04. Enstitüler
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.13091/7
Browse
Browsing 04. Enstitüler by Access Right "info:eu-repo/semantics/closedAccess"
Now showing 1 - 20 of 33
- Results Per Page
- Sort Options
Doctoral Thesis Bağ Kirişli (boşluklu) Perdeli Yapıların Analiz Sonuçlarına Etki Eden Tasarım Parametrelerinin Araştırılması(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Özer, Ömer; Yüksel, Süleyman BahadırBoşluklu perdeli sistemlerin kullanıldığı betonarme yapılarda, bağ kirişleri yapı performansının belirlenmesinde ciddi rol oynamaktadır. Betonarme perdeleri birbirine bağlayan bağ kirişlerinin performansının belirlenmesinde ise bağ kirişlerinde kullanılan malzeme ve donatı düzeni büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı, farklı betonarme bağ kirişi modellerinin, yapı performansına olan etkilerinin incelenmesidir. Çalışmada 19 katlı kolon-kiriş çerçeve sisteminin boşluklu perdelerle bir arada kullanıldığı bina modelinin, 14 katlı düşey taşıyıcı olarak kolon ve bağ kirişli perdelerin beraber kullanıldığı yapı modelinin ve 16 katlı, düşey taşıyıcı olarak tamamen perdelerin kullanıldığı bina modelinin, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (2018)'e göre, İstanbul Atatürk Havaalanı bölgesinin yer ivmesine göre her bir betonarme bağ kirişi modeli için doğrusal olmayan itme analizleri ve zaman tanım alanında doğrusal olmayan analizleri (ZTADOA) yapılmıştır. Bağ kirişlerinde mafsal modellemeleri yapılırken, bağ kirişleri için TBDY (2018)'de önerilen hasar sınır değerleri, diğer yönetmelik ve literatürdeki çalışmalarla karşılaştırılmıştır ve ASCE 41-17'nin kontrollü hasar (KH) hasar sınırı için önerdiği değer, TBDY (2018)'e göre belirlenen göçme öncesi (GÖ) hasar sınırlarından daha yüksek olduğu görülmüştür. Yönetmelikler arasındaki bu kadar büyük farklılıkların olma sebebi ise TBDY (2018)'in hasar sınırlarını önerirken normal kirişler ile bağ kirişlerini ayırmamasıdır. Dolayısıyla TBDY (2018) için, normal kirişlerden ayrı olarak bağ kirişlerine özel olarak hasar sınırları belirlenmelidir. Tez çalışmasında yapılan analizler sonucunda daha büyük yerdeğiştirme kapasitesi olan tasarımlardaki bağ kirişi modellerinin, analiz sonuçlarına etkisi daha ciddi olmuştur. Ayrıca daha büyük yatay yüklemelerin tercih edildiği doğrusal olmayan statik itme analizlerinde ve deprem yer hareketi düzeyi-1 (DD1) parametreleri kullanılan ZTADOA yönteminde, tercih edilen bağ kirişi modelinin analiz sonuçlarına etkisinin daha belirleyici olduğu görülmüştür. Tez çalışmasında tercih edilen tüm analiz modellerinde, kompozit olarak modellenen bağ kirişi modeli, TBDY (2018)'in önerdiği diyagonal donatılı bağ kirişi tasarımdan genellikle daha yüksek rijitlik ve yatay yük dayanımı göstermiş, en düşük dayanımı ve en sünek davranışı ise genellikle çift kiriş modelin göstermiştir. Tercih edilen doğrusal olmayan analiz yöntemlerinin tez çalışmasında kullanılan birçok değerlendirme başlığı altında birbirine yakın sonuçlar verdiği görülmüştür.Master Thesis Belirsiz Parametreler İçeren Montaj Hattı Dengeleme Problemlerinin Gri Doğrusal Programlama Yardımı ile Modellenmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2023) Kılınç, Mehmet; Döyen, AlperDünyada gerçekleşen olaylar ve oluşan durumlarda her zaman kesinlik olmayabilir. Faaliyet gösterdiği alanda rakiplerine üstünlük sağlamak isteyen firmalar da süreçlerindeki belirsizlik durumlarını hesaba katarak çalışmalarını şekillendirmek zorundadırlar. Belirsizliğin sayısallaştırılması gereken alanların karşımıza çıkması ile de farklı teoriler ortaya atılmıştır. Bu teorilerden birisi de eksik bilgi ile karmaşık sistemlerin modellenebilmesi ve çözümlenebilmesi amacıyla ortaya çıkan Gri Sistem Teorisi (GST)'dir. GST, belirsizlik durumlarını gri sayılar vasıtasıyla sayısallaştırmayı amaçlamaktadır. Gri sayılar alt ve üst limitleri belirli fakat gerçek değerleri tam olarak bilinmeyen sayılardır. Doğrusal programlama modelindeki en az bir parametrenin gri sayı ile ifade edilen belirsizliğe sahip olması durumunda model Gri Doğrusal Programlama (GDP) olarak adlandırılır. GDP, sistemlerle ilişkili zayıf veya eksik bilgiye sahip problemlerle başa çıkma yeteneğine sahiptir ve belirsizlik altında karar verme problemleri için kuvvetli bir araçtır. Montaj hattı dengeleme problemlerine ait parametrelerde belirsizlik durumları ile karşı karşıya kalınabilmekte ve ilgili belirsizliğin planlamaya dahil edilmesi gerekebilmektedir. Bu tez çalışmasında da montaj hattı dengeleme problemlerinin parametrelerindeki belirsizliklerin matematiksel modele dahil edilmesi ve çözülmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlamda belirsiz parametreler gri sayılar ile ifade edilmiş ve problemler GDP ile çözülmüştür. Gri operasyon süreleri ve/veya gri çevrim sürelerine sahip Düz ve U-şekilli montaj hatları için Tip-1 ve Tip-2 problemlerini çözmek amacıyla GDP modelleri oluşturulmuş ve farklı çözüm yaklaşımları ile çözülmüştür. Elde edilen çözümler referans alınan çalışmalardaki çözümler ile karşılaştırılmış, elde edilen hat etkinlik değerleri ile memnuniyet derecesi değerlerine göre bulunan çözümlerin üstünlükleri belirtilmiştir.Doctoral Thesis Bölgesel İnovasyon Performansının Karşılaştırmalı Analizi: Türkiye Örneği (2012-2019)(Konya Teknik Üniversitesi, 2023) Sağ, Mehmet Aki̇f; Bi̇lsel, Sami̇ GüvenBu tezin amacı, inovasyon coğrafyası literatüründe ele alınan stilize edilmiş faktörlerin Türkiye'deki yerel inovasyon performansına nasıl ışık tuttuğunu ortaya koymaktır. Türkiye'de il düzeyinde ve yıllık bazda veri toplanması şu anda sınırlıdır. Bu sınırlılık, il düzeyinde bölgesel inovasyon modeli oluşturmayı zorlu bir araştırma alanı haline getirmektedir. Bu amaca ulaşmak için öncelikle özgün bir bileşik inovasyon gösterge seti oluşturulmuştur. Veriler 2012-2019 dönemi boyunca yıl bazında temin edilebilmiştir. Böylece bu tez çalışması, Türkiye'nin illeri için Yerel İnovasyon Endeksini yerel düzeyde analiz ederek bu alandaki mevcut bilgi birikimine katkıda bulunmaktadır. Yapılan hesaplamalar faktör analizi, kümeleme analizi, çoklu regresyon analizi ve panel veri analizi sonuçlarına dayanmaktadır. Tez kapsamında 81 ilin, inovasyon performansını etkileyen kapasite faktörlerine göre 5 kümede ele alınabileceği açıklanmaktadır. Analiz bulguları, incelenen tüm yıllar için inovasyon kapasitesi göstergeleri ile inovasyon performansı arasında önemli ilişkiler ortaya koymaktadır. Çalışma ile Türkiye'de, yatırım ortamı ve sosyal sermaye faktörlerinin, inovasyon performansını pozitif yönlü ve istatistiki olarak anlamlı tahmin ettiği sonucuna varılmaktadır. Finansal destek ve çeşitlilik-uzmanlaşma faktörlerinin ise inovasyon performansını negatif yönlü ve istatistiki olarak anlamlı etkilediği görülmektedir. Beşerî sermaye faktörü, inovasyon performansını sekiz yıllık zaman etkisine bağlı olarak pozitif yönlü ve istatistiki olarak