faktörler, işçilik hataları vb. nedenlerle ortaya çıkmakta; bu durum, yapıların dayanım, rijitlik ve sünekliğinin kaybına ve zamanla yapısal hasarlara yol açarak göçme riskini artırmaktadır. Bu bağlamda, CFRP kompozit malzemelerle güçlendirme, yapının eski dayanımını kazandırmakta ve ekonomik açıdan önemli avantajlar sağlamaktadır. Ülkemizdeki mevcut yapı stoğu incelendiğinde birçok yapının dayanım gereksinimlerini karşılamadığı ve yeniden inşa edilmesinin ciddi maliyet artışına yol açtığı görülmektedir; bu nedenle korozyon hasarlı yapıların yıkılıp yeniden inşa edilmesi yerine, özellikle deprem anında en çok zorlanan kolon-kiriş birleşim bölgelerinin CFRP ile güçlendirilmesi hem ekonomik hem de işlevsellik açısından önemli faydalar sunmaktadır. Bu çalışmada, birbirleri ile özdeş donatı düzenine sahip bir adet korozyonsuz ve bir adet korozyonlu referans numuneleri dahil olmak üzere toplamda 6 adet kolon kiriş birleşim noktası üretilerek korozyonun birleşim noktalarındaki dayanımsal etkileri, tersinir tekrarlanır yatay yükler altında incelenmiştir. Deneylerde birleşim bölgeleri, kiriş yüzeyi ve kolon açıklığı boyunca CFRP kompozitleri numunelere epoksi ile uygulanmış, kiriş uç bölgesinden sisteme tersinir tekrarlanır yatay yükleme yapılmıştır. Deneyler sırasında elde edilen yük-deplasman verileri kullanılarak zarf eğrileri, kümülatif enerji tüketim grafikleri ve rijitlik eğrileri oluşturulmuş, süneklik değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar, CFRP kompoziti ile güçlendirme öncesi ve sonrası korozyon etkileri ile hasara uğramış birleşim noktalarının taşıma kapasitesi, süneklik ve enerji tüketim kapasiteleri gibi dayanımsal parametlerin değişkenlikleri araştırılmıştır.