anlamlı açıklamaktadır. Çalışma bulguları illerin, gelecekteki inovasyon performansını etkileyen faktörleri belirlemesi açısından önemlidir. Yerel ölçekte karar alıcılara daha somut bir bakış açısı kazandırmaktadır. İl düzeyinde inovasyon performansını ve inovasyon kapasitesini anlamak, artan üretkenlik ve ekonomik büyüme ile sonuçlanacak etkili yerel uzmanlaşma stratejilerinin belirlenmesine yardımcı olacaktır.Doctoral Thesis Cami Yapılarında Doğal Havalandırma Tasarımı ile Pasif Soğutma Sağlanmasına Yönelik Bir Yaklaşım(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Azkur, Hatice Sena; Oral, MuratTipik olarak doğal olarak havalandırılan bir yapının enerji tüketimi, klimalı bir yapıya göre %40 daha azdır. Cami yapılarının yıl boyunca tükettiği enerjinin en büyük kısmını yaz aylarında tükettiği soğutma enerjisi oluşturmaktadır. Bu nedenle yaz aylarında camilerde tüketilen enerjinin azaltılması çok önemlidir. Cami yapılarının kat yüksekliği genellikle insan ölçeğinin 5-6 katı kadar yüksek yapılar olarak tasarlanmaktadır. Bu yükseklik, doğal havalandırma için kullanılabilecek çeşitli seviyelerdeki açıklıkların tasarlanmasına olanak tanır. Ancak günümüzde Türkiye'deki cami yapılarında yüksek kotlarda bulunan pencereler açılır pencere olarak değil sabit pencere olarak, estetik kaygılarla tasarlanmakta ve doğal havalandırma potansiyeli göz ardı edilmektedir. Çalışmada camilerdeki bu sorunun tasarım aşamasında çözülmesi adına camilerdeki doğal havalandırma potansiyelinin değerlendirilmesi ve mimarlar için tasarım kriterlerinin oluşturulması amaçlanmıştır. Çalışmada hesaplamalı akışkanlar dinamiği analizi kullanılarak simülasyonlar oluşturulmuştur. Bu kapsamda ANSYS Fluent programında altı farklı pencere açıklığı senaryosu modellenerek doğal havalandırmanın iç sıcaklıklara etkisi çalışma için tasarlanan bir cami prototipi üzerinde test edilmiştir. Çalışma kapsamı yalnızca iç akış hızları ve iç sıcaklıkları içerecek şekilde sınırlandırılmıştır. İç akış haritaları ve sıcaklık haritaları her senaryo için karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre cami yapılarında baca tipi havalandırmanın oldukça verimli olduğu görülmüştür. Bu bağlamda cami yapılarında üst kotlarda açılabilir pencereler tasarlamak ya da çatıda birden fazla açıklık tasarlamak cami yapılarında mevcut yaygın uygulamaya göre pasif soğutma açısından çok daha olumlu sonuçlar vermiştir. Sonuç olarak mimarların tasarım aşamasında kullanabilecekleri tasarım kriterleri önerilmiştir.Doctoral Thesis Çeper Kuşak Analizinin Sistematize Edilmesi: Şanlıurfa Örneği(Konya Teknik Üniversitesi, 2023) Arat, Muzaffer Ali̇; Topçu, MehmetBu tez, ilk olarak yirminci yüzyılın ilk yarısında Herbert Louis tarafından önerilen ve MRG Conzen tarafından geliştirilen çeper kuşak konsepti ve analizinin geliştirilmesini ele almaktadır. Araştırma öncelikle dünya çapında gerçekleştirilmiş çeper kuşak konsepti uygulamalarına odaklanarak analiz yönteminin temel zayıflıklarını ortaya koymaktadır. Konseptin karmaşık terminolojisi, güçlü bir metodoloji inşasının zayıflığı, çeper kuşak analiz sürecinde uygulama adımlarının yeterince tanımlanmamış olması, sistematik bir analiz yönteminin yeterli düzeyde ortaya konmamış olması ve planlama pratiklerinde yeterince ele alınmaması bu temel zayıflıklar arasındadır. Bu tez sekiz bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm tezin amacını, önemini, araştırma aşamalarını ve tezin kapsamını ele almaktadır. İkinci bölüm literatür araştırmasıdır. Bu bölümde neoliberaliz dair kısa bir literatür araştırması ve kentsel morfoloji literatürünün güçlü bir incelemesini sunmaktadır. Kentsel morfoloji yaklaşımları tanımlanmakta, tarihi-coğrafi yaklaşımın detaylı bir araştırması sunulmaktadır. Üçüncü bölümde çeper kuşak konseptinin dünyadaki uygulamaları yöntemsel açıdan tartışılmaktadır. Dördüncü bölüm yöntem tasarımını içermektedir. Burada daha sistematik bir çeper kuşak analiz yöntemi ortaya konulmaktadır. Yöntem sekiz uygulama adımından oluşmakta, bu adımların nasıl uygulanacağını ele alarak çeper kuşak alanlarının, değişimlerinin, kullanım ve formlarının ortaya konulmasına odaklanmakta ve bütün bunların hiyerarşik bir düzen içerisinde tanımlanmasını ele almaktadır. Hiyerarşik düzen içerisinde tanımlanan birinci seviye çeper kuşak oluşum süreçlerine, ikinci seviye çeper kuşak değişim süreçlerine, üçüncü seviye ise çeper kuşak kullanım ve formlarına tekabül etmektedir. Beşinci bölüm Urfa'nın temel kentsel boyutlarını ve kentsel evrimini sunmaktadır. Altıncı bölüm Urfa Çeper kuşak analizlerini ele almaktadır. Yedinci bölüm ise Urfa çeper kuşak alanlarının genel bir değerlendirmesi ve tartışmasını, neoliberal dönemde çeper kuşak alanlarında meydana gelen çeper kuşak değişimlerin arka planını ve çeper kuşak konseptinin kent planlama pratiklerindeki potansiyeline vurgu yapılmaktadır. Son bölüm ise tezin sonuçlarını ortaya koymaktadır. Yöntemin Urfa örnekleminde uygulanması, yöntemin açıklığını ve uygulanabilirliğini göstermektedir. Bu tez yöntemsel katkıya ek olarak neoliberal politikaların çeper kuşak alanlarını etkileme biçimini ortaya koymaktadır. Bu tez, ayrıca çeper kuşak konsepti ve analiz yönteminin çeper kuşak alanlarının korunmasına, değişim ve koruma arasında dengenin sağlanmasına ve geniş bir yelpazeye sahip olan kent planlama pratiklerine güçlü bir temel sunması beklenmektedir.Master Thesis Dik Şev Yüzeyli Açık Ocak Maden İşletmelerinde İnsansız Hava Aracı (iha) Görüntülerden Üretilen Fotogrametrik Ürünlerin Doğruluğunun Araştırılması(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Gökhan, Halis; Karasaka, LütfiyeGünümüzde açık maden işletmelerinde haritalama çalışmaları için insansız hava araçları aktif şekilde kullanılmaktadır. Genel olarak otonom uçuş ile düşey hava fotoğraflarının çekilmesi amacıyla kullanılan insansız hava araçları, farklı uygulamalar için eğik hava fotoğraflarının çekimi amacıyla da kullanılabilirler. Düşey hava fotoğrafları, kömür, demir, bakır, taş ocağı gibi maden sahalarında bulunan şevlerin haritalama işlemleri için yeterli oluyorken dik şev barındıran mermer, tüf taşı ocağı gibi maden sahalarında yetersiz kalmaktadır. Bunun sebebi düşey olarak çekilen hava fotoğrafında dik şev yüzeyine ait ayrıntıların net bir şekilde elde edilememesidir. Düşey hava fotoğrafları ile oluşturulan sayısal yükseklik modeli ve ortofoto'da dik şev yüzeylerine ait şev üstü ve şev dibi çizgileri, olması gerektiği gibi aynı düşey doğrultuda oluşmamaktadır. Bu çalışmada belirtilen soruna bir çözüm önerisi olarak dik şevlerin insansız hava araçları ile haritalama süreçlerinde düşey hava fotoğraflarıyla beraber eğik hava fotoğrafları da kullanılmış, çeşitli yükseklik ve yönlerden yapılan uçuş sonucu elde edilen sonuç ürünler arasındaki farklılıklar incelenmiştir.Doctoral Thesis Doğu Roma [bizans] İmparatorluğu'nda Mülkiyet Düzeni ve Osmanlı Devleti'ne Yansımaları(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Esen, Ömür; Çay, TayfunBu tez çalışmasında Doğu Roma [Bizans] İmparatorluğu'ndaki Mülkiyet Düzeni ve Osmanlı Devleti'ne Yansımalarının ortaya çıkarılması hususunda çok geniş bri yelpazeye dağılan Roma Hukuk Külliyatı (Ioustinianus Kanunları, Süryani Kanun Kodu, Ekloga, Çiftçi Kanunu, Rodos Deniz Kanunu, Makedon Fermanları, Syntagma ve Hexabiblos), Osmanlı Kanun Külliyatı (Fatih Kanunnamesi), Doğu Roma İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti Tarihi, Mülkiyet ve İktisad Tarihi ve Kilise Konsil Tarihi konularında çok detaylı incemeler yapılmıştır. Çalışmamızın kapsadığı yıllar olan Roma İmparatoru I. Konstantin Büyük'ün İstanbul'u kurma kararı ile Osmanlı Sultanı II. Mehmed Fatih'in vefatı arasında geçen süren olan 324–1481 yılları arası kronolojik olarak incelenerek bir tarihi altyapı oluşturulmuştur. Hemen arkasından Kanunlar bölümünde Roma ve Osmanlı Hukuklarında kullanılan Kanun Külliyatı hakkında bilgilendirmeler yapılmıştır. Böylelikle Mülkiyet Konusu tetkik edilmeden önce tarihi olaylar ve kanunlar hakkında bir fikir edinilmesi amaçlanmıştır. Mülkiyet etkileşimine geçilmeden mülkiyet kavramının tanımı ve çalışmazın kapsadığı 324–1453 yılları arasında Doğu Roma İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti'nde mülkiyetin tarihsel süreci açıklanmıştır. Ayrıyeten çalışmamızıda imparatorluğun hem Avrupa hem de Türk tarihine kültürel etkileşimi hususunda ana hatlarıyla temas edilerek mülkiyet etkileşimin tek yönlü olmadığı belirtilmiştir. Mülkiyet etkileşimi Pronoia-Timar, Kadastral (İndiksiyon-Tahrir), Yönetimsel, Vergilendirme, Miras ve Vakıf ana başlıkları altında tetkik edilerek elde edilen sonuçlar açıklanmıştır.Master Thesis Element Eksikliği Olan Bölgelerdeki Ürünlerin Derin Öğrenme ve İha ile Sınıflandırılması(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Kırcalı, Kübra; Karabörk, Hakan; Baykan, Ömer Kaanİnsansız hava aracı (İHA) teknolojisinin sivil alanda kullanıma geçmesi ile kullanım alanı genişlemiştir. Tarımsal çalışmalardan sinema sektörüne kadar birçok alanda yaygın olarak kullanılmaktadır. Uydu görüntülerinden daha yüksek doğrulukta, hızlı ve uygun maliyetli veri üretimi İHA'ların daha çok tercih edilmesini sağlamaktadır. Derin öğrenme, en çok araştırma yapılan ve uygulama geliştirilen yapay zekâ çalışma alanlarından biridir. Derin öğrenme, görüntülerin sınıflandırılmasında klasik yöntemlere kıyasla genellikle yüksek başarılar elde eden bir yöntemdir. Bu başarının temelinde çok katmanlı sinir ağlarına sahip olması yatmaktadır. Verilerin özniteliklerini doğrudan tespit etmesi ile yapılacak iş yükünü azaltması ve eğitilmiş bir ağ için sonuç elde etmenin kısa sürmesi açısından önemlidir. Bu tez çalışmasında, Karaman ili Kisecik köyüne ait çalışma alanında element eksikliği olan mısır bitkilerinin sınıflandırılması amaçlanmıştır. İHA ile 3 farklı tarihte 2 farklı irtifadan olmak üzere toplam 6 uçuş gerçekleştirilmiştir. Veri setleri, İHA ile alınan görüntülerin 270x270 piksel boyutundaki alt görüntülerinin alınması ile oluşturulmuştur. Derin sinir ağ mimarilerinden olan VGG-16 modeli geliştirilerek eğitilmiş ve element eksikliği olan mısır görüntülerinin sınıflandırılması gerçekleştirilmiştir. Model sonuçları, uzman tespiti ile karşılaştırılarak test edilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda, en iyi sonuç 8 Temmuz 2021 tarihli 50m irtifadan alınan görüntülerle eğitilen modelden alınmıştır. Model performansı %97 olarak hesaplanmıştır.Doctoral Thesis Esnek Hesaplama Yöntemleriyle Çok Girişli Medikal Sistemlerde Giriş Nitelik Sayılarının İndirgenmesiyle Sınıflandırma(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Zühtüoğulları, Kürşat; Allahverdi, NovruzÇok girişli medikal sistemlerde baskın girişlerin tespit edilmesi önemli bir problemdir. Bu tez çalışmasında genetik algoritma ve kaba küme temelli hibrit bir indirgeme sistem yazılımı geliştirilerek çok girişli medikal sistemlerin giriş sayısının azaltılması ve baskın girişlerin tespit edilmesi sağlanmıştır. Modifiye edilmiş ve önerilen genetik seçim mekanizmasıyla sistem performansı attırılmıştır. Sistem hem ürolojik hem de standart veri tabanında denenmiş ve baskın giriş değerleri hesaplanmıştır. Geliştirilen indirgeme yazılımı ve seçim mekanizmalarına eklenen modifikasyonlar sayesinde daha yüksek giriş değerlerine sahip sistemlere yazılım tarafından desteklenmesi sağlanmıştır. Ayrıca genetik algoritma temelli sistemlerde görülen lokal optimuma takılma problemi çözülmüş ve indirgeme yazılımının hafızayı daha verimli kullanması sağlanmıştır.Master Thesis Farklı Tür Kil Kaynaklarının Kireçtaşı Kalsine Kil Çimentolu (lc3) Harçların Taze ve Mekanik Özelliklerine Etkileri(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Altuntaş, İmirza Okay; Öztürk, OğuzhanKireçtaşı kalsine kil (LC3) çimentolar temel olarak klinkere göre düşük CO2 emisyonu, ulaşılabilir hammadde kaynakları ve kalsinasyon sırasında düşük enerji sarfiyatıyla umut vadetmektedir. Bu tez kapsamında Türkiye menşeili farklı düşük kalite kil kaynaklarıyla CEM I çimento/harç karışımlarıyla rekabet edebilecek taze ve mekanik özelliklere sahip LC3 çimento/harç karışımlarının geliştirilmesi ele alınmaktadır. Bu tez çalışmasında Türkiye menşeili düşük kaliteli ve atık kaynaklı çeşitli killer kullanılarak LC3 hamur ve harçları geliştirilmiştir. Bu kapsamda, Türkiye menşeili düşük kaliteli ve atık kaynaklı killerin özelliklerinin belirlenmesi amacıyla killer bireysel olarak X-ışını difraktometresi (XRD) analizi ve termogravimetrik analiz (TGA) sonucu karakterize edilmiş, ardından killerin plastisite dereceleri ve buna bağlı olarak öğütmeye etkileri belirlenmiştir. Analizler sonucu 750 °C'de kalsine edilen düşük kaliteli kil kaynakları diğer hammadde kaynakları ile birlikte hibrit öğütme sistemi ile hazırlanmıştır. Bunun yanında LC3 harçlarında kil kaynağı olarak inşaat/yıkıntı atığı olarak temin edilen delikli tuğla da kullanılmıştır. Referans olarak ise CEM I standart çimento harcı ve yüksek kaolinit içeriğine sahip rafine kaolin ile üretilen LC3 harçları kullanılmıştır. Sonuçlar, geliştirilen LC3 harçlarının ortalama yayılma çaplarının 20 cm olduğunu, 28 günlük basınç dayanımlarının 45-55 MPa aralığında olduğunu göstermektedir. Düşük kalite killerle hazırlanan LC3 harçlarının tamamı 38 MPa sınır basınç dayanım değeri olarak belirlenen puzolanik indeksi sağlamıştır. Ayrıca numunelerin taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile yapılan mikro morfolojilerine yönelik değerlendirmelerde düşük kaliteli ve atık esaslı LC3 harçlarının referans harçlara kıyasla bünyelerinde daha az kalsiyum hidroksit (CH) barındırdıkları, kalsine killerin CH tüketimi ile mekanik özelliklere katkıda bulunduğu, daha kompakt mikroyapıya sahip oldukları ve bazı harçlarda etrenjit oluşumlarının gerçekleştiği gözlenmiştir. Sonuçlar değerlendirildiğinde farklı düşük kalite killerin zenginleştirme-süzme işleminden geçmemiş, seçici madencilik ürünü olmayan, kimyasal işlem görmemiş, dökme klinkerden düşük maliyetli ve düşük sıcaklıkta (450-900 °C) kalsine edilebilir olması açısından çevresel ve maliyet bakımından klinker ile ikame edilerek uygulanabilir bir bağlayıcı olduğu görülmektedir.Master Thesis Fotovoltaik Termal (pvt) Panel ve Hava Kaynaklı Isı Pompası Bütünleşik Sisteminin Termodinamik Analizi(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Arpınar, Aslı; Ersoy, Hali̇l KürşadIsıtma-soğutma ihtiyacını karşılamak ve elektrik üretmek amacıyla kullanılabilecek bir PVT (fotovoltaik termal) ve ısı pompası bütünleşik sisteminin enerjetik analizi yapılmıştır. Öngörülen sistemde sabit ve/veya değişken devirde çalışabilen hermetik scroll kompresörlü hava kaynaklı R404A soğutucu akışkanlı bir ısı pompasının kullanıldığı düşünülmüş ve sistemin çözüm algoritmaları EES'ye (Engineering Equation Solver) aktarılarak parametrik analizler yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, ışınım miktarı ve panel alanının artması, çevre sıcaklığının ise azalması durumunda üretilen elektrik gücünün lineer olarak arttığı belirlenmiştir. PVT-Evaporatör entegrasyonu yapılarak panelin soğutucu akışkanla soğutulması durumunda elektriksel veriminin arttığı tespit edilmiştir. Sabit devirde çalışan kompresörlü ve PVT'li bir bütünleşik sistemde ışınım veya panel alanının artması veya çevre sıcaklığının azalması durumunda kondenser sıcaklığı ve kompresör gücü düşmekte ve COPIP yükselmektedir. Değişken devirde çalışan kompresörlü ve PVT'li bir bütünleşik sistemde ışınım ve alan artışı ile kompresör devir sayısı artmakta COPIP ise kompresörde tüketilen güç ve kondenser kapasitesindeki artışa bağlı olarak ilk başta hızla artmakta belirli bir değerden sonra ise artış oranı yavaşlamaktadır. Değişken devirli kompresörlü sistemde çevre sıcaklığı 0 oC ve kondenser sıcaklığı 55 oC iken, PVT'li ısı pompasının ısıtma performans katsayısı, PVT'siz sisteme göre %27,87 daha yüksektir. Sabit veya değişken devirde çalışan kompresörlü ve 1,65 x9 m2 panel alanlı bütünleşik bir sistemin Antalya iline kurulması durumunda öğle saatlerinde üretilen elektriğin, ısıtma sezonu boyunca (Ekim-Mart) kompresör tüketim gücünü karşılayacağı belirlenmiştir. Ancak, sabit devirli bütünleşik sistemde kondenser sıcaklığının öğle saatlerinde 25 oC'ye kadar düşeceği, değişken devirli sistemde ise devir sayısı ayarlanarak kondenser sıcaklığının 55 oC'de sabit tutulabileceği ve ısıtmanın daha konforlu yapılabileceği tespit edilmiştir. Antalya ili için ısıtma sezonunda değişken devirli kompresörlü bütünleşik sistemin COPIP'unun PVT'siz sisteme göre ortalama %34,55 daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Antalya ili için soğutma sezonunda (Nisan-Eylül), kondenser sıcaklığı 45 oC iken, sabit devirli bütünleşik sistemde 09.45-14.45 saatleri arasında, değişken devirli bütünleşik sistemde ise 08.45-16.45 saatleri arasında elektrik üretimi kompresör tüketim gücünü karşılayabileceği tespit edilmiştir.Doctoral Thesis Hava Lidar Verilerinden Tarımsal Alan Sınırlarının Otomatik Tespiti(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Gürbüz, Mehmet Fatih; Karabörk, Hakan; Baykan, NurdanUydu görüntüleri, hava fotoğrafları ve LiDAR verilerinden nesne (obje) tespiti son yıllarda popüler hale gelen çalışmalar arasında yer almaktadır. Bu çalışmalar arasında özellikle son yıllarda önemi daha da artan gıda arzı ve bu arz nedeniyle yaşanan üretim sorunları düşünüldüğünde tarımsal alanların otomatik tespiti ve sınıflandırılması oldukça önemlidir. Son yıllarda sıklıkla kullanılan LiDAR teknolojisi sayesinde 3B nokta koordinatları elde edilebilmektedir. Bu 3B noktalar arazi ile arazi üzerindeki nesnelerin koordinatlarını da içermektedir. Bu nedenle çalışmada LiDAR verisi tercih edilmiştir. Çalışma kapsamında LiDAR verileri U.S. National Science Foundation, Intergovernmental Committee on Surveying and Mapping ve NOAA Offıce For Coastal Management isimli online kaynaklardan ve Körfez Haritacılık Planlama şirketinden offline bir şekilde ücretsiz olarak temin edilmiştir. LiDAR sisteminden elde edilen 3B nokta bulutu verisi ile 10 adet veri seti oluşturulmuştur. Daha sonra 3B nokta bulutu verisinden elde edilen görüntüler kullanılarak, tarımsal alandaki parsel sınırları tespit edilmiştir. Bu amaçla yapılan uygulamada öncelikle nokta bulutu verisinden elde edilen yoğunluk (intensity) görüntüleri belirli filtrelerden geçirilerek K-Ortalamalar, Bulanık C-Ortalamalar ve Ortalama Kaydırma kümeleme algoritmaları ile Canny, Sobel, Roberts ve Prewitt kenar bulma algoritmaları uygulanmış ve performans analizi yapılmıştır. Bu algoritmalar için en uygun parametre değerleri tespit edildikten sonra kümeleme ve kenar bulma algoritmalarının başarısı karşılaştırılmıştır. Doğruluk analizleri için F-Skor, Yüksek Sinyal Gürültü Oranı (YSGO), Sinyal Gürültü Oranı (SGO), Ortalama Karesel Hata (OKH), Yapızal Benzerlik İndeks Ölçümü (YBİÖ) ve Korelasyon Katsayısı (KK) ölçütleri kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlarda F-Skor değerinde ortalama % 86 oranında başarı elde edildiği görülmüştür.Master Thesis İnsansız Hava Araçları ile Haritalama ve Yapay Zeka Tabanlı Nesne Tanıma(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Büyükkelek, Ahmet Furkan; Durdu, AkifGelişen teknolojiyle birlikte İnsansız Hava Araçları (İHA) ile yapılan çalışmaların sayısı her geçen gün artmaktadır. Örneğin, yangın tespiti, doğal afetler sonrası ortaya çıkan zararın tespit edilmesi ve kazazedelere hızlı ulaşılması, tarım arazilerinde; ürünlerin takip edilmesi, ilaçlanması, hastalık tespiti ve toprağın nem durumunun takip edilmesi gibi birçok alanda İHA'lar sıklıkla kullanılmaktadır. Belirtilen örneklerdeki gibi ve çeşitli uygulamalarda, hedeflenen bilgilerin çıkarılmasında GPS, IMU, LiDAR, kamera gibi sensörler hayati önem taşımakta ve çeşitli sensörlerden faydalanılmaktadır. Bu çalışma kapsamında; kamera ve GPS sensörleri kullanılarak elde edilen sıralı görüntülerden mümkün olduğunca çok bilgi çıkarılması hedeflenmiştir. Bu nedenle farklı amaçlar için kullanılabilecek üç farklı algoritmayı içeren bir yaklaşım sunulmuştur. Yaklaşımda farklı ortamlarda çeşitli bilgilerin elde edilmesi için derin sinir ağları, coğrafi konumlandırma ve görüntü mozaikleme metotlarının birlikte kullanılması önerilmiştir. Yaklaşım ilk olarak derin öğrenme modeli ile başlamıştır. Uygulamada Faster R-CNN (Faster Region-based Convolutional Neural Network) isimli model kullanılmış ve nesne tespitindeki verimi hesaplanmıştır. Tespit edilen nesnelerin piksel koordinatları belirlendikten sonra coğrafi konumlandırma yöntemi ile nesnelerin GPS konumları belirlenmiştir. Bu hesaplama yapılırken kameranın sürekli olarak yere doğru baktığı ve İHA'nın yüksekliğinin değişmediği varsayılmıştır. Son olarak, belli bir sıraya göre elde edilmiş görüntüler görüntü mozaikleme yöntemi ile tek ve büyük bir görüntü haline getirilmiştir. Mozaikleme yönteminin sebep olabileceği hataların coğrafi konumlandırma ve nesne tespitinin verimini etkilememesi için önerilen yaklaşımın son aşamasında kullanılmıştır. Diğer iki yöntemin mozaikleme algoritmasının verimini etkilememesi için ise gerekli geometrik dönüşümler yapıldıktan sonra derin öğrenme ve coğrafi konumlandırma yöntemlerinin çıktısı olan görüntüler birleştirilmiştir. Böylece her bir metodun birbirini olumsuz yönde etkilemesi önlenmiştir. Sonuç olarak bu tez çalışmasında, farklı alanlarda kullanılması için görüntülerdeki nesnelerin tespiti ve bu nesnelerin coğrafi koordinatlarının belirlenmesi ve sıralı görüntülerin birleştirilmesi yapılmıştır.Doctoral Thesis Kabil Bloğu'ndaki Metamorfik ve Metamagmatik Kayaçların Petrolojisi ve Jeokimyası, Kabil, Afganistan(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Afzalı, Ahmad Omıd; Kansun, GürselÇalışma alanı Afganistan'ın kuzey doğusunda Kabil İli civarında yer alır. Bu çalışmada, Kabil Bloğu'nun stratigrafik, petrografik, jeokimyasal ve yapısal durumu ile metamorfizma özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma alanı, Orta Asya'da Geç Paleojen'de Hint ve Arap plakaları ile Avrasya plakası arasındaki çarpışmaya bağlı olarak gelişen, tektonik olarak aktif Alp-Himalaya orojenik kuşağında yer alır. Kabil Bloğu, Hindistan ve Avrasya kıtaları arasındaki kesişme noktasında oluşan tektonik bir parçadır. Kabil Bloğu'nun çekirdeğinde temel kayaçlar açığa çıkmaktadır. Kabil Bloğu'na ait bu temel kayaçlar tektonostratigrafik olarak alttan üste doğru; Welayeti formasyonu, Anjerak formasyonu, Kasaba Dağları ortognaysı, Khair Khana Dağları ortognaysı, Sherderwaza formasyonu ve Alghoi metagranitoyidi'nden oluşur. Bu temel kayaçlar, Miyosen-Pliyosen yaşlı metasedimentlerden yapılı Lataband formasyonu tarafından uyumsuzlukla örtülür. Çalışma alanında, Sherderwaza formasyonu Welayeti formasyonu üzerinde tektonik bir dokanakla izlenmiştir. Sınır ilişkisi olmamakla birlikte, Anjerak formasyonu, Kasaba Dağları ortognaysı ve Khair Khana Dağları ortognaysının da Welayeti formasyonu üzerinde tektonik bir dokanakla yeraldığı düşünülmektedir. Kasaba Dağları ortognaysı ve Khair Khana Dağları ortognaysı Anjerak formasyonunu keserek bölgeye yerleşmiştir. Sherderwaza formasyonu ise bu ortognaysların üzerinde belli-belirsiz bir uyumsuzlukla yeralır. Welayeti formasyonu Paleoproterozoyik-Neoproterozoyik (?) protolit yaşlı olup, alttan üste doğru; "granat-amfibolit ve amfibol şist", "mikaşist ve granat mikaşistler", "kuvarsit" ve "stavrolit- disten- granat mikaşist"lerden yapılıdır. Eo-Mezoarkeen (?) protolit yaşlı Anjerak formasyonu olivinli mermer, tremolit mermer ve kalkşistden oluşur. Yer yer kalksilikatik ara seviyeler içerir. Kasaba Dağları ortognaysı Neoarkeen protolit yaşlı olup, amfibolit ara tabakalı, yer yer anateksinin izlendiği mesokratik ortognayslardan oluşur. Khair Khana Dağları ortognaysı Paleoproterozoyik protolit yaşlıdır. Birim, yaygın olarak lökokratik ortognayslardan oluşur. İçerisinde mercek görünümlü felsik ve mafik granulit blokları ve amfibolit-amfibolşist düzeyleri izlenir. Ayrıca, yer yer anateksi oluşumları da gözlenmektedir. Paleoproterozoyik-Neoproterozoyik (?) protolit yaşlı Sherderwaza formasyonu alttan üste doğru; "migmatit", "paragnays (biyotit gnays, epidot-biyotit gnays ve mika gnays)", "kuvarsit", "mermer", "amfibolit ve amfibol şist" ve "mikaşist ve biyotit şist"lerden yapılıdır. Alghoi metagranitoyidi Neoproterozoyik (?) yaşlı olup metagranitlerden yapılıdır. Welayeti formasyonuna ait granat mikaşistler şeyl kökenlidir. Sherderwaza formasyonuna ait migmatitler killi kumtaşı'ndan, mikaşistler kumlu kiltaşı'ndan, biyotit gnayslar kumtaşı'ndan (arkoz-grovak) itibaren metamorfizmayla açığa çıkmıştır. Bu metasedimanter kayaçlar, asidik ve ortaç bileşimli volkanik yay granitlerinden malzeme almıştır ve aktif kıta kenarında oluşmuştur. Welayeti formasyonuna ait granat amfibolitler gabro kökenli, Khair Khana Dağları ortognaysı içerisindeki amfibolitler diyoritik gabro kökenli, Kasaba Dağları ortognaysına ait mesokratik ortognayslar granodiyorit kökenli, Khair Khana Dağları ortognaysına ait lökokratik ortognayslar granit-granodiyorit/trondjemit kökenli ve Alghoi metagranitoyidine ait metagranitler ise granit kökenlidir. Khair Khana Dağları ortognaysı içerisinde izlenen felsik granulitler kuvarsofeldispatik kayaçların (granit-granodiyorit) yüksek sıcaklıklı metamorfizması sonucu oluşmuştur. Khair Khana Dağları ortognaysı içerisinde izlenen mafik granulitler, gabroik/bazaltik bileşimli bazik magmatitlerden itibaren yüksek sıcaklık metamorfizma ile oluşmuştur. Bütün bu metamagmatitler subalkalin magma serisine aittir. Welayeti formasyonuna ait granat amfibolitler toleyitik seri magmaya aittir. Bu kayaçlar, okyanusal kabuk kökenlidir ve okyanus ortası sırtı bazalt (MORB) karekteri sunar. Bunlardaki negatif Nb anomalisi, dalma-batma ile ilişkili kaynak materyaline işaret eder. LILE ve HFSE 'lerdeki zenginleşmeler, ana magmanın kıta altı litosferik/astenosferik bir kaynaktan türediğini gösterir. Kasaba Dağları ortognaysına ait mesokratik ortognayslar yüksek-K kalk-alkalin serisi magma karekterindedir. Bunlar, orojenik özellik gösterir ve volkanik yay granitleri ne aittir. I-tipi granit özelliği gösterirler. Mesokratik ortognayslar alt kıtasal kabuk bileşimine yakındır ve kalınlaşmış yay kabuğunun tabanında amfibolit/eklojitin kısmi erimesiyle oluşan 3.5 Ga 'dan sonra oluşmuş Geç Arkeen-TTG gnaysları ile benzerlikler gösterir. Khair Khana Dağları ortognaysına ait lökokratik ortognayslar kalk-alkalin seri ve şoşonit serisi magma karekterindedir. Bunlar, orojenik özellik gösterir ve volkanik yay granitleri ne aittir. I-tipi granit özelliği gösterirler. Lökokratik ortognayslar alt kıtasal kabuk bileşimine yakındır ve kalınlaşmış yay kabuğunun tabanında amfibolit/eklojitin kısmi ergimesiyle oluşan Paleoproterozoyik (2.3 Ga) TTG gnayslarına aittir. Khair Khana Dağları ortognaysı içerisindeki amfibolitler "toleyitik seri" magma serisine aittir. Bu kayaçlar, okyanusal kabuk kökenlidir ve okyanus ortası sırtı bazalt (MORB) karekteri sunar. Amfibolitlerde negatif Nb anomalisi, dalma-batma ile ilişkili kaynak materyaline işaret eder. LILE ve HFSE 'lerdeki zenginleşmeler, ana magmanın kıta altı litosferik/astenosferik bir kaynaktan türediğini gösterir. Khair Khana Dağları ortognaysına ait felsik granulitler kalk-alkalin serisi magma karekterindedir. Felsik granulitler orojenik özellik gösterir. Kıtasal kabuk ve volkanik yay kökenlidirler. Bunlar I-tipi granitlere aittirler. Khair Khana Dağları ortognaysına ait mafik granulitler kalk-alkalin serisi magma karekterindedir. Mafik granulitleri oluşturan bazik magmatitler manto kaynağı ve kabuk-manto karışım kaynağı özellikleri gösterir. Mafik granulitleri oluşturan bazaltik kayaçlar dalma-batma zonuna aitdir. Alghoi metagranitoyidine ait metagranitler kalk-alkalin seri ve şoşonit serisi magma karekterindedir. Metagranitler I-tipi granit bileşimindedir. Bunlar orojenik özellik gösterir ve volkanik yay granitlerine aittir. Metagranitler zayıf bir Th tükenmesi gösterir. Ayrıca, bunlar Nb, La, Ce ve Pb değerleri açısından, ortognayslardan daha zengindir ve bu HFSE 'ler üst kabuk bileşimine yakındır. Alghoi metagranitoyidine ait metagranitler, Khair Khana Dağları lökokratik ortognaysları ve felsik granulitleri ile Kasaba Dağları mesokratik ortognaysı CAG-Kıtasal Yay Granitoyidleri tektonik zonuna aittir. Arkeen – Proterozoyik yaş verileri gösteren Kabil Bloğu'nun temel kayaçları farklı indeks mineral ve mineral parajenezleri ile çok evreli metamorfizma ve deformasyonlara maruz kalmıştır. Kabil Bloğu'nun tabanında gözlenen Welayeti formasyonu başlangıçta, stavrolit-disten-granat mikaşistlerde izlenen 50920 - 51120 oC sıcaklık (pik sıcaklık 51120 oC) - 6.90.8 kbar basınç şartlarında Neoproterozoyik (0.83-0.90 Ga) yaşlı "epidot-amfibolit fasiyesi"nde metamorfizmaya uğramıştır. Daha sonra, formasyon, ilerleyen reaksiyonlarla birlikte, granat amfibolitlerde izlenen 616.5740 – 640.4730 oC sıcaklık (pik sıcaklık 640.4730 oC) ve 6.7±0.5 kbar basınç şartlarında, Kambriyen-Neoproterozoyik (0.5-0.6 Ga) yaşlı amfibolit fasiyesinin "disten-almandin-muskovit alt fasiyesi"nde metamorfizma geçirmiştir. Welayeti formasyonu, son evrede, 375-430 oC sıcaklık ve 2-3.5 kbar basınç şartlarında, yeşilşist fasiyesinin kuvars-albit-muskovit-biyotit alt fasiyesinde gerileyen metamorfizma etkileri gösterir. Başlangıçta granulit fasiyesi (>820 oC sıcaklık ve >8.2 kbar basınç) ve onu takip eden amfibolit fasiyesinde (520-650 oC sıcaklık ve 5.8-7.0 kbar basınç) metamorfizma etkileri gösteren Anjerak formasyonu, daha sonra 375-430 oC sıcaklık ve 3.2-4.2 kbar basınç şartları altında yeşilşist fasiyesinde gerileyen bir metamorfizmaya uğramıştır. Anjerak formasyonunda, başlangıçta izlenen granulit fasiyesi metamorfizması 1.5-1.6 Ga (Paleoproterozoyik) yaşlı olmalıdır. Kasaba Dağları ortognaysı, başlangıçta 795.27±25 oC sıcaklık ve 7.61.8 kbar basınç şartlarında Paleoproterozoyik (1.8 Ga) yaşlı granulit fasiyesi metamorfizmasına uğramıştır. Ortognayslar, daha sonra, 790.09±25 oC sıcaklık ve 6.61.8 kbar basınç şartlarında, Paleoproterozoyik (1.77 Ga) yaşlı gerileyen tarzda granulit fasiyesi metamorfizmasına maruz kalmıştır. Kasaba Dağları ortognaysı, başlangıçta gelişen granulit fasiyesi metamorfizmalarından sonra, 650-690 oC sıcaklık ve 5.5-7.5 kbar basınç şartlarında Neoproterozoyik (0.82 Ga) yaşlı amfibolit fasiyesinin "sillimanit-almandin-ortoklas alt fasiyesi"nde gerileyen metamorfizmaya uğramıştır. Kasaba Dağları ortognaysı, en son evrede, yine gerileyen tarzda yeşilşist fasiyesi metamorfizmasına maruz kalmıştır. Yeşilşist fasiyesinin kuvars-albit-muskovit-biyotit alt fasiyesinde izlenen bu son metamorfizma, 375-430 oC sıcaklık ve 2-3.5 kbar basınç şartlarında gerçekleşmiştir. Khair Khana Dağları ortognaysı, maksimum P-T şartları felsik granulitlerde izlenen, başlangıçta 872±30 oC sıcaklık ve 8.231.7 kbar basınç şartlarında Paleoproterozoyik (1.8 Ga) yaşlı granulit fasiyesi metamorfizmasına uğramıştır. Bu birim daha sonra, yine maksimum P-T şartları felsik granulitlerde izlenen, 864±30 oC sıcaklık ve 7.521.7 kbar şartlarında, Paleoproterozoyik (1.77 Ga) yaşlı gerileyen tarzda granulit fasiyesi metamorfizmasına maruz kalmıştır. Khair Khana Dağları ortognaysı başlangıçta gelişen granulit fasiyesi metamorfizmalarından sonra, 650-690 oC sıcaklık ve 5.5-7.5 kbar basınç şartlarında, amfibolit fasiyesinin "sillimanit-almandin-ortoklas alt fasiyesi"nde gerileyen metamorfizmaya uğramıştır. Khair Khana Dağları ortognaysı, en son evrede, yine gerileyen tarzda yeşilşist fasiyesi metamorfizmasına maruz kalmıştır. Yeşilşist fasiyesinin kuvars-albit-muskovit-biyotit alt fasiyesinde izlenen bu son metamorfizma, 375-430 oC sıcaklık ve 2-3.5 kbar basınç şartlarında gerçekleşmiştir. Sherderwaza formasyonu, başlangıçta, etkileri epidot-biyotit gnayslarda ve biyotit gnayslarda izlenen, 527.40±50 oC sıcaklık ve 7-8 kbar basınç şartlarında epidot-amfibolit fasiyesinde metamorfizmaya uğramıştır. Sherderwaza formasyonu ortamda artan sıcaklıklarla birlikte daha sonra, etkileri migmatitlerde ve biyotit gnayslarda izlenen, maksimum 656±50 oC sıcaklık ve maksimum 6.2±1.5 kbar basınç şartlarında "amfibolit fasiyesinin sillimanit-almandin-ortoklas alt fasiyesi"nde Neoproterozoyik (0.67-0.77 Ga) yaşlı ilerleyen bir metamorfizmaya maruz kalmıştır. Sherderwaza formasyonu, bu amfibolit fasiyesi metamorfizmalarından sonra, 375-430 oC sıcaklık ve 2-3.5 kbar basınç şartlarında yeşilşist fasiyesinin "kuvars-albit-muskovit-biyotit alt fasiyesi"nde gerileyen metamorfizmaya uğramıştır. Alghoi metagranitoyidi başlangıçta 450-550 oC sıcaklık ve 4-7 kbar basınç şartlarında epidot-amfibolit fasiyesi metamorfizmasına maruz kalmış, birim daha sonra, 375-450 oC sıcaklık ve 2-3.5 kbar basınç şartlarında gerileyen tarzda yeşilşist fasiyesi metamorfizmasına uğramıştır. Kabil Bloğu Arkeen kratonlarının bir parçasıdır. Kabil Bloğu Paleoproterozoyik'de Columbia ve Neoproterozoyik'de Rodinia süper kıtalarının orojenezleri ile yakın bir ilişkili sunar. Dolayısıyla, Kabil Bloğu başlangıçta Grenvilliyen orojenezi ile ilişkilidir. Kabil Bloğu Tarim Bloğu ve Güney Çin Bloğu ile yakın litolojik ve yaş benzerlikleri sunar. Kabil Bloğu muhtemelen Mesozoyik sırasında Paleo-Tetis ve Neo-Tetis arasına yerleştirilmiş Gondwana'nın bir parçasıydı. Mesozoyik'te Paleotetis'in kapanması ve bu dönemde Neotetis'in açılmasıyla Kabil Bloğu bir mikrokraton gibi Gondwana'nın bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Kabil Bloğu, Hint plakasının Avrasya ile çarpışmasından sonra, günümüze kadar karmaşık deformasyon-tektonik gelişimini sürdürmüştür ve bu olay devam etmektedir.Master Thesis Kaliksaren Kaplı Qcm Sensörler Kullanılarak Biyojenik Aminlerin Algılanması(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Karakaya, Kaan; Tabakcı, MustafaBu çalışmada, farklı fonksiyonel gruplar taşıyan kaliks[4]aren türevleri ile kaplı QCM sensörler hazırlanarak onların çeşitli gıda ürünlerinde bulunan ve karsinojenik ve/veya mutajenik etkenlerin öncüsü olarak bilinen biyojenik aminler için sulu ortamda algılama özelliklerinin QCM sisteminde belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla ilk olarak algılayıcı malzeme olarak kullanılan kaliks[4]aren türevleri (K-3, K-4, K-5, K-6 ve K-7) sentezlenmiş ve yapıları 1H-NMR ve FT-IR spektroskopisi yöntemleri kullanılarak doğrulanmıştır. Daha sonra çözeltide bekletme yöntemi ile QCM kristallerinin yüzeyine kaliks[4]aren türevleri kaplanarak kaliks[4]aren kaplı QCM sensörler hazırlanmıştır. Böylece hazırlanan QCM sensörlerin sulu ortamda farklı biyojenik aminlere (triptamin (TRI), tiramin (TIR), spermidin (SPD), spermin (SPM), kadaverin (KAD), ve histamin (HIS)) karşı algılama özellikleri incelenmiştir. Algılama çalışmaları sonucunda kaliks[4]aren türevleri ile kaplı QCM sensörler arasında aldehit grubu içeren kaliks[4]aren türevi (K-4) kaplı QCM (K4-QCM) sensör çalışılan tüm biyojenik aminlere karşı en iyi tepki veren QCM sensör olarak belirlenmiştir. Frekans değişimlerine göre K4-QCM sensörün en yüksek tepkiyi SPM'ye karşı sergilediği görülmüş ve SPM için LOD değeri 2,4×10-5 M olarak hesaplanmıştır. Stokiyometrik oran (SO) değerlerine göre ise K4-QCM sensörün en yüksek SO değerine KAD durumunda ulaştığı görülmüş ve KAD için LOD değeri 2,0×10-5 M olarak hesaplanmıştır. En etkin sensör:analit çiftinin ortaya çıkmasında kaliksaren molekülleri ve biyojenik amin molekülleri arasındaki hidrojen bağı etkileşimlerinin ve molekül ağırlığı ya da büyüklüğünün önemli bir rol oynadığı değerlendirilmiştir. K4-QCM sensörün SPM ve KAD için izoterm parametreleri belirlenerek adsorpsiyon davranışları değerlendirilmiştir. K4-QCM sensörün SPM ve KAD için tekrarlanabilirlik çalışmaları, sensörün tekrarlanabilir sonuçlar verdiğini göstermiştir. Çalışmanın sonuçları farklı biyojenik amin veya farklı analitlerin algılanması amacıyla farklı kaliksaren türevleri ile kaplı QCM sensörlerin geliştirilmesi için umut verici olmuştur.Doctoral Thesis Kamulaştırma Kanunu Kapsamında Değeri Tespit Edilen Alanlarda Değer Esaslı Arazi ve Arsa Düzenlemesi Uygulaması: Isparta Örneği(Konya Teknik Üniversitesi, 2023) Salalı, Vuslat; İnam, ŞabanÜlkemizde yapılan arazi ve arsa düzenlemesi çalışmalarına ilişkin imar planlaması ile ilgili yasal mevzuatın, kısa sürede yapılaşmaya uygun imar parsellerinin oluşturulmasını amaçladığı ve bu sürecin bazı sorunlar oluşturduğu ortadadır. Düzenleme sahasında bulunan mevcut kadastro yapısının imar planına bağlı olarak değişmesi, mülkiyete ilişkin mevcut ekonomik değerlerin de değişmesine neden olmaktadır. Düzenleme sahasındaki parsellerin objektif kriterlere göre değerlendirilmemesi ve düzenleme ortaklık payı (DOP) adı altında en çok %45'e kadar yapılan bedelsiz kesintilerin kaçınılmaz olması, imar planı bütünlüğü içinde adaletsiz bir uygulama olarak görülmektedir. Ayrıca, mevcut uygulamalarda düzenleme sahası içinde imar planı verilerinin her imar adası için farklı olabileceği, bu nedenle düzenleme çalışmaları ile DOP kesintisinden kaynaklanan değer kaybının parselin düzenlemeden sonra kazanacağı değer artışı ile dengelenemeyeceği düşünülmektedir. Bu nedenle, özellikle düzenleme sahası içerisinde yer alan parsellerin objektif kriterlere göre değerlendirilmemesi nedeniyle parsellerin yeniden dağıtımı aşamasında sorunlar ortaya çıkmaktadır. Söz konusu sorunlara çözüm ihtiyacı, sürdürülebilir arazi yönetimi ve gelişimi için toplumsal katılımın sağlanması yanında kamunun da güçlenmesi gerektiği, farklı ülkelerin uygulamaları incelendiği zaman ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda, toplumsal düzeyde oluşan kentsel arazi gelişimi bilinci içerisinde oluşan 'değer kazanımının eşit paylaşımı' hedefli bir dağıtım kriteri olarak "alan esaslı" yöntemin uygulanması yerine, "değer esaslı" bir yöntem olan eşdeğerlilik ilkesinin benimsenmesi gerekmektedir. Düzenleme öncesi ve sonrasında taşınmaz değerinin esas alındığı bu yöntem, taşınmazın yüzölçümü eksilmesinin düzenlemeden sonra kazanacağı değer artışı ile dengelenmesini hedeflemektedir. Ancak, mevcut uygulamaların her imar adası için farklı olabileceği ve bu teorik şartın hiçbir zaman gerçekleşemeyeceği de açıktır. Bu nedenle, arazi ve arsa düzenlemesi çalışmalarının yeniden kurgulanması gerektiği vurgulanmaktadır. Aslında konu, radikal bir değişim ile 'alan esaslı' yöntemin bir anda terk edilerek, yerine 'değer esaslı' yöntemin konulması değildir. Amaç, arazi ve arsa düzenlemesi yöntemindeki uygulama esaslarının kanun ve yönetmelikleri kapsamında çeşitlendirilerek zenginleştirilmesidir. Bu nedenle, öneri yöntemlerin modellenmesi ve yönetmeliğe uygun bir şekilde test edilmesi gerekir. Yapılan bu tez çalışması, ülkemizde 1977 yılında literatürümüze giren değer esaslı (eşdeğerlilik ilkesi) düzenleme çalışmasının en önemli aşaması olan "taşınmazın birim değerinin belirlenmesi" konusunun, yürürlükteki Kamulaştırma Kanunu gereğince değeri belirlenmiş olan taşınmaz malların dağıtımının değer esasına dayalı olarak yapılması için gerekli metodolojinin geliştirilmesi ve uygulama modelinin belirlenmesini amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, bugüne kadar yapılmış olan yüksek lisans ve doktora tezleri, mevzuatlar, ulusal/uluslararası kitap, makale, bildiriler ile çeşitli ülkelerde uygulanan benzer yöntemler incelenmiş ve mevzuatımıza uygun bir model geliştirilmiştir. Modelin temelini oluşturan "değer esaslı" dağıtım yöntemi ile Isparta ili Merkez ilçesinde bulunan 425 no'lu düzenleme bölgesinde uygulama yapılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda "eşdeğerlilik" ilkesinin kullanımı ile uygulama yapılan bütün parsellerin aynı oranda değer kazanacağı, düzenleme çöncesinde %69 olan paylı mülkiyet yapısının düzenleme sonrasında %31'e düştüğü ve oluşan artık değerin kamuya aktarıldığı görülmüştür.Master Thesis Kentsel Alan Büyümesinin Kırsal Alanlarda Değer Değişimine Olan Etkisinin Cografi Bilgi Sistemi ile Araştırması: Konya Örneği(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Habi̇boğlu, Habi̇b Furkan; Yalpır, ŞükranTürkiye sahip olduğu zenginlikler bakımından gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer almaktadır. Artan nüfusla birlikte kentsel alanlara ihtiyaç gün geçtikçe dünyada olduğu gibi Türkiye'de de artmaktadır. Kentsel alanların artması, kırsal alanları etkilemektedir. Arsa ihtiyacının doğması ile kent çeperindeki tarım alanlarının, kentsel toprak niteliği kazanmasına neden olmaktadır. Bu alanların kentsel alan düzenlemesi beklentisi arazinin piyasa değerine yansımaktadır. Aslında kullanım şekli ve fiziki koşullarında bir değişim olmamasına karşın alım-satım değerine, beklenti ilkesi doğrultusunda bir rant artışı gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın amacı; fiziki olarak mevcut olmayan beklentiden kaynaklı değer artışını ve toplam değer üzerindeki etkisini tahmin etmektir. Kırsal alanlarda kentin büyümesinden dolayı yaklaşma etkisini ölçebilmek için Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) metotlarından olan Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP), En iyi ve en kötü yöntemi( BWM) ve istatistikî metotlardan Çoklu Lineer Regresyon Analizi (MRA) yöntemleri kullanılmıştır. Uygulama alanı olarak Konya'nın merkez ilçesi olan Selçuklu'nun Aşağı Pınarbaşı, Yukarı Pınarbaşı ve Sarıcalar mahalleleri belirlenmiştir. Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılarak yapılan uygulamada 5 temel kriter kullanılmıştır. Bu kriterler ulaşım, parsel özellikleri, merkeze uzaklık, tarım durumu ve imar durumudur. Her üç yöntemde de kriterler içinde en fazla ağırlığa sahip imar durumu kriteri ortaya çıkmıştır. 235 örneklem fiyatı bilinen parsel kullanılmıştır. Çalışma bölgesinde toplam parsel sayısı ise 2419 parselden oluşmaktadır. Performans değerlerine bakıldığında en uygun yöntemin MRA olduğu görülmektedir. R2 değeri 0,7705 dir. Çalışma sonucu uzman görüşüne göre ÇKKV yöntemlerinden AHP ve BWM yöntemleri uygulanmıştır. Bu yöntemlerden elde edilen sonuçlara göre kentsel alan niteliği kazanan ve bununla birlikte bazı planların etkisiyle beklentilerin değere etkisinin fazla olduğu gözlemlenmiştir. Fakat piyasa değerleri ile MRA modelleme sonucu, aslında bu beklentilerin yeteri kadar arazinin değerinde artışa neden olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu durum planlardan kaynaklı değer artışlarının piyasa koşullarında yeterli göz önüne alınmadığını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelime: Nazım imar planı, kentsel alan, plan, taşınmaz değerleme, kırsal alan değerlemesi, beklenti ilkesi, Çoklu Karar Verme.Master Thesis Kentsel Dönüşüm Alanında Fiziksel Değişimin İncelenmesi: Uluırmak Örneği(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Gürel, Şerife Betül; Oral, Murat; Yolcu, Merve ÖzkaynakSon yıllarda ülkemizdeki birçok kent hızlı bir şekilde gelişmekte ve değişmektedir. Bu değişim, kentsel alanların belirli bölgelerinde fiziksel yapının kötüleşmesi, altyapının yetersiz kalması, riskli alanların oluşması gibi sorunları da beraberinde getirebilmektedir. Kentsel dönüşüm, kentsel yenileme gibi proje süreçleri ile bu sorunlara çözüm üretilmeye çalışılmaktadır. Ancak, bölgenin mevcut yapısı, kimliği, bölgenin dokusu incelenmeden yapılan uygulamalar sonucu yeni değişiklikler, sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle kentsel dokunun kimliğinin belirlenmesi için gerekli analizlerin yapılması ve bu doğrultuda yapılan projelerin hayata geçirilmesi, yeni çıkabilecek sorunların önüne geçilmesi açısından değerlidir. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı Konya'nın Meram ilçesinde yer alan Uluırmak Rezerv Yapı Alanı'nda uygulanan kentsel dönüşüm projesiyle oluşan mekânsal değişimi ortaya koymak ve çalışma alanının eski ve yeni dokusunu karşılaştırılmasını değerlendirilerek yeni çalışmalara altlık oluşturmaktır. Çalışmanın ikinci amacı ise bölgedeki kullanıcıların dönüşümle ilgili düşüncelerini tespit etmektir. Çalışma yönteminde bölgenin sokak dokusu, bina yoğunluğu, yeşil alanlarının eski ve yeni durumları karşılaştırarak analiz edilmiş ve anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucu seçilen örneklem alanında, bölgenin eski durumuna göre kayda değer ölçüde mekânsal farklılıklar gösterdiği tespit edilmiş ve kullanıcı düşünceleri saptanmıştır. Sonuç olarak kentsel dönüşüm projelerinde, çalışmanın her aşamasında fiziksel ve sosyal boyutlarıyla ele alınmasının, kentsel alanlardaki mevcut dokunun analiz edilerek iyi anlaşılması sağlanmasının gerekliliği ve önemliliği ortaya çıkmıştır.Doctoral Thesis Manyeto-reolojik Akışkanların Sentezi ve Akışkan Özelliklerinin Manyeto-reolojik Akışkanlı Tekstil Kompozitlerde Titreşim ve Darbe Sönümleme Karakteristikleri Üzerine Etkisinin İncelenmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2024) Şafak, Şerife; Şaka, ZiyaManyeto-reolojik (MR) akışkanlar, manyetik alan etkisi ile viskoziteleri birkaç mili saniye gibi çok kısa zamanda önemli artış gösteren ve adeta "katı" gibi davranmaya başlayan akıllı malzemelerdir. Manyetik alanın kalkması durumunda ise ters yönde ve aynı hızda akışkan özelliklerinde geriye dönüş gerçekleşmektedir. Bu özellik sayesinde özellikle elektro-mekanik kontrol sistemlerinde uzun ömürlü, basit, az enerji tüketimine sahip, sessiz ve hızlı bir cevap mekanizması sağlayabilen MR akışkanlar giderek artan bir uygulama alanı bulmaktadır. Sedimentasyon/aglomerasyon ve MR etkinin düşüklüğü, MR akışkanların uygulamalarını kısıtlayan en önemli etkenlerdir. Son dönemlerde, MR akışkanın uygulama alanlarını sınırlayan bu durumu aşmak için, MR akışkanın emici matriste bulunduğu yöntemler üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. MR akışkanın sünger- açık hücreli köpük, keçe, elastomer veya kumaş gibi emici bir matristeki kılcal hareket ile sınırlandığı bu yöntemler; yüksek derecede kontrol istenen düşük ve orta seviyeli kuvvet uygulamalar için uygundur. MR sünger, köpük, jel ve elastomer malzemeler dışında son zamanlarda tekstil yapıları ile MR akışkanların birlikte kullanıldığı kompozit materyaller üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. MR akışkan tekstil/kumaş kompozit yapıları üzerine yapılan çalışmaların büyük çoğunluğu balistik koruma amaçlı kompozit yapıların geliştirilmesi ve karakterizasyonu ile sensörler üzerine yapılmıştır. Tez çalışmasında; MR akışkanların performansını etkileyen sedimentasyonu engelleyebilmek amacıyla sentezlenen MR akışkanlar polyester dokusuz yüzeylere aplike edilerek MR akışkanlı tekstil kompozitler üretilmiştir. Üretilen kompozitlerin titreşim sönümleme ve darbe emme/ absorbe etme özellikleri incelenmiştir.Doctoral Thesis Mukarnas Algoritmasının Bilgisayar Destekli Çözümlemeleri: Anadolu Örneklerinin Değerlendirilmesi(Konya Teknik Üniversitesi, 2022) Dinçer, Sevde Gülizar; Korumaz, Mustafa; Yazar, Abdurrahman Tuğrulİslam mimarisinin karakteristik öğelerinden biri olan mukarnas, yan yana ve üst üste eklenmiş prizmatik birimlerden oluşmaktadır. Zengin görsel etkisinin yanı sıra strüktürel ve matematiksel arka planı ile mukarnas tasarımı bütüncül bir yaklaşım şeklinde ele alınmalıdır. Yapım tarihi, bölgesi ve malzemesi üzerinden değerlendirildiğinde her bir mukarnas uygulamasının farklı metotlar ile üretildiği gözlenmiştir. Tasarım ve yapım tekniği analizlerinin genelleştirilmesi sonucunda farklı mukarnas üretim metotlarının anlaşılmaması, koruma ve onarım sorunları ve yeni yapılan örneklerde uygulama hataları gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Çalışmada incelenen Anadolu Selçuklu Devleti (1075-1308) ve sonrası dönemlerde uygulanmış mukarnas örneklerinin, diğer örneklerden ayrılarak malzeme kullanımı, strüktürel ve dekoratif detayları ile özgün bir tasarım-yapım sürecine sahip olduğu görülmektedir. Çalışmada genel bağlamda mukarnasın dönemsel gelişimi, tasarım ve üretim aşamaları ve güncel uygulamalardaki kullanımı ayrı başlıklar altında irdelenmiş ve yapılan değerlendirmeler sonucunda incelenen mukarnas örnekleri için alternatif bir yöntem belirlenmiştir. Geleneksel kurallar çerçevesinde belirlenen bu yönteme dayalı özgün bir mukarnas denemesi yapılmıştır. Özgün mukarnas denemesinin tasarım aşaması Unity oyun motoruna aktarılarak simüle edilerek 'Anadolu Mukarnası' uygulamasına dönüştürülmüştür. Çalışma sonucunda incelenen örneklere dayalı mukarnas üretim yöntemi belirlenmiş ve yeni mukarnas tasarımı denemeleri yapılmıştır.